<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İyi &#039;Kötü Film&#039; &#187; Slasher</title>
	<atom:link href="http://iyikotufilm.com/etiket/slasher/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iyikotufilm.com</link>
	<description>&#34;kötü&#34; filmlerin nasıl seyredilmesi gerektiğini öğrenin, onlar genelde çok &#34;iyi&#34; dir.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 10:13:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Alice Sweet Alice aka Communion (1976)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/alice-sweet-alice-aka-communion-1976/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/alice-sweet-alice-aka-communion-1976/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 19:44:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abandoned Factory]]></category>
		<category><![CDATA[Absent Father]]></category>
		<category><![CDATA[Accusation]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Sole]]></category>
		<category><![CDATA[Alice Sweet Alice]]></category>
		<category><![CDATA[Alphonso DeNoble]]></category>
		<category><![CDATA[Attempted Murder]]></category>
		<category><![CDATA[Autopsy]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsız filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Basement]]></category>
		<category><![CDATA[Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Brooke Shields]]></category>
		<category><![CDATA[Butcher Knife]]></category>
		<category><![CDATA[Catholic Church]]></category>
		<category><![CDATA[Catholic Priest]]></category>
		<category><![CDATA[Catholicism]]></category>
		<category><![CDATA[Cockroach]]></category>
		<category><![CDATA[Communion]]></category>
		<category><![CDATA[Confessional]]></category>
		<category><![CDATA[Convent School]]></category>
		<category><![CDATA[Cross]]></category>
		<category><![CDATA[Dead Cat]]></category>
		<category><![CDATA[Doll]]></category>
		<category><![CDATA[Fish]]></category>
		<category><![CDATA[Fishbowl]]></category>
		<category><![CDATA[Goldfish]]></category>
		<category><![CDATA[Guilt]]></category>
		<category><![CDATA[Holy Terror]]></category>
		<category><![CDATA[Independent Film]]></category>
		<category><![CDATA[Insane Asylum]]></category>
		<category><![CDATA[Jane Lowry]]></category>
		<category><![CDATA[Kid]]></category>
		<category><![CDATA[Killing]]></category>
		<category><![CDATA[Landlord]]></category>
		<category><![CDATA[Linda Miller]]></category>
		<category><![CDATA[Mad Child]]></category>
		<category><![CDATA[Mildred Clinton]]></category>
		<category><![CDATA[Milk Bottle]]></category>
		<category><![CDATA[Mistaken Identity]]></category>
		<category><![CDATA[Moral]]></category>
		<category><![CDATA[Mother Daughter Relationship]]></category>
		<category><![CDATA[Mother Superior]]></category>
		<category><![CDATA[Murder]]></category>
		<category><![CDATA[Niles McMaster]]></category>
		<category><![CDATA[Obese Landlord]]></category>
		<category><![CDATA[Obesity]]></category>
		<category><![CDATA[Old Woman]]></category>
		<category><![CDATA[Paper Bag]]></category>
		<category><![CDATA[Paula E. Sheppard]]></category>
		<category><![CDATA[Paula Sheppard]]></category>
		<category><![CDATA[Pedophile]]></category>
		<category><![CDATA[Police Station]]></category>
		<category><![CDATA[Priest]]></category>
		<category><![CDATA[Psychopath]]></category>
		<category><![CDATA[Psychotic]]></category>
		<category><![CDATA[Rampage]]></category>
		<category><![CDATA[Religion]]></category>
		<category><![CDATA[Rosemary Ritvo]]></category>
		<category><![CDATA[Rudolph Willrich]]></category>
		<category><![CDATA[Secret]]></category>
		<category><![CDATA[Serial Killer]]></category>
		<category><![CDATA[Shopping Bag]]></category>
		<category><![CDATA[Sister Sister Relationship]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Spilled Milk]]></category>
		<category><![CDATA[Stabbed To Death]]></category>
		<category><![CDATA[Stabbing]]></category>
		<category><![CDATA[Staircase]]></category>
		<category><![CDATA[Strangulation]]></category>
		<category><![CDATA[Surprise Ending]]></category>
		<category><![CDATA[Sürpriz sonlu filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Year 1963]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=6867</guid>
		<description><![CDATA[Alice, Sweet Alice, 1976 yılında çekilmiş, bağımsız Amerikan slasher sinemasının örneklerinden biri. Yönetmeni Alfred Sole, yönetmen olarak piyasada fazla tutulmamış bir isim. Tutulmamasının nedenlerini ise işbu filmden anlamak gayet mümkün. Film, 12 yaşındaki Alice’in etrafında geçiyor. Annesiyle babası boşanmış olan Alice, annesinin yanında kendinden birkaç yaş küçük kız kardeşi Karen ile küçük bir apartman dairesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/12/alice-sweet-alice.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6868" title="alice,-sweet-alice" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/12/alice-sweet-alice.jpg" alt="" width="271" height="385" /></a>Alice, Sweet Alice, 1976 yılında çekilmiş, bağımsız Amerikan slasher sinemasının örneklerinden biri. Yönetmeni Alfred Sole, yönetmen olarak piyasada fazla tutulmamış bir isim. Tutulmamasının nedenlerini ise işbu filmden anlamak gayet mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, 12 yaşındaki Alice’in etrafında geçiyor. Annesiyle babası boşanmış olan Alice, annesinin yanında kendinden birkaç yaş küçük kız kardeşi Karen ile küçük bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Katolik olan ailenin kilise ile bağları oldukça güçlüdür. Anne ile kilisenin rahibi arasında seviyeli bir ilişki bulunmaktadır. Dahası Karen, ilk komünyonu için hazırlanmakta iken, nazlı bir bebek edasıyla ortalıkta salınan kız kardeşine karşı sürekli olarak kıskançlık belirtileri göstermekte olan Alice ile ne annesi ne de başka biri baş edememektedir. Kimselerin uğramadığı bodrum katlarında kendine has bir dünya kuran Alice, garip davranışları ve sarı yağmurluğu ile ortalıkta dolaşmaktayken, ailenin çevresine aynı  renk ve tip yağmurluk giymiş ve maske takmış bir katil dadanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet komünyon günü gelir çatar. Kız çocukları masumiyetin simgesi olan beyaz elbiseler ve duvakları içinde altara inci gibi dizilir. Altara doğru giden kuyruğun son sırasında bulunmakta olan Karen ise henüz kapıdan çıkamadan sarı yağmurluklu katil tarafından öldürülerek, kilise içindeki bir  tabuta kapatılır. Henüz komünyon bitmeden ceset, cemaat tarafından fark edilir ve aile, yas sürecini başlatır. Yalnız kardeşiyle arası hiç iyi olmamış sorunlu çocuk Alice, komünyon sırasında kiliseye geç gelmesi dolayısıyla şüpheleri çoktan kendi üstüne çekmiştir. <span id="more-6867"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Olay sonrası aile birbirine kenetlenmeye çalışmışsa da teyzenin tıpkı Alice gibi giyinen yağmurluklu ve maskeli katilin saldırısına uğramasıyla Alice iyice zan altında kalır. Şehir dışında yeni karısıyla yaşayan baba bir süreliğine eve döner. Alice, tedavi görmek üzere bir akıl hastanesine yatırılır. Alice’in dış dünyadan uzaklaştırılması, cinayetleri önleyecek midir? İşte çile çeken, pardon izleyen bilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Alice, Sweet Alice’in sanıyorum en önemli özelliği Brooke Shields’ın ilk oynadığı film olması. Alice’in kızkardeşi Karen’ı canlandıran oyuncu, henüz filmin başında öldürülmesine rağmen filme gelecek dönemlerde işine yarayacak büyük bir katkı sağlamış. Zira film, belli ki Brooke Shields isminin azmettiriciliğiyle, aralıklarla tekrar tekrar vizyona sokulmuş. İlk olarak Communion ismiyle 1976’da, Alice, Sweet Alice ismiyle 1978’de ve de Holy Terror ismiyle 1981’de yeniden yayınlanmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Alice’i canlandıran Paula Sheppard’ın filmografisindeki film sayısına bakınca yüzünün pek gülmediği anlaşılıyor. Alice’lerin aynı apartmanda oturan ev sahibi obez adamı canlandıran Alphonso DeNoble’ın da ilginç bir hikâyesi var. Filmin de çekildiği New Jersey’de bir eşcinsel barında çalışan DeNoble, yönetmenin isteğiyle bu filmde rol almış, daha sonra yine düşük bütçeli iki adet film de daha boy göstermiş bir isim. Filmde canlandırdığı “iğrenç” karakterine rağmen, sırf beslediği kediler dolayısıyla benden tam puan aldığını da yazmadan geçemeyeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, finale varmadan katilin kimliğinin açıklandığı noktaya kadar, yer yer çöp film havası verse de, ilgiyle izlenen bir yapıya sahip. Katilin kimliğinin açığa çıkması sonrası da ilgiyle izleniyor elbette ama daha iyi olabilecekken, ortada sap gibi bırakılmış izlenimi de vermiyor değil. Çocuk katil, yağmurluklu katil, maskeli katil vb. temalardan hoşlanan izleyiciler için iyi bir seyirlikken, isteyen filmi bir kız çocuğunun çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi travması olarak da seyredebilir. Zira din ile baskılanan ve babadan ayrı yaşayan bir kızın, ergenlik denilen içine düştüğü kuyudan çıkmak üzere çabalamasına rağmen, çevre tarafından kuyunun dibine itilme hikâyesi olarak da bakılabilir filme. Öyle ya, her tavşan bizi ferah bir kuyuya götürecek değil…</p>
<p><strong>Tuğba Keleş (ninjatugba@gmail.com)</strong></p>
<p><a href="https://twitter.com/#!/ninjatugba"><strong>twitter.com/ninjatugba</strong></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/12/alice-sweet-alice2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6874" title="alice,-sweet-alice2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/12/alice-sweet-alice2.jpg" alt="" width="649" height="2811" /></a></p>
<p><iframe src="http://www.youtube.com/embed/b5QEAH35vM4" frameborder="0" width="640" height="480"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/alice-sweet-alice-aka-communion-1976/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Türün Doğuşu: Slasher</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 12:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[13 Ghosts]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Maniacs]]></category>
		<category><![CDATA[A Hatchet for Honeymoon]]></category>
		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[And There Were None]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Milligan]]></category>
		<category><![CDATA[Bankhead]]></category>
		<category><![CDATA[Bay of Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Black Christmas]]></category>
		<category><![CDATA[Blood and Black Lace]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Feast]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Voyage]]></category>
		<category><![CDATA[Bloodsucking Freaks]]></category>
		<category><![CDATA[Bloodthirsty Butchers]]></category>
		<category><![CDATA[Cameron Mitchell]]></category>
		<category><![CDATA[Cat O’Nine Tails]]></category>
		<category><![CDATA[Color me blood red]]></category>
		<category><![CDATA[Das Cabinet des Dr. Caligari]]></category>
		<category><![CDATA[David Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Deep Red]]></category>
		<category><![CDATA[Dehşet Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Drive-in Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Wallace]]></category>
		<category><![CDATA[En korkunç filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fanatic]]></category>
		<category><![CDATA[Four Flies on Grey Velvet]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Coppolla]]></category>
		<category><![CDATA[Freddie Francis]]></category>
		<category><![CDATA[Fright Break]]></category>
		<category><![CDATA[Fritz Lang]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Georges Clouzot]]></category>
		<category><![CDATA[Herschell Gordon Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Hills Have Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[Homicidal]]></category>
		<category><![CDATA[House on the Edge of the Park]]></category>
		<category><![CDATA[Hush Sweet Charlotte]]></category>
		<category><![CDATA[Inferno]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Janet Leigh]]></category>
		<category><![CDATA[Joel Reed]]></category>
		<category><![CDATA[John Saxon]]></category>
		<category><![CDATA[Just Before Dawn]]></category>
		<category><![CDATA[Last House on the Beach]]></category>
		<category><![CDATA[Les Diaboliques]]></category>
		<category><![CDATA[Maniac]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Meat Cleaver Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Mother of Tears]]></category>
		<category><![CDATA[Night Must Fall]]></category>
		<category><![CDATA[Nightmare]]></category>
		<category><![CDATA[Norman Bates]]></category>
		<category><![CDATA[Nurse Sherri]]></category>
		<category><![CDATA[Panic]]></category>
		<category><![CDATA[Paranoiac]]></category>
		<category><![CDATA[Peeping Tom]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Dennis Steckler]]></category>
		<category><![CDATA[Repulsion]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Aldrich]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Bloch]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Scream of Fear ve The Full Treatment]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher movies]]></category>
		<category><![CDATA[Suspiria]]></category>
		<category><![CDATA[Sweeney Todd]]></category>
		<category><![CDATA[Teenage Psycho Meets Bloody Mary]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chain Saw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Bird with the Crystal Plummage]]></category>
		<category><![CDATA[The Gore-Gore Girls]]></category>
		<category><![CDATA[The House of Haunted Hill]]></category>
		<category><![CDATA[The Hunchback of Soho]]></category>
		<category><![CDATA[The Last House on the Left]]></category>
		<category><![CDATA[The Nightwalker]]></category>
		<category><![CDATA[The Phantom of Soho]]></category>
		<category><![CDATA[The Psychopath]]></category>
		<category><![CDATA[The Soho Ripper]]></category>
		<category><![CDATA[The Thrill Killers]]></category>
		<category><![CDATA[The Undertakes and His Pals]]></category>
		<category><![CDATA[The Virgin Spring]]></category>
		<category><![CDATA[Thirteen Women]]></category>
		<category><![CDATA[Toolbox Murders]]></category>
		<category><![CDATA[Traitors Gate]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Whatever Happened to Baby Jane]]></category>
		<category><![CDATA[Whispers of Fear ve Symptoms]]></category>
		<category><![CDATA[William Castle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=6433</guid>
		<description><![CDATA[Slasher alt türü genellikle bir seri katilin insanları vahşi şekilde öldürmesini anlatan filmlerin girdiği kategoridir. Katiller genellikle bıçak, ustura, balta gibi kesici aletler kullanır. Genellikle çoğu korku filmi bu tarz bir konuya sahip olsa da slasher türünü diğer türlerden ayıran kendine ait karakteristik özellikleri vardır. Türdeki filmler çok keskin olmasa da iki kola ayrılır; katilin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/slasher.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6434" title="slasher" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/slasher.jpg" alt="" width="646" height="217" /></a>Slasher alt türü genellikle bir seri katilin insanları vahşi şekilde öldürmesini anlatan filmlerin girdiği kategoridir. Katiller genellikle bıçak, ustura, balta gibi kesici aletler kullanır. Genellikle çoğu korku filmi bu tarz bir konuya sahip olsa da slasher türünü diğer türlerden ayıran kendine ait karakteristik özellikleri vardır. Türdeki filmler çok keskin olmasa da iki kola ayrılır; katilin kimliğinin belli olduğu filmler ve katilin kimliğinin belli olmadığı filmler. Kim olduğunu bildiğimiz filmlerde katiller bazen maske taksa da insanları öldürür, kimin yaptığını biliriz. Katilin belli olmadığı filmlerde ise katil ya maske takar ya da kamera ve ışık oyunlarıyla yüzü görünmez, kim olduğu anlaşılamaz. Bu filmler genelde polisiye yapı üzerine kurulur, filmde bir dedektif olmasa da izleyici kendini dedektif yerine koyup katilin kim olduğu hakkında tahminler yürütür ve film sürpriz bir son ile biter.</p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle modern ve post-modern örnekleriyle pek fazla alakası olmasa da ilk slasher örneği olarak Alfred Hitchcock’un yönettiği 1960 yapımı Psycho gösterilir. Fakat Psycho’dan aylar önce izleyiciyle buluşan Peeping Tom bilinen ilk slasher filmidir. Film, kurbanı olan kadınları öldürürken bir yandan da kameraya çeken psikopat bir katili anlatmaktadır. Psycho’nun bütçesinin çeyreği kadar bir para ile çekilmiş olan Peeping Tom gösterime girdiğinde büyük tepkiler almıştır.<span id="more-6433"></span>Alman oyuncu Karlheinz Böhm tarafından canlandırılan Mark Lewis adındaki katil, en az Norman Bates kadar derin bir karakterdir ve Psycho kadar Peeping Tom da Freud’umsu karakter tahlillerine sonuna kadar açık bir filmdir. Aynı zamanda filmde Helen’ın kör annesinin gerçekleri görüp Mark’ın gerçekte kim olduğunu bilen tek kişi olması gibi bolca sembolizm de kullanılmaktadır. Fakat Psycho’nun aksine filmin başında Mark’ın katil olduğunu öğreniriz, öldürürken yüzlerinde oluşan dehşet ifadesini görüntüleyip evindeki projektörde izlediğini biliriz; bilmediğimiz şey ise bunun sebebidir. Nihayetinde eleştirmenlerin küçümseyici ve aşağılayıcı eleştirileri yüzünden yönetmeni Michael Powell’ın kariyerini mahveden Peeping Tom, bugün bakıldığında korku türünün klasikleri arasında doldurulamaz bir yere sahiptir. Film bir yandan sonuna kadar izleyiciyi istismar ediyor, bir yandan da bilmeden “slasher” adındaki bir türün tohumlarını atıyordu. Peeping Tom, 1961 senesinde ülkemizde de Kadın Katili adıyla sinemaları ziyaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psycho’ya dönecek olursak, Mark Lewiss’in babasıyla olan ilişkisi kadar hastalıklı bir ilişki de Norman Bates ve annesi arasında vardır. Filmde ana karakterin 45 dakika sonra öldürülmesi gibi cesur manevralar da bulunmaktadır, şimdiki gibi sürpriz bir son için kasan bir sinema anlayışının o zamanlar pek bulunmadığını hatırlatmakta fayda var. Film boyunca sadece iki kişi öldürülmesine rağmen çoğu kişiye göre Psycho, slasher türünün ilk örneğidir. İki filmdeki katil de ruh hastasıdır fakat basmakalıp “deli katil” karakterler değildir. İkisi de gözetlemeyi sever, biri bunu kamerası ile yapar, diğeri ise banyo duvarındaki bir delik ile. İkisi de çekingen ve sessiz sakin kişilerdir. Evrim geçirerek maskeli katillere dönüşecek olan ilk slasher katili örneklerine kısaca göz attığımıza göre daha da geçmişe gidebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/NORMANBates.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6441" title="NORMANBates" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/NORMANBates.jpg" alt="" width="281" height="336" /></a>1932 yılında çekilen Thirteen Women, bir kadının öğrenci yurdundayken melez olması nedeniyle kendisini küçümseyen eski okul arkadaşlarından intikam almasını anlatmaktadır. Çok geniş bir bakış açısı ile yaklaşırsak slasher temellerinin ilk bu filmde atıldığını görebiliriz. Agatha Christie’nin On Küçük Zenci kitabından (daha doğrusu kitaptan uyarlanan tiyatro oyunundan) beyazperdeye adapte edilen 1945 yapımı And There Were None ise kendisinden onlarca yıl sonra çekilecek olan pek çok slasher filmi ile benzer özellikler taşımaktadır. O zamanlar korku filmleri Universal Stüdyoları’nın canavar filmleriyle bağdaştırıldığından Thirteen Women ve And There Were None farklı polisiye denemeleri olarak kalsa da iki film de kendisini seyrettirmeyi başardı. Filmler ne kadar eski tarihli olsa da izleyici kitlelerinin tarih boyunca katliama aç olduğu yadırganmayacak bir gerçektir. Kolezyumlarda yapılan dövüşler, arenalar, gladyatörler; izleyiciler hepsini kan görmek, cinayet görmek için izliyordu. İnsanlık medeniyet yolunda ilerledikçe bu tarz eğlenceler de ellerinden alındı, sonrasında yapay cinayetler izletilmeye başladı. 1892 yılında Paris’te açılan Grand Guignol başta olmak üzere özellikle Avrupa’da görülen “dehşet tiyatroları”, seyircilerin akınına uğruyordu. Bu tiyatrolarda oynayan eserler, kanlı cinayetleri ve özellikle kadın ölümlerini göstermekten çekinmiyordu. Oyunların birçoğu altmışlı yıllarda şu an sinema piyasasının içinde bulunduğu durumu özetlercesine beyazperdeye uyarlandı. Günümüzde uyarlanan korku filmlerinin aslında bu tiyatrolardaki oyunların suyunun suyu olduğunu bilmek tuhaf. Korku tiyatrolarını başka bir yazıya bırakarak kaldığımız yere geri dönelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmseverlerin ve film yapımcılarının Psycho’yu, insanları, genellikle gençleri kesici aletlerle öldüren manyakları detaylarıyla gösteren filmlerin başlangıç noktası olarak göstermeleri haklı bir iddiadır. Psycho’nun –özellikle- duş sahnesine yapılan göndermeler hala günümüzdeki filmlerde bile yer almaktadır. Lucio Fulci bile New York Ripper filminin Hithcock’a bir saygı duruşu olduğunu söylemiştir. Psycho, türde böylesine etki yaratan bir film olmasına rağmen filmde çok fazla vahşet ve kanlı sahne olmaması da ayrı bir noktadır. Psycho kitabının yazarı Robert Bloch’un vahşet <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/dascabinetdesdrcaligari01.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6446" title="dascabinetdesdrcaligari01" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/dascabinetdesdrcaligari01.jpg" alt="" width="330" height="265" /></a>sahneleri genellikle filmde yoktu, filmin en kanlı sahnesi olan merdivendeki cinayet sahnesi ise çoğu filmin ilk birkaç saniyesinde geçebildiği bir örnektir. Deli katil konsepti de orijinallikten çok uzaktadır, yeterince geriye gidersek 1920 tarihli sessiz klasik Das Cabinet des Dr. Caligari filminde bile aynı temanın kullanıldığını görebiliriz (Burada meraklısına ilginç bir not: Filmin 1962 tarihli yeniden çevriminin senaristi Robert Bloch’tır.). Hitchcock’ın modern Amerika’da geçen kan dondurucu hikâyesi kendisinden yaklaşık yirmi sene sonra çıkacak slasher türündeki filmlerde olduğu gibi ahlaksızlığı ölümle cezalandırmaktadır. Bunun yanı sıra seyirciyi beklenmedik şeylerle şoke eder, filmdeki cinayetler ve filmin sonu kesinlikle izleyici tarafından tahmin edilmemiştir, özellikle afişte filmin yıldızı olarak gösterilen Janet Leigh’in filmin ilk yarısında öldürülmesi doğal olarak umulmayacak bir olaydır. 1960 yılının şartlarına göre Psycho, seyirciyi yanlış yönlendirmenin ve şaşırtmanın nadir bir örneğidir. Fakat Psycho’dan 5 sene önce çıkan Fransız yapımı, Henri Georges Clouzot’un yönettiği Les Diaboliques, beyazperdede bir insanın başka bir insanı tuhaf ve doğaüstü olaylarla çıldırmaya çalışmasının başlangıcıdır. Özellikle seyirciyi dehşete düşüren, küvetten kalkan ceset sahnesi filmin en bilinen, en etkili sahnesidir. Film, girmenin zor olduğu Amerikan piyasası dâhil olmak üzere uluslararası bir başarıya imza atmıştır. İki filmin de en korkutucu sahnelerinin banyoda geçmesi ne kadar tesadüftür bilemeyiz. Belki Hitchcock film büyük bir hit olduğunda filmi izleyip küvet sahnesinde herkesin etkilendiği biçimde etkilenerek izleyenleri aynı şekilde korkutacak, Hollywood tarzı bir korku filmi çekme kararı almıştır, bunu da bilemeyiz. Fakat Diabolique’i görmek için saatlerce sırada bekleyen, kısa bir süre sonra düşük bütçeli filmleriyle tanınacak olan Amerikalı yapımcı, yönetmen, yazar ve oyuncu William Castle olayı çözmüş ve röportajlarında anlatmıştır. Castle, izleyicilerin tanımadığı Fransız oyunculara değil, filmin vadettiği korkuya akın ettiğini anlamıştı. Filmin yıldızı filmdeki korkunç sahnelerdi ki bu da kendisinin işine yarıyordu çünkü o zamana kadar çektiği filmlerde asla yıldız oyuncuları oynatamamıştı. Bu motivasyonla önce Macabre, hemen ardından The House of Haunted Hill adlı filmleri çekerek kendini piyasaya tanıttı.</p>
<p style="text-align: justify;">Psycho’nun ticari başarısı doğal olarak taklitlerinin türemesine yol açtı. Yine William Castle,1961 yılında Homicidal adlı filmi ile izleyicilerin karşısına çıktı. Homicidal, Psycho tarzı gerilim ve Hammer Stüdyoları tarzı gore’u birleştiren bir filmdi. Hitchcock’un itinayla kaçındığı görüntülerin aksine Homicidal’da bıçağın girişi ve kanın çıkışı açıkça gösteriliyordu. Aynı zamanda bir kopan kafa sahnesi de vardı. İnsanlar Homicidal’ın Psycho’dan iyi olmasa da onun kadar iyi olduğunu düşünmeye başlamıştı ama şimdi bakıldığında unutulmuş bir filmdir. Filmin başarısında William Castle’ın The Tingler, House on Haunted Hill ve 13 Ghosts filmlerinde kullandığı pazarlama teknikleri de ön plandaydı,filmin reklamlarında eğer filmi izleyemeyecek kadar korkarsanız ve çıkmak isterseniz paranızın iade edileceği söyleniyordu. Finale yakın bir zamanda ekrana giren “Fright Break” seyirciye salonu terketmesi için 45 saniye zaman tanıyordu. Fakat bu hakkı kullanıp çıkmak isteyenlerin diğer seyircilerin önünden geçip sarı ayak izlerini takip ederek lobiye gitmeli, oradan da Korkaklar Köşesi adı verilen vezneye giderek “Ben hakiki bir korkağım” demeleri gerekiyordu. Filmi izleyenlerin %1’i bu eziyeti çekip paralarını geri almışlardı. Castle’ın hemen ardından Hammer stüdyoları modern zamanda geçen iki gerilim filmiyle geldi: Scream of Fear ve The Full Treatment. Bu tarz filmlerden oluşan bir furya tetiklenmişti, sinemalara peşi sıra kafayı yemiş katillerin insanları öldürdüğü filmler gelip gidiyordu. Paranoiac, Nightmare, Maniac, Panic ve Hysteria ya Psycho’dan ya da Les Diaboliques’ten esinlenmiş, hatta bazen iki filmin bir karışımı halinde perdeye dökülmüş filmlerdi. Fakat hepsi de yapmacık konularıyla ve yetenek eksikliği ile donanmış, silik filmlerdi. 1962 senesinde Amerika’ya döndüğümüzde ise yönetmen Robert Aldrich kendisine şu soruyu sormuş gibiydi: “Ya gerçekten yaşlı ve delirmiş bir Bayan Bates olsaydı ve insanları o öldürseydi?” Sorunun cevabı başarılı bir film olan Whatever Happened to Baby Jane oldu. Film, eski Hollywood kraliçeleri Bette Davis ve Joan Crawford’u alışılmış olandan çok uzakta, delilik ve cinayetle boğuşan iki ihtiyar olarak resmediyordu. Bu deli kadın figürü, yapımcılara Tanrı’nın bir lütfu gibi geldi çünkü böylelikle eski ünlü oyuncuları alıp onları karakter oyuncusu olarak pazarlayabileceklerdi. Hem isim, hem yetenek; bir taşla iki kuş.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/straight-jacket.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6451" title="straight-jacket" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/straight-jacket.jpg" alt="" width="619" height="360" /></a>Robert Bloch, Psycho’nun yanında gayet dandik duran bir psikopat filmini,  1962 tarihli The Couch’u yazdıktan sonra 1964 yılında William Castle ile güç birliği yaparak başrolünde yine Joan Crawford’un oynadığı Straight-Jacket’ı yazdı. Filmin konusu, 20 sene önce kocasını ve kocasının metresini baltayla öldürdükten sonra akıl hastanesine yatırılan, Lucy Harbin adlı bir kadının eve dönüşünü anlatıyordu. Kızıyla yaşamaya başlayan Lucy’nin etrafındaki insanlar kafası balta ile kesilerek öldürülmeye başlayınca filmlerde sıkça görülecek olan “Acaba rüya mı yoksa gerçek mi?” düşüncesi ile yoğrulan film gayet iyiydi. Bir sene sonra Bloch ve Castle yine aynı temayı içeren bir filme daha imza attı: The Nightwalker. Aynı yıl Bette Davis yine bir Baby Jane çeşitlemesi olan Dead Ringer’da iyi ve şeytani ikizleri canlandırdı. Hammer Stüdyoları altta kalmayarak 1965 senesinde Davis’i  The Nanny adlı bir filmde oynatırken Tallulah Bankhead adlı aktrisi de Fanatic adlı filmde oynattı. Fanatic, bu “yaşlı, deli katil” türündeki filmlerin en iyilerinden biriydi. Üstelik renkli olarak çekilmişti. Filmin konusu yine Psycho’nun bir varyantıydı: Ya aslında Norman ölü, annesi yaşıyor olsaydı? Film, bir kaza sonucu ölen nişanlısının annesini ziyaret eden bir genç kızın başından geçenleri anlatırken olaya bolca paranoya katmayı ihmal etmiyordu. Bankhead’in canlandırdığı Bayan Trefoile aşırı dinci bir karakterdi ve oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu kıza yapmadığını bırakmıyordu. Baby Jane’in yönetmeni Robert Aldrich&#8217;in 1964 yaptığı dönüş Hush, Hush Sweet Charlotte adındaydı. Fakat önceki filme kıyasla sıkıcı, uzatılmış bir deneyimden ibaretti. Roger Corman’ın yancılarından Francis Coppolla adında genç bir yönetmenin İrlanda’da çektiği Dementia 13’te ve Night Must Fall adlı bir filmde kopan kafalar havalarda uçuştu. Psycho’dan bu yana geçen 3-4 sene içerisinde beyazperdede Fransız Devrimi’ndekinden daha fazla kafa kesilmişti.<br />
<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/repulsion.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6457" title="repulsion" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/repulsion.jpg" alt="" width="327" height="252" /></a><br />
1965 yılında yeni ve çok fazla bilinmeyen bir yönetmen olan Roman Polanski, bu katil yaşlı kadınları değiştirerek psikopatlığı Catherine Deneuve suretinde izleyicilerin karşısına çıkardı. Filmin adı Repulsion’dı. Polanski ve senarist Gerard Brach hikayedeki baş karaktere bolca vahşi halüsinasyon temin etmişti, bu sayede ani William Castle tarzı korkutmalara olan yolları açılmıştı. (Repulsion’ın gücüyle Polanski daha sonradan Castle’ın yapımcılığında Rosemary’nin Bebeği adlı filmi yönetmişti.) Kaçınılmaz olarak taklitler de peşinden geldi: Whispers of Fear ve Symptoms ilk akla gelen örneklerdir. Repulsion’ı takip eden sene Londra’da yer alan Amicus Yapım Şirketi psikolojik korku furyasına kapılarak The Psychopath adlı filme imza attı. Bloch tarafından yazılmasına ve Freddie Francis tarafından gayet iyi bir şekilde yönetilmesine rağmen Psycho ve Repulsion gibi modern korku filmlerine nazaran daha eski olan Edgar Wallace tarzı polisiye gerilim filmlerinin izinden gittiği için ayrı bir kefeye koyuldu. Bunun getiri açısından bir sakıncası yoktu çünkü altmışlı yıllarda Edgar Wallace –veya oğlu Bryan Edgar Wallace- uyarlamaları Avrupa’da, özellikle İtalya ve Almanya’da çok popülerdi (Freddie Francis, 1964 yılında Klaus Kinski’nin oynadığı Traitors Gate adında bir Wallace uyarlamasına da imza atmıştı). Alman yapımı Wallace uyarlamaları ya tuhaf cinayet toplumlarını ya da Hollywood’daki Transilvanya kadar otantik görünen sislerle kaplı Londra’da cinayetler işleyen psikopat katilleri anlatıyordu. Örnek olarak The Phantom of Soho, The Hunchback of Soho ve The Soho Ripper filmlerine göz atılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Perdeden çıkıp izleyicinin bilinçaltına yerleştirilen ahlak dersleri slasher filmlerinin temelinde yatmaktadır. Sevişirsen ölürsün, uyuşturucu kullanırsan ölürsün, birine kötülük yaparsan ölürsün gibi. Genellikle katillerin bir bahanesi vardır, bir sebebe dayanarak insanları öldürürler. Bazıları ise sadece manyaktır ve canı öldürmek istediği için öldürmüştür. Sebebi olan katillere yıllar önce bir kötülük yapılmıştır veya sevdiği birine (ya da bir şeye) zarar verilmiştir. Her motivasyonlu katil bu kadar kindar olmadığı için bunların dışında kalan “sebepli” katiller de bir şeyi elde etmek için çabalamaktadır. Alman filmlerinin havası inince İtalyan’lar bu filmlere rakip filmler üreterek kendi cinayet hikayelerini ortaya çıkartmaya başladılar.  Slasher türüne en çok etki eden alt türlerden biri de İtalyan’ların giallo janrıdır, özellikle Mario Bava tarafından çekilen Blood and Black Lace ve Bay of Blood daha sonradan birçok slashera ilham (ve tırtıklama) kaynağı olacaktır. Çok değil, Psycho’dan 4 yıl sonra, 1964 yılında filme alınan Blood and Black Lace sinemadaki ilk maskeli katil figürlerinden birini barındırmaktadır. Bir moda evindeki modelleri tek tek öldüren bu figürün amacı tamamen maddidir, tıpkı yönetmenin 1971 yılında çektiği Bay of Blood filmindeki gibi. Her iki film de çoğu giallo gibi ucuza mal olmuş filmler olsa da slasher türüne olan etkileri paha biçilemezdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/bloodblacklacewallpaper.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-6462" title="bloodblacklacewallpaper" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/bloodblacklacewallpaper-1024x777.jpg" alt="" width="301" height="228" /></a>Giallo türünde daha geriye gidersek asıl işi görüntü yönetmenliği olan Mario Bava’nın aksiyondan westerne, komediden dramaya birçok türü barındıran filmografisinde arada bir bu sapık katil konseptine geri döndüğünü görebiliriz. Bu filmlere A Hatchet for Honeymoon ve yönetmenin son filmi olan Shock örnek olarak gösterilebilir. Mario Bava öldükten sonra ise bayrağı oğlu Lamberto Bava devralmıştır ve A Blade in the Dark gibi başarılı bir filme imzasını atmıştır. Her ne kadar yönetmenlik, Bava ailesinde babadan oğula geçse de ailenin ruhani bir mirasçısı gibi görünen başka bir yönetmen de Mario Bava’nın hatlarını çizdiği giallo türünün detaylanmasını ve esas kalıba sokulmasını üstlenmiştir. Bu yönetmen tahmin edeceğiniz üzere Dario Argento’dur. Spagetti western türünde filmlerin senaristliği olarak başladığı kariyerini bir anda ters bir rotaya sokuşu, bir cinayet teşebbüsüne şahit olan Sam adındaki Amerikalı bir yazarın bu seri katille girdiği amansız mücadeleyi anlatan 1970 tarihli The Bird with the Crystal Plummage filmine denk gelir. Bir sonraki sene içerisinde Argento iki filmle birden geri döner: Cat O’Nine Tails ve Four Flies on Grey Velvet. Bu iki film de Bird with Crystal Plummage’ın izinden gitmektedir, hatta bu üç film toplamda yönetmenin ilk üçlemesi olan “Hayvan Üçlemesi”ni oluşturur. Babası Salvatore Argento’nun yapımcılığını üstlendiği bu filmler sayesinde Dario Argento kısa sürede İtalya’da, ardından dünya çapında bir üne kavuşur. Filmlerinin konusunda ve kanlı sahnelerinde Bava’nın etkisi kolaylıkla hissedilebilen Dario Argento’nun akıcı kamerası ile dışavurumcu set ve renk kullanımı ise diğer bir ilham kaynağı olan Fritz Lang’den gelmektedir. 1976 yılında çektiği Deep Red filminde ise türe inceden bir doğaüstü hava katmaya başlar, henüz filmin başında sahnede konuşma yapan medyum bir kadın izleyicilerin arasında bir katil olduğunu söyler ve bu vesileyle kendi ölümünün yolunu açmış olur. Bu doğaüstü hava, Argento’nun diğer bir üçlemesi olan, Suspiria, Inferno ve Mother of Tears’dan oluşan “Üç Anne”de daha da yükselmiş halde vücut bulur. Hitchcock gibi Dario Argento da filmlerinde konuk oyuncu olarak gözükmekten çekinmez. Filmlerinde görülen cinayetleri işleyen eller yönetmenin kendisine aittir. Tabii Alfred Hitchcock’u perdeyi açıp Janet Leigh’i bıçaklarken hayal etmek biraz zor olabilir. İtalya’yı geride bıraktığımızda en çok göze batan ülkeler olan Fransa, İspanya ve Almanya gibi ülkelerden gelen yönetmenler gerek Amerika’da gerekse kendi ülkelerinde istismar tabanlı filmler çekmeye başlamışlar ve başarılı olmuşlardır. Giallo türü ile ilgili ayrıntılı bir yazıyı <a href="http://iyikotufilm.com/italyan-giallo-filmleri/">sitemizde bulabilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;">Altmışlı ve yetmişli yılların giallo filmleri kan ve şiddet bakımından her ne kadar Hollywood yapımı emsallerinden fersah fersah önde olsa da yine altmışların başında Amerika’da çıkan “hard-gore” türündeki filmlerle karşılaştırıldığında gayet solgun ve kansız kalıyorlardı. Fakat düşük bütçelerine rağmen giallolar eli yüzü düzgün filmlerdi, hatta sık sık John Saxon ve Cameron Mitchell gibi Amerikalı “yıldız”lara ev sahipliği yapıyorlardı. Diğer tarafta gore filmlere bakıldığında bunların buram buram beceriksizlik kokan, yapım gücü en ucuz pornolara denk olan (ki zaten genellikle porno yapımcıları tarafından finanse edilen) ve amatör yönetmenler tarafından çekilen filmler olduğunu görmek hiç de zor değildi.  Bu yönetmenlerden en çok bilineni kuşkusuz Gore’un Kralı olarak tanınan Herschell Gordon Lewis’tir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/blood_feast_poster_02.jpg"><img class="size-large wp-image-6466 alignleft" title="blood_feast_poster_02" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/blood_feast_poster_02-1024x804.jpg" alt="" width="310" height="243" /></a>Bir süre İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra sinema dünyasına erotik film yapımcılığıyla giren Lewis, 1963 yılında çektiği Blood Feast filmi ile gore türüne girişini yaptı. Lewis’in ilk zamanlardaki ortağı David F. Friedman, Lewis’in Blood Feast için bulduğu senaryoyu Grand Guignol’daki bir oyundan ödünç aldığını söylemiştir. Filmin çekilme sebeplerinden birisi de çoğu yapımcının erotik filmlere kayarak piyasayı kalabalıklaştırmasıydı. Böylelikle Lewis, yine seyirciyi istismar edebileceği bir tür olan gore’u seçti. Bir süre çıplak filmleriyle seyircinin gözüne hitap eden Lewis, kariyerinin geri kalanında seyircilerin midesine meydan okudu. Blood Feast’te eski bir Mısır tanrıçasını canlandırmaya çalışan psikopat bir katil anlatılıyordu. Bu tanrıçaya bulduğu yeni organları ise talihsiz kurbanlar diye nitelendirebileceğimiz kadınlardan canlı canlı söküyordu. Bir sahnede bir kadının beyni çıkartılıyordu. Bir sahnede ise katil kurbanının dilini kopartıyordu. Lewis’in tamamen civardaki mezbahaların artıkları üzerine kurulu olan görsel efekt bütçesiyle kotarılan bu sahnede, kopartılan dil gerçek bir koyun diliydi; esans ve kızılcık şurubuna bulanmış ve kurbanı canlandıran aktrisin ağzına tıkılmıştı! Film altı günde yirmi bin dolara çekildi ve arabalı sinemalarda kulaktan kulağa bir dalga gibi yayılarak birkaç milyon dolarlık bir hasılat yaptı. Blood Feast özellikle Amerika’nın güneyinde seyircileri sinemaya çektiğinden Lewis bir sonraki filminin geçtiği bölge olarak da burayı seçti. İç Savaş’ın bitişinin yüzüncü yılını kutlayan bir güney kasabasına gelen Kuzeyli ziyaretçilerin kasaba halkı tarafından sadistçe öldürülmesini anlatan 1964 tarihli 2000 Maniacs en az Blood Feast kadar ilgi gördü. Filmde doğaüstü, sürpriz bir son da vardı. 2000 Maniacs’ın ilgi çekici bir yönü ise kendisinden sonra gelecek olan Texas Chainsaw Massacre, Hills Have Eyes ve Just Before Dawn filmlerindeki şehirli karakterlerin taşralı karakterler tarafından katledilmesi konusunu ilk kez kullanan filmlerden biri olmasıdır. Altmışların sonuna kadar Lewis bu tarz filmleri sıklıkla çekmeye devam etti. 1965 yapımı Color Me Blood Red, ihtiyacı olan kırmızı tonunu sadece kanla tutturabildiğini farkeden bir ressamdan bahsediyordu. 1967 yılında çektiği filmi A Taste of Blood, modern bir vampir hikâyesiydi. 1968’de yönettiği The Gruesome Twosome ise yaşlı bir kadının perukçuluk yapan oğlunu kadınların kafa derisini yüzerek peruk yapmaya yönlendirmesini anlatıyordu. Belki William Lustig’in 1981 tarihli Maniac filmine ilham kaynağı bu filmdir. Yine Grand Guignol&#8217;a selam çakan 1970 tarihli The Wizard of Gore sahne şovundaki tehlikeli sihir gösterilerine konuk ettiği kadın izleyicilerin kısa bir süre sonra gösterideki şekilde öldüğü Sihirbaz Montag&#8217;i anlatıyordu. Bu da yönetmen Joel Reed tarafından çekilen Bloodsucking Freaks adlı filme ilham kaynağı oldu, film ilk kez 1978 senesinde Incredible Torture Show adıyla gösterime girmişti. Filmdeki Sihirbaz Sardu gösterisinde insanları öldürmesine rağmen izleyicileri bunun sadece efekt olduğunu düşünmekteydi. Filmin DVD&#8217;si Troma şirketi tarafından piyasaya sürüldü.<br />
<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/The-Gore-Gore-Girls-1972.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6472" title="The-Gore-Gore-Girls-1972" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/The-Gore-Gore-Girls-1972.jpg" alt="" width="229" height="272" /></a><br />
Gore&#8217;un Kralı taklitçilere -veya sıradışı rakipler de denebilir- Bloodsucking Freaks&#8217;ten önce de sahipti. David Graham&#8217;ın 1966 tarihli filmi The Undertakes and His Pals, Sweeney Todd hikayesinin kanlı bir varyasyonuydu. Bloodthirsty Butchers ve The Ghastly Ones gibi filmlere imza atan Andy Milligan ise yetmişlerin sonuna kadar aktif bir şekilde gore piyasasında ismini duyurdu. Milligan filmlerinin her noktasında yer alıyordu. Yönetmen, senarist, kurgucu, montajcı, kostümcü, elektrikçi, sesçi, yapımcı, oyuncu, makyör ve daha birçok departmanda Milligan görevliydi. Başka bir kan manyağı ise efsanevi Teenage Psycho Meets Bloody Mary ve daha sonradan Alone in the Dark başta olmak üzere akıl hastahanesinden kaçan bir grup katilin kadınları öldürmesi konseptli, 1964 yapımı The Thrill Killers filmlerinin yönetmeni ve yıldızı olan Ray Dennis Steckler’dı.</p>
<p style="text-align: justify;">H.G.Lewis’in son gore filmi 1972 tarihli The Gore-Gore Girls oldu. Filmde bir striptiz kulübündeki kızları öldüren bir seri katil vardı (aslında tam bir giallo konusu). Lewis gore filmler yapıyordu çünkü Hollywood’da rakip bulamayacağı yani rahat olacağı tek tür buydu. Fakat 1966 yılında sinemada yaşanan devrim Lewis ve taklitçi\rakiplerini safdışı bırakmaya başlamıştı. Başarılı filmlerde artık beyazperde gerçekçiliği (daha doğrusu beyazperde şiddeti) göze çarpıyordu. Bu devrimin sebeplerinden en büyüğü televizyondu. İnsanlar artık evde bedava izleyebilecekleri şeyler için sinemaya para vermeye gerek olmadığını düşünüyordu. Yapımcıların bu olaya uyanması pek uzun sürmedi. Filmlerin daha ileri gitmesi, daha fazla şey göstermesi gerekiyordu yoksa sinema endüstrisi çökecekti. Kısa zamanda yenilikçi genç yönetmenler türedi ve bu yönetmenlerin hepsi de eski Hollywood gediklisi yönetmenlerin gösterebileceğinden daha fazlasını, daha ilerisini vadediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Lewis’in gore türünden vazgeçtiği 1972 yılında iki film gösterime girdi. Bunlardan ilki olan John Boorman’ın yönettiği Deliverance’ta taşralılar yine beyazperdedeki klasik görevlerine devam ediyorlardı. Doksan bin dolara, 16 mm’de amatör bir oyuncu kadrosuyla adı sanı duyulmamış bir yönetmen tarafından çekilmiş The Last House on the Left ise insanları tek kelimeyle yıkıp geçti. Filmin yönetmeni ve yazarı Wes Craven, Ingmar Bergman’ın The Virgin Spring filminden “esinlendiği” senaryosunda bir konsere giden iki kızı öldüren çete üyelerinin tesadüfen kızlardan birinin ailesiyle karşılaşmalarını anlatıyordu. Film hakikatten herkese göre değildi, detaylı –ve gerçekçi- şiddet sahneleri ile The Last House on the Left, izleyicilerin izlemeyi bırakıp kaçtığı filmlerden biri olarak korku tarihinde yerini almıştır. Tüm tiksindiriciliğine rağmen bu filmin de Last House on the Beach ve House on the Edge of the Park gibi taklitleri türemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’da boy gösteren dehşet filmleri furyasından bihaber izleyiciler ise o güne kadar izleyecekleri bütün korku filmlerini çocuk filmi gibi gösterecek olan bir filmle karşı karşıyaydı. 1974 yılında gösterime giren –ve hala korku klasiklerinden biri olan- Exorcist adındaki bu film gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan kitabın uyarlamasıydı. O güne kadar izlediği en korkunç film Psycho olan izleyiciler filmi görünce şok geçirmişti, 12 yaşındaki bir kızın “Fuck me Jesus” diyerek haç ile mastürbasyon yapması, filmin makyaj ve ses efektlerindeki başarısı, temelini insanların inançları üzerine kurarak (halkın şimdiki kadar bilgili veya açık görüşlü olmadığını da belirtmekte fayda var), üstelik gerçek bir hikâyeden esinlenildiğini söyleyerek korkutması filmi korku türünde ateşin icadına eşdeğer bir yere oturtmaktaydı. Ayrıca filmle ilgili şehir efsaneleri, sette olan kazalar, yaralanmalar ve ölümler de ayrı birer korku filmi gibiydi. Exorcist’in bu muazzam başarısı korku filmlerinin kamera arkasındaki isimlerini korkutmak yerine onlara ilham vermişti. Hemen bir sene sonrasında çıkacak olan iki film ise bunu doğrular niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6475" title="Texas-Chainsaw-Massacre" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg" alt="" width="608" height="339" /></a>İnsanların hala Exorcist’i tartıştığı sırada, 1974 yılının sonlarında izleyiciyle buluşan iki film slasher’ların çığa dönüşeceğinin sessiz bir emaresi gibiydi. Önce Ekim ayında sinemalara d    üşük bütçeli bir film geldi; film Exorcist’in yaptığı gibi gerçek bir olaydan esinlendiğini söylemekle kalmıyor, ham ve gerçekçi görüntüleriyle izleyiciye adeta ekranda yaşanan dehşetin gerçek olduğu hissiyatını veriyordu. Bu filmin adı Texas Chain Saw Massacre’dı. Aslında filmdeki hikâye (seri katil demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama) mezar soyguncusu bir ruh hastası olan Ed Gein’in hikâyesinden esinlenmişti. Film büyük bir başarı etti ve korku tarihinde çığır açarak en büyük markalardan biri haline geldi. Hala çizgi romanları, devam ve yeniden çevrim filmleri, aksiyon figürleri üretilen bu serinin detaylı bir yazısını sitede bulabilirsiniz. Senenin sonunda ise slasher kurulumunu iyiden iyiye şekillendiren Black Christmas gösterime girdi. Bir kız yurduna musallat olan katilin kızları teker teker öldürmesini izleyiciye anlatan film hem kutsal bir değer olan Noel’i böylesine bir katliamla ilişkilendirdiği için tepki aldı, hem de korku türü izleyicilerini kana ve vahşete acıktırdı. Black Christmas ile ilgili bir yazıyı da <a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/">sitemizde</a> bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Protesto kısmını es geçersek, iki filmin de izleyici tarafından kucaklanması yapımcıları harekete geçirdi. Çıtanın artık sabit kalması düşünülemezdi bile, izleyici daha fazlasını istiyordu. Daha fazla kan, daha fazla çığlık, daha fazla seks, her şeyin daha fazlası. Bu sırada iki filmi de taklit eden filmler peydah olmaya başladı: Drive-in Massacre, Meat Cleaver Massacre, Blood Voyage, Nurse Sherri gibi filmler başarısız da olsalar izleyicinin beklentilerini karşılıyorlardı çünkü arasında seçim yapabilecek çok fazla film yoktu. İtalyan cephesinde Giallo türü iyiden iyiye yerleşip sık ürünler verirken ilk maskeli katil denemeleri teker teker meydana çıktı. Brooke Shields’ın ilk kez göründüğü Alice Sweet Alice isimli film sarı yağmurluklu, taş bebek maskeli ufacık bir katilin cinayetlerini gösterirken Texas Chain Saw Massacre’ın yönetmeni Tobe Hooper’ın 26 yıl sonra yeniden çevrimini yapacağı Toolbox Murders bir alet çantası ile neler yapılabileceğini izleyiciye tüm detaylarıyla sundu.<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Halloween.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6480" title="Halloween" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Halloween.jpg" alt="" width="257" height="345" /></a> Tam yılda dört beş film çıkıp da bunların en iyi ihtimalle iki tanesinin güzel olduğu bir dönemde, 1978 yılında ortaya çıkan Halloween adeta Tatar Ramazan gibi bu oyunu bozdu ve slasher türünü katı kalıplara soktu. Bundan sonraki türdaşlarına da öncülük edecek olan Halloween hala en uzun korku filmi serilerinden biridir. Ülkemizde ilk kez gösterime Yabancı ismiyle giren film neredeyse hala uygulanan (veya parodi haline getirilen) slasher filmlerinin altın kurallarının çıkış filmidir. Filmin yaptığı hasılat neredeyse bütçesinin 200 katı olunca hiç hesapta yokken üç sene sonra bir devam filmi daha gelmiştir. Bu şekilde seriyi yeniden başlatan filmleriyle beraber 10 filmlik bir seriye dönüşen Halloween serisi ile ilgili yazıyı yine bu sitede okuyabilirsiniz.  Filmle ilgili ilginç bir anekdot ise başroldeki Jamie Lee Curtis’in oyuncu Janet Leigh’nin kızı olmasıdır. Annesi Psycho filminde, kızı ise Halloween filminde oynayarak slasher türüne ailece katkıda bulunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk slasher iskeletini Black Christmas oluşturmasına rağmen önceden de bahsettiğim gibi daha sonraki slasherlara ya örnek olacak ya da parodi haline gelecek kuralları temelde ilk Halloween filmi oluşturmuştur. Bir şehir efsanesini alıp gayet başarılı bir gerilim filmi haline getirmesine ve gençlerin bir katil tarafından teker teker öldürülmesine rağmen Black Christmas’ta bu kurallar yoktur, film sadece sırayla katil tarafından hangisi boştaysa öldürmeleri üzerine kuruludur. Fakat Halloween sevişme, uyuşturucu kullanma gibi gençlerin uzak durmaları gereken şeyleri yaptıklarında öldürülmeleriyle cinayetlerine ahlak dersi katması bir tarafa, bu türün olmazsa olmazı olan iki kavramı sabitlemiştir: Maskeli katil ve sona kalan kız. Bundan sonraki slasherlar için kullanılabilecek bir şema çıkartan Halloween’in başarısı doğal olarak kendisini taklit eden birçok filme de yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Orijinaliyle Alakası Olmayan Devam Filmleri &#8211; Bölüm Bir</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 13:25:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge]]></category>
		<category><![CDATA[Alone in the Dark]]></category>
		<category><![CDATA[Best Worst Movie]]></category>
		<category><![CDATA[Corey Feldman]]></category>
		<category><![CDATA[David Chaskin]]></category>
		<category><![CDATA[Debra Hill]]></category>
		<category><![CDATA[Friday the 13th Part V: A New Beginning]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween III: Season of the Witch]]></category>
		<category><![CDATA[I Madman]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Sholder]]></category>
		<category><![CDATA[jason voorhees]]></category>
		<category><![CDATA[John Carpenter]]></category>
		<category><![CDATA[Lance Henriksen]]></category>
		<category><![CDATA[Mangler 2]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Hamington-Wright]]></category>
		<category><![CDATA[Night Shift]]></category>
		<category><![CDATA[Retroactive]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Englund]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen King]]></category>
		<category><![CDATA[Ted Levine]]></category>
		<category><![CDATA[The Hidden]]></category>
		<category><![CDATA[The Mangler]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Atkins]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Troll 2]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=4519</guid>
		<description><![CDATA[İzleyici karşısına çıkıp da beğeni toplayan bir filmin hesapta yokken devamının çekilmesi genellikle kaçınılmazdır. Bu devam filmleri nadiren orijinalinden iyi olsa da genellikle ilkinin gölgesinde kalan, bir takım insanların parsayı götürmesi için çekildiği gün gibi ortada olan filmlerdir. Hele bir de orijinal filmle alakası olmayan devam filmleri var ki bu filmler bol bölümlü serilerde ekseriyetle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İzleyici karşısına çıkıp da beğeni toplayan bir filmin hesapta yokken devamının çekilmesi genellikle kaçınılmazdır. Bu devam filmleri nadiren orijinalinden iyi olsa da genellikle ilkinin gölgesinde kalan, bir takım insanların parsayı götürmesi için çekildiği gün gibi ortada olan filmlerdir. Hele bir de orijinal filmle alakası olmayan devam filmleri var ki bu filmler bol bölümlü serilerde ekseriyetle görülüp ayın ondördü gibi göze çarpar. Bu yazıda aklıma geldiği kadar bu filmleri yazdım. Baştan uyarayım, yazının geri kalanı filmler hakkında spoiler içeriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4533" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/mangler2poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4533" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/mangler2poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Mangler 2 (2001) :</strong></span> Filmin yönetmeni Michael Hamington-Wright sinema sektörüne ilk adımını Retroactive filmi için yazdığı senaryo ile atmış. Keşke orada kalsaymış! Retroactive gayet hoşuma giden bir filmdi fakat Michael bununla yetindi mi? Yetinmedi. Üst üste başarısız film senaryoları yazdı, yazdığı yetmezmiş gibi bir takım insanlar bunları çekti. Sene 2002 olduğunda ise kamera arkasına geçti, bu film aynı zamanda senaryosunu da yazdığı Mangler 2′ydi. Burada durup ilk Mangler filmine geri dönmekte fayda var. Mangler, Stephen King’in 1972 yılında yazdığı, bizde Hayaletin Garip Huyları ismiyle yayınlanan Night Shift adlı antoloji kitabındaki kısa bir öyküydü. Kitabın Türkçesindeki ismi Canavar, orijinalinde The Mangler  1995 yılında Tobe Hooper’ın yönettiği,  içinde “Buffalo Bill” veya “Stottlemeyer” Ted Levine ve Robert Englund’ın olduğu -ki kendisinin her filme tat katan “tatlandırıcı” bir aktör olduğunu düşünüyorum fakat bu filmde en fazla sakkarin etkisi yapabilmişti- bir uyarlamaya dönüştü. Çoğu Stephen King uyarlaması ile aynı makus talihi paylaşan ilk film pek ses getiremedi çünkü bir çamaşırhanede çalışan insanları kapıp parçalayan bir çamaşır katlama makinesi hikaye olarak neyse de beyaz perde için pek ilgi çekici bir fikir değildi. İkinci filme döndüğümüzde, ilk filmde yaşananlarla zerre kadar alakası olmayan bir devam filmiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Filme ismini de veren Mengene, yapay zeka sahibi bir bilgisayar virüsü. Okudukları okuldaki diğer öğrencilerin sömestr tatiline çıkması sonucu okulda kalan gençler, deneme aşamasındaki güvenlik sistemine yanlışlıkla bulaşan bu virüsle kedi fare oyunu oynamaya başlarlar. Çünkü okulda akla gelebilecek her şeyi kontrol edebilen bu virüs gençleri düşman bellemiş, onlara kan işetmek için elinden geleni yapmaya başlamıştır. Şahsi kanaatim, ilkiyle kıyaslanınca daha izlenebilecek bir gençlik-korku filmi olduğu. Çok umrunuzdaymış gibi de belirteyim; filmin IMDB puanı 10 üzerinden 2,3. Ama film, “Bishop” Lance Henriksen’i hemen altta göreceğiniz gibi, çok acayip bir rolde izlemek için bulunmaz bir nimet. <span id="more-4519"></span><a rel="attachment wp-att-4589" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/mangler-2-2002-2/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4589" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Mangler-2-20021.jpg" alt="" width="637" height="382" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4534" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/f13poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4534" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/f13poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Friday the 13th Part V: A New Beginning (1985): </strong></span>Serinin sözde son bölümü olan dördüncü bölümde Jason nihayet Corey Feldman tarafından canlandırılan ufak velet Tommy Jarvis tarafından parça pinçik ediliyor, fakat sonunda Tommy, Jason gibi psikopat bir hale geliyordu. Hatta ablası da endişelenip doktorlara soruyordu, “kardeşimin akıl sağlığından şüphe ediyorum” diye de doktorlar o şartlar halinde Tommy’nin psikopata bağlamasının gayet normal olduğunu savunuyordu. Final Chapter’ın hemen bir sonraki senesinde izleyiciyle buluşan A New Beginning, 13. Cuma serisinin beşinci ve seriyle neredeyse en alakasız filmi. Daha sonra değineceğim Halloween 3′te olduğu gibi, serinin tescili Jason bu filmde yok. Yani bu defa sevişen gençleri öldüren kişi Jason değil, başka biri. Final Chapter’daki olaylardan 10 sene sonrasına atlayan filmde Tommy Jarvis, büyümüş ve serpilmiş, sorunlu gençlerin bulunduğu bir rehabilitasyon merkezine getirilmiştir. İlginç olan şey, bu merkezin yıllar önce Tommy’nin akli dengesini yitirdiği mekana çok yakın olması. Tahmin edeceğiniz gibi karakter kurulumu aşamasında göreceğiniz bütün tipler aslında kurbanlık koyunlar çünkü filmin ilerleyen dakikalarında teker teker öldürülecekler. Film, 13. Cuma serisindeki en fazla cinayet sayısına ve çıplaklık miktarına sahip. Fakat Tom Savini’nin olmaması yetmezmiş gibi, bir slasher filminde en çok aranan şeylerden biri olan kan konusunda da ciddi sıkıntıları var. Katili tahmin etmeye de çalışmayın, sadece izleyin.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4585" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/friday-the-13th-part-v-a-new-beginning/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4585" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Friday-the-13th-Part-V-A-New-Beginning.jpg" alt="" width="617" height="369" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4532" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/h3poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4532" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/h3poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Halloween III: Season of the Witch (1982): </strong></span>Serinin değişmez karakteri olan maskeli katilinden muzdarip olan diğer filmimiz ise Halloween serisinin üçüncü halkası. Michael Myers’ın sadece televizyonda gösterilen ilk filmin reklamında göründüğü bu filmin, serinin diğer filmleriyle tek ortak özelliği Cadılar Bayramı zamanında geçmesi. Aslında çok kötü bir film değil fakat insan, filmin adında Halloween’i görünce beklentilerini yüksek tutuyor. John Carpenter ve Debra Hill’in sadece yapımcı olarak görev aldığı Halloween 3, Tom Atkins tarafından canlandırılan Doktor Dan Challis’in başından geçenleri anlatıyor. Çalıştığı hastahaneye gelen yaşlı bir adamın “hepimizi öldürecekler” temalı bağırışlarıyla işkillenen Challis, adama başta inanmaz; ta ki adam, tuhaf takım elbiseli tipler tarafından hastahanede öldürülene kadar. Adamın kızı Ellie ile işbirliği yapan doktoru, araştırması sonucunda karşısına çıkan bütün ipuçları Silver Shamrock adlı oyuncak fabrikasına götürür. Fabrikanın kurulduğu kasaba tuhaf bir yerdir, geceleri sokağa çıkma yasağı uygulanmakta, sokaklar kamerayla izlenmekte ve Ellie’nin babasını öldüren takım elbiseli adamlara benzeyen adamların sık sık görüldüğü bir kasabadır. Dan ve Ellie, Conal Cochran adındaki yaşlı bir adamın sahip olduğu fabrikanın aslında çok şeytani planlar üzerinde çalıştığını anlarlar. Sonrası da zaten kaçma, kovalamaca, falan, filan. Tek başına ele alındığında aslında kötü bir film olmayan Halloween 3, aynı zamanda serinin hayranlarından aldığı öfke dolu tepkiler üzerine bir sonraki filmde Michael Myers’ın dirilmesine sebep olan film olduğu kadar John Carpenter’ın filmi seriye dönüştürürken aklında olan, serideki her filmde Cadılar Bayramı’nda geçen değişik bir hikaye anlatma fikrinin de sonunu getiren filmdir. Filmde kullanılan Silver Shamrock reklam müziği ise belki de gelmiş geçmiş en sinir bozucu müziklerden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4586" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/halloween3-02/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4586" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/halloween3-02.jpg" alt="" width="653" height="313" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4531" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/anoesposter/"><img class="alignleft size-full wp-image-4531" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/anoesposter.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>A Nightmare on Elm Street Part 2: Freddy’s Revenge (1985): </strong></span>Wes Craven’ın esamesinin okunmadığı, 1982 yılında çektiği slasher filmi olan Alone in the Dark ve 1987 tarihli The Hidden’dan başka pek dişe dokunur işi olmayan yönetmen Jack Sholder’ın yönetip I, Madman’in senaristi David Chaskin’in yazdığı Elm Sokağı Kabusu serisinin ikinci filmi eşcinsel altmetinlerle doldurulmuş, ilkinin üzerinden ekmek yemeye çalışan vasat bir devam filmi. İlk filmdeki Thompson ailesinin oturduğu eve taşınan Walsh ailesinin oğlu Jesse’nin başından geçenleri anlatan filmde Jesse önce kim olduğunu bilmediği, korkunç görünümlü bir adamı (tahmin edin, kim?) rüyalarında görmeye başlıyor. Daha sonra Jesse’nin yakınındaki insanlar teker teker ölmeye başlıyor. Ve filmi ne yazık ki Freddy bile kurtaramıyor. Açıkçası Freddy, normalde yapmakta olduğu “gece işi”ni bırakıp Jesse’nin vücudunu ele geçirerek izleyiciyi korkutmaya çalışınca nereden tutsanız elinizde kalacak bir yapımla karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Bunun üzerine tuhaf ve bir o kadar da gereksiz yan karakterler, nereye gittiği belli olmayan diyaloglar, mantık ve devamlılık hataları da eklenince elimizde serinin hayranlarının yok saymakta çok haklı olduğu bir film kalıyor. Diğer ünlü slasher serilerinde olduğu gibi seyircinin neyi isteyip neyi istemediğini bariz bir şekilde belli eden A Nightmare on Elm Street 2, serinin çok erkenden farklı bir yöne sapma isteğinin direkten dönmesini sağlıyor, iyi ki de sağlıyor. Üstelik seride böyle bir film olunca diğer filmler gözümüze daha bir iyi görünüyor. Peşpeşe Elm Sokağı Kabusu serisini izlemem gereken durumlarda (neden böyle bir durum oluşuyor, bilemedim) bu filmi gönül rahatlığıyla atlayıp ilk filmin peşine üçüncü film olan Dream Warriors’ı bağlıyorum, kafam dinç oluyor. Aynı şeyi size de tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4587" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/a-nightmare-on-elm-street-part-2-freddy%e2%80%99s-revenge-1985/"><img class="size-full wp-image-4587 aligncenter" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/A-Nightmare-on-Elm-Street-Part-2-Freddy’s-Revenge-1985.jpg" alt="" width="569" height="442" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4530" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/troll2poster/"><img class="alignleft size-full wp-image-4530" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/troll2poster.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Troll 2 (1990) : </strong></span>Yanlış anlaşılmasın, Troll 2 çok sevdiğim bir filmdir. Fakat iki adet Harry Potter isimli karakter barındıran ilk filme baktığımızda daha fantastik bir konusu ve daha nereye gitmek istediğini bilen bir havası vardı. Troll 2′ye geri döndüğümüzde ise film daha en baştan şaşkınlık içinde olduğunu belli ediyor. Çünkü filmde bir tane bile troll yok. Onun yerine plastik maskeli goblinlerimiz var. Waits ailesi, Nilbog kasabasında (kasabanın ismindeki zeka pırıltısı her zaman beni benden almıştır) yaşayan bir aile ile evlerini bir süreliğine takas eder. Amaç kırsal kesimde geçirilecek bir tatildir. Fakat ailenin bilmediği şey Nilbog kasabasının goblinlerin yaşadığı, acımasız bir cadı tarafından yönetilen bir yer olduğudur. Bu durumda Waits ailesini ve başroldeki küçük oğulları Joshua’yı kim kurtarabilir? Tabii ki Joshua’ya sürekli goblinler hakkında masallar anlatan büyükbabası! Bu arada büyükbabası ölmüştür ve hayalet formatında ortada dolaşıp yalnızca Joshua’ya görünmektedir. Aile eve geldiğinde masada bulduğu yemekleri yemek için oturduklarında Joshua bu yiyecekleri yedikleri takdirde hepsinin goblin yiyeceği olacağını bilmektedir. Bu yüzden masaya çıkar ve yemeklerin üzerine işer. Babası burada filmde en sevdiğim replik olan “Misafirperverliğe işeyemezsin!” cümlesini kurar ve Joshua’yı cezalandırır. Ailesi tarafından haşarı bir çocuk olarak bilinen Joshua goblinlere karşı tek başınadır. Bu arada filme hiç lüzumu olmayan genç karakterler de dahil olur ve ortalık iyice panayıra döner. Aslında Troll 2 tek başına bir yazıyı, hatta bir siteyi hak eden bir film. Zaten kötü ününden dolayı da oldukça bilinmekte olduğundan dolayı kısa kesip yazıyı bitirmem daha yerinde olur. Filmi izlemediyseniz muhakkak izlemenizi, hatta peşinden filmin yapımını anlatan Best Worst Movie adlı belgeselini de izlerseniz tam olur.</p>
<p style="text-align: center;"><a rel="attachment wp-att-4588" href="http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/troll-2-1990/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4588" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/04/Troll-2-1990.jpg" alt="" width="631" height="373" /></a></p>
<p>Orijinali ile alakası olmayan devam filmleri serisinin ilk bölümü burada bitiyor. İlk aklıma gelen alakasız devam filmleri bunlar. Yazının devamı -tezat olacak ama- aynı formatta olacak ve biraz daha gün yüzü görmemiş veya unutulmuş filmlere yer vermeye çalışacağım. Aklınıza gelen bu tarz filmler varsa yazmaktan çekinmeyin.</p>
<p><strong><span style="color: #ff9900;">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/orijinaliyle-alakasi-olmayan-devam-filmleri-bolum-bir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>April Fool&#8217;s Day (1986)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/april-fools-day-1986/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/april-fools-day-1986/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2011 13:40:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[1986]]></category>
		<category><![CDATA[Alexandre Aja]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Steel]]></category>
		<category><![CDATA[April Fool's Day]]></category>
		<category><![CDATA[Back to the Future]]></category>
		<category><![CDATA[Beverly Hills Cop]]></category>
		<category><![CDATA[Clayton Rohner]]></category>
		<category><![CDATA[Danilo Bach]]></category>
		<category><![CDATA[Deborah Foreman]]></category>
		<category><![CDATA[Fred Walton]]></category>
		<category><![CDATA[Friday the 13th Part 2]]></category>
		<category><![CDATA[Hills Have Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Olandt]]></category>
		<category><![CDATA[Leprechaun]]></category>
		<category><![CDATA[Ridley Scott]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Someone to Watch Over Me]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas F. Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[When a Stranger Calls]]></category>
		<category><![CDATA[When a Stranger Calls Back]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=4336</guid>
		<description><![CDATA[1986 yılında popüler slasher türü son nefesini vermek üzereyken ortaya çıkan ve geçtiğimiz senelerde başarısız remake kurbanı filmler arasına giren April Fool&#8217;s Day, günün anlam ve önemi açısından karşınızda! Kalitesi gittikçe düşen yeniden çevrimler arttıkça yapımcıların April Fool&#8217;s Day (veya bizdeki adıyla Nisan Bir)&#8217;e el atması kaçınılmaz oldu. Özellikle Alexandre Aja&#8217;nın yönettiği Hills Have Eyes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify"><a rel="attachment wp-att-4341" href="http://iyikotufilm.com/april-fools-day-1986/aprilafis/"><img class="alignleft size-full wp-image-4341" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/aprilafis.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a>1986 yılında popüler slasher türü son nefesini vermek üzereyken ortaya çıkan ve geçtiğimiz senelerde başarısız remake kurbanı filmler arasına giren April Fool&#8217;s Day, günün anlam ve önemi açısından karşınızda!</p>
<p style="text-align: justify">Kalitesi gittikçe düşen yeniden çevrimler arttıkça yapımcıların April Fool&#8217;s Day (veya bizdeki adıyla Nisan Bir)&#8217;e el atması kaçınılmaz oldu. Özellikle Alexandre Aja&#8217;nın yönettiği Hills Have Eyes remake&#8217;inden sonra içimde oluşan &#8220;belki güzel olur&#8221; temalı düşünceleri yıkıp geçen 2008 tarihli April Fool&#8217;s Day, oyuncularının bile yaptıkları işe inanmadıkları, &#8220;bitse de gitsek&#8221; tadında takıldıkları başarısız bir filmdi. Yeniden çevrimi ne kadar kötüyse orijinal versiyonu o kadar iyi olan April Fool&#8217;s Day ise slasherlar arasında farklı bir konumda. Klasik slasher formülizasyonu ile yazılmış olsa da filmi izledikten sonra bu farklı konuma hak vereceğiniz film, o kadar ünlü örneği olup da ülkemizde yayınlanmayan slasher filmler arasında değil. DVD&#8217;sini piyasada rahatlıkla bulabilirsiniz fakat ekstra olarak pek bir şey beklemeyin. Özellikle filmin çekilip de bir türlü kimsenin ele geçiremediği, filmdeki kan seviyesini maksimuma yükselten alternatif sonu ise adeta hayal gibi. Bu alternatif sonun senaryo taslağı internette pek çok sitede yer alıyor, çekildiği de doğrulanmış, izlediğini söyleyenler de var ama bir kaydına rastlamak mümkün değil.<span id="more-4336"></span></p>
<p style="text-align: justify">Filmin yönetmeni Fred Walton&#8217;ı 1979 yılında çektiği When a Stranger Calls filminden ve belki de 1993 yılında devam filmi olarak televizyon için çektiği When a Stranger Calls Back&#8217;ten tanıyabilirsiniz. Walton&#8217;ın filmografisinin geri kalanını televizyon filmleri oluşturuyor. Senarist Danilo Bach ise ilk Beverly Hills Cop filminin hikayesini yazmış, serinin geri kalanlarına el sürmemiş. Aynı zamanda Ridley Scott&#8217;ın yönettiği aksiyon filmi Someone to Watch Over Me&#8217;nin senaryosunda da parmağı var. Yönetmen ve senariste ek olarak, seksenlerin filmleriyle haşır neşir olanlar bu filmde bolca tanıdık sima görecekler. Bir Nisan tarihinde ailesine ait olan adaya arkadaşlarını davet eden Muffy St. John&#8217;ı canlandıran Deborah Foreman (ki kendisinin seksenli yıllardaki halini pek beğenirim) filmin başrolünde. Eşlik eden oyuncular ise Geleceğe Dönüş serisinde Biff Tannen olmak üzere başbelası Tannen ailesinin üyelerini canlandıran Thomas F. Wilson burada da beyinsiz, iri genç rolünde. 13&#8242;üncü Cuma serisinin ikinci bölümündeki baş rolünden hatırlayacağınız Amy Steel, hala dizilerde görünen Clayton Rohner, daha sonra ilk Leprechaun filminde oynayacak olan Ken Olandt bunlardan bazıları.</p>
<p style="text-align: justify">Filmin konusuna gelirsek, bahsettiğim gibi ailesine ait bir adada yazlık evleri olan Muffy, arkadaşlarını bu evde vereceği bir partiye davet eder. Partinin teması Bir Nisan olduğundan partidekiler her an bir fırlamalıkla karşı karşıya gelir. Bunu fırsat bilen bir katil ise bu gençleri teker teker avlamaya başlar. Slasherlarda sıkça karşılaştığımız Seviş-Öl-Yalnız Kal-Öl formülünü izleyen April Fool&#8217;s Day, tatmin edici ölüm sahnelerine sahip değil, hatta çok fazla kan da görünmüyor. Ama inanın, bunlara rağmen izlemeye değen bir film. Zaten film asıl ününü içerdiği az şiddet sahnesinden dolayı hiç kesilmeden televizyonda yayınlanmasına borçlu. Gişede de fena iş yapmayan April Fool&#8217;s Day sevdiğim slasherlar arasında yer alıyor. Zaten filmin afişi bile yeterince ilgi çekici. Yeniden çevriminden ise köşe bucak kaçın diyorum.</p>
<p style="text-align: justify">Belirli günler ve haftalar slasher&#8217;ları arasında Bir Nisan üzerine yapılmış olan tek film olan April Fool&#8217;s Day, gençlik komedisi ile gerilimi harmanlayan, bir yandan da  &#8221;Ne yaptığını biliyorum&#8221; tadında bir katile sahip olan bir film. Oyuncuların bazılarının tanıdık olduğundan bahsetmiştim, tanıdık olmasaydılar bile en azından canlandırdıkları karakterler basmakalıp Amerikan korku filmi karakterleri. Slasher severleri cinayet ve kan yoksunluğundan dolayı ikiye bölen bu film özellikle seksenlerde yükselmiş olan çıplaklık ve kandan ibaret slasher alt-türüne farklı bir renk katarak korku filmi tarihinde yerini almış. Eğer siz de senaryo olmadan sadece çıplaklık ve vahşet üzerine kurulu slasherlardan sıkıldıysanız, spoiler vermeden daha fazla bahsetmem mümkün olmayan April Fool&#8217;s Day ilaç gibi gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify"><strong><span style="color: #ffff00">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></p>
<p style="text-align: justify"><strong><span style="color: #ffff00"><a rel="attachment wp-att-4340" href="http://iyikotufilm.com/april-fools-day-1986/april6/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4340" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/april6.jpg" alt="" width="660" height="666" /></a><br />
 </span></strong></p>
<p><iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/MB8Xv_m-Ado" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/april-fools-day-1986/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>He Knows You&#8217;re Alone (1980)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/he-knows-youre-alone-1980/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/he-knows-youre-alone-1980/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2011 07:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[1980]]></category>
		<category><![CDATA[Armand Mastroianni]]></category>
		<category><![CDATA[behind the mask: the rise of leslie vernon]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Wedding]]></category>
		<category><![CDATA[Caitlin O'Heaney]]></category>
		<category><![CDATA[Don Scardino]]></category>
		<category><![CDATA[Friday the 13th]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween]]></category>
		<category><![CDATA[He Knows You’re Alone]]></category>
		<category><![CDATA[Lewis Arlt]]></category>
		<category><![CDATA[Maniac]]></category>
		<category><![CDATA[Prom Night]]></category>
		<category><![CDATA[Scream 2]]></category>
		<category><![CDATA[Shriek]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Terror Train]]></category>
		<category><![CDATA[The Uninvited]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Hanks]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Rolfing]]></category>
		<category><![CDATA[When a Stranger Calls]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=4302</guid>
		<description><![CDATA[1978 yılında slasher türüne asıl patlamasını yaşattıran Halloween&#8217;den sonra stüdyolar kan kokusuna hücum eden köpekbalıkları gibi kan kokulu filmlere hücum ettiler. Yine Halloween filmiyle bütçesini neredeyse 200 katını kazandırarak getirisinin gayet yüksek olduğu kanıtlanmış olan bu yeni alt tür bir anda yapımcıların elinde oyuncak haline geldi. Haklarını yemeyelim, bazıları kendisini kanıtlayıp janraya olumlu katkılarda bulunurken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-4304" href="http://iyikotufilm.com/he-knows-youre-alone-1980/hekafis/"><img class="alignleft size-full wp-image-4304" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/hekafis.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a>1978 yılında slasher türüne asıl patlamasını yaşattıran Halloween&#8217;den sonra stüdyolar kan kokusuna hücum eden köpekbalıkları gibi kan kokulu filmlere hücum ettiler. Yine Halloween filmiyle bütçesini neredeyse 200 katını kazandırarak getirisinin gayet yüksek olduğu kanıtlanmış olan bu yeni alt tür bir anda yapımcıların elinde oyuncak haline geldi. Haklarını yemeyelim, bazıları kendisini kanıtlayıp janraya olumlu katkılarda bulunurken bazıları ise özgünlükten uzak, önceki filmlerin kopyası formatındaydı. Bu kopyalardan birisi olan He Knows You&#8217;re Alone 1980 yılında çekilmiş bir slasher filmi. Kopya olmasına rağmen yine de kendisini izletmeyi başarıyor. Üstelik filmde bir iki sahne hariç çok fazla kan yok. Bilindiği gibi sonradan slasherlardaki ölüm sahneleri filmin can damarı haline geliyor. Film en son anına kadar katilin motivasyonunu da bildirmiyor, sonunda öyle bir sahne var ki tokat atıp kaçan ufak çocuk misali katilin neden insanları öldürdüğünü gözümüze sokup kaçıyor. Unutmadan, (bu anektod benim için pek fazla bir önem arz etmese de) film aynı zamanda Tom Hanks&#8217;in oynadığı ilk film olma özelliğini de taşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi listemizi kontrol edelim. İkisi sevişken olmak üzere üç kız arkadaş -ki bunlardan en masumane olanı slasher geleneği olan Final Girl&#8217;dür- var. Sevişken kızlardan birisinin yine sevişken bir sevgilisi, diğerinin ise saf bir sevgilisi var. <span id="more-4302"></span>Katili durdurmak isteyen orta yaşlı bir karakter var. Konuşmayan, hayvani, eli bıçaklı bir katil var. Katilin gündüz gözüyle kızı takip edip diğerlerinin katili bir türlü görmediği sahneler var. Katilin gece yarısı baş roldeki kızı kovaladığı sahneler var ve bu sahnelerden özellikle ev ile araba arasında geçeni buram buram Halloween kokuyor. Bunlar yetmezmiş gibi, film Halloween&#8217;in meşhur tema müziğine çok benzeyen bir müzikle de sık sık kulaklarımıza saldırıyor. Müzik rahatsız edici değil ama bir film bu kadar bas bas &#8220;ben kopyayım&#8221; diye bağırmaz. Aradaki tek fark, filmdeki katilin maskesi yok. Katili canlandıran Tom Rolfing, deli gibi baktığı için yönetmen Armand Mastroianni tarafından bu role seçilmiş. Rolfing&#8217;in oynadığı başka bir sinema filmi yok. Film, bazı sinemalarda When a Stranger Calls ile beraber iki film birden kuşağında gösterilmiş. Hatta yönetmen Mastroianni bir sinemanın tabelasında iki filmin isminin &#8220;When a Stranger Calls He Knows When You&#8217;re Alone&#8221; şeklinde tek bir film adı gibi göründüğünü de söylemiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, Scream 2&#8242;nin sonradan &#8220;ödünç&#8221; alacağı şekilde açılıyor. Sinemada bir korku filmi izleyen kızlardan birisi katil tarafından öldürülüyor, çığlığı sinemadaki diğer izleyicilerin çığlığına karışıyor, katil kaçıyor vesaire. Olay yerine gelen polis kızın evlenmek üzere olduğunu söylüyor ve polislerden biri &#8220;Bu o, lanet olsun&#8221; diyerek filmin Behind the Mask&#8217;teki tabiriyle Ahab&#8217;lığını yani kötü karakterin karşıtı, iyiliği temsil eden karakteri olduğunu gösteriyor. Katilin evlenmesine az zaman kalmış kızları hedef aldığını ve daha önceden Gamble adlı bu polisin evleneceği kızı da öldürdüğünü gösteren kısa bir sekanstan sonra film asıl karakterlere geçiş yapıyor. Caitlin O&#8217;Heaney&#8217;nin canlandırdığı Amy, bir hafta sonra evleneceği nişanlısı Phil&#8217;i arkadaşlarıyla geçireceği bir hafta sonu için yolcu ederken filmin nasıl gelişeceğini hemen anlıyoruz. Doğal olarak katil bu sefer Amy&#8217;nin ve nedense arkadaşlarının peşine düşer. Amy&#8217;den ayrıldığına pişman olan eski sevgilisi Marvin rolündeki eskilerin oyuncusu, şimdilerin dizi yönetmeni Don Scardino ise başroldeki erkek oyuncumuz. Lewis Arlt tarafından canlandırılan Detektif Gamble ise Halloween&#8217;deki Doktor Samuel Loomis&#8217;in bu filmdeki yansıması.</p>
<p style="text-align: justify;">En başta Blood Wedding olarak çekimine başlanan film daha sonra önce Shriek, sonra The Uninvited ismini almış. Yapımcının son müdahalesi ile He Knows You&#8217;re Alone olarak 1980 yılında izleyiciyle buluşan bu slasher türünün en iyi örneklerinden değil fakat izleyiciyi sıkmıyor, hatta yüksek tansiyon içeren dakikaları da yok değil. Ama aynı yıl çıkan Friday the 13th, Maniac, Prom Night ve Terror Train gibi örneklerin yanında düşük kan seviyesi ile sönük kalıyor. Karakterleri ve oyunculukları ise bir slasher için gayet yeterli. Sonuç olarak He Knows You&#8217;re Alone, eğer slasherlara karşı özel bir ilginiz varsa ve mantık hatalarına pek kafayı takmıyorsanız izleyebileceğiniz bir film.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ffff00;">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ffff00;"><a rel="attachment wp-att-4303" href="http://iyikotufilm.com/he-knows-youre-alone-1980/hek6/"><img class="aligncenter size-full wp-image-4303" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/hek6.jpg" alt="" width="660" height="666" /></a><br />
 </span></strong></p>
<p><iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/293uShwU8cc" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/he-knows-youre-alone-1980/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Texas Chainsaw Massacre Serisi</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 12:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bill Moseley]]></category>
		<category><![CDATA[Caroline Williams]]></category>
		<category><![CDATA[Das Deutsche Kettensägen Massaker]]></category>
		<category><![CDATA[Dennis Hopper]]></category>
		<category><![CDATA[Duane Whitaker]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein: The Butcher of Plainfield]]></category>
		<category><![CDATA[Edwin Neal]]></category>
		<category><![CDATA[Gunnar Hansen]]></category>
		<category><![CDATA[Horrible High Heels]]></category>
		<category><![CDATA[House Of 1000 Corpses]]></category>
		<category><![CDATA[In the Light of the Moon]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Burr]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Biel]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Liebesman]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Foree]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Henkel]]></category>
		<category><![CDATA[Klasik]]></category>
		<category><![CDATA[leatherface]]></category>
		<category><![CDATA[Leatherface - The Texas Chainsaw Massacre 3]]></category>
		<category><![CDATA[Marcus Nispel]]></category>
		<category><![CDATA[Marilyn Burns]]></category>
		<category><![CDATA[Matthew McConaughey]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Bay]]></category>
		<category><![CDATA[Mirrors]]></category>
		<category><![CDATA[Motel Hell]]></category>
		<category><![CDATA[Nothing But Trouble]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Jackson]]></category>
		<category><![CDATA[Remake]]></category>
		<category><![CDATA[Renée Zellweger]]></category>
		<category><![CDATA[Seri]]></category>
		<category><![CDATA[Shutter]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Comedy Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Dildo Masquerade]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Vibrator Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Eye]]></category>
		<category><![CDATA[The Fog]]></category>
		<category><![CDATA[The Return of the Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre 2]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre 4: The Next Generation]]></category>
		<category><![CDATA[The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Everett]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[Viggo Mortensen]]></category>
		<category><![CDATA[When a Stranger Calls]]></category>
		<category><![CDATA[William Butler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=3609</guid>
		<description><![CDATA[Christopher Lee, 100 Years of Horror belgeselinde şöyle diyor: &#8220;Birisini korkutmak için şunları söyleyin. Biliyorum, anlattıklarıma inanmayacaksın. Bunun için seni suçlamam, birisi bana aynı şeyleri anlatsaydı ben de inanmazdım. Ama bu anlatacaklarımı yaşadım.&#8221; İlki 1973 yılında çekilen Texas Chainsaw Massacre serisi de neredeyse insanlara bunu söylemişti. Alfred Hitchcock&#8217;ın Sapık filmine de ilham kaynağı olan seri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/texas-chainsaw-massacre/" rel="attachment wp-att-3648"><img class="aligncenter size-full wp-image-3648" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg" alt="" width="640" height="344" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Christopher Lee, 100 Years of Horror belgeselinde şöyle diyor: &#8220;Birisini korkutmak için şunları söyleyin. Biliyorum, anlattıklarıma inanmayacaksın. Bunun için seni suçlamam, birisi bana aynı şeyleri anlatsaydı ben de inanmazdım. Ama bu anlatacaklarımı yaşadım.&#8221; İlki 1973 yılında çekilen Texas Chainsaw Massacre serisi de neredeyse insanlara bunu söylemişti. Alfred Hitchcock&#8217;ın Sapık filmine de ilham kaynağı olan seri katil Ed Gein&#8217;den -sözde- esinlenerek çekilmiş olan ilk film büyük yankılar uyandırdı. Günümüze kadar üç devam filmi, bir remake ve bir prequel ile gelen seriden esinlenen bir sürü film de var. Bunların hepsine sırasıyla bakacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, Amerikalı katil Ed Gein&#8217;den serbestçe uyarlanmış. İşin aslı senarist ve yönetmen Tobe Hooper bu fikrin aklına ilk kez bir hırdavatçı dükkanında elektrikli testere bakarken geldiğini itiraf etmiş. Senaryo aşamasında ismi Leatherface olan filmin adı daha sonra yapım aşamasında Stalking Leatherface ve ardından Head Cheese olmuş. Seyirci karşısına çıktığında ise tamamen değişerek bildiğimiz halini almış. 80,000 dolar gibi küçük bir bütçeyle çekilen film başarılı bir reklam kampanyası ile sadece Amerika&#8217;da bütçesinin neredeyse 400 katı kar getirip, tüm zamanların en iyi gişe yapan bağımsız filmlerinden biri olunca bir fenomen halini almış. Başarılı reklam kampanyası ise filmdeki olayların gerçekten yaşandığını söylenmesinden ibaretmiş. Fakat işin ilginç kısmı filmin açılışında olayların 18 Ağustos 1973 tarihinde yaşandığı söylendiği halde film 15 Temmuz ve 14 Ağustos 1973 tarihleri arasında çekilmiş. Tabii film izlendikten sonra bir takım şehir efsaneleri de oluşmamış değil, bir deli filmdeki olayların gerçekten yaşandığı yerin San Antonio&#8217;daki Poth kasabası olduğu konusunda kuyuya bir taş atınca diğer akıllılar da bu taşı çıkarmaya çalışmış.<span id="more-3609"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen Tobe Hooper filmin Amerika&#8217;da 13 yaş sınırı alabilmesi için filmdeki &#8220;gore&#8221; sahnelerden bolca feragat etmiş fakat yine de onca çabasına rağmen film 17 yaş sınırı ile gösterime girmiş. Gösterime girdiği zamanda birçok ülkede yasaklanan The Texas Chainsaw Massacre, İngiltere&#8217;de sansür kurulunun başındaki Ferman&#8217;ın görevden ayrıldığı 1999 yılına kadar tam olarak videoya çıkmamış ve sinemalarda gösterilmemiş. Ağır sansür denetim kurulu ile bilinen Avustralya&#8217;da ise ancak seksenli yılların başında seyirciyle buluşabilmiş. Film, dönemi için öyle korkunçmuş ki filmin fragmanı çıktığında bile sinemayı terkedenler olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle Ed Gein ve film arasındaki benzerlik mevzusuna bir açıklık getirelim. Ed Gein 1906-1984 yılları arasında yaşamış bir katil ve ceset hırsızı. Teksas&#8217;ta değil, Wisconsin&#8217;de yaşamış fakat oturduğu ev ile filmin geçtiği ev birbirine oldukça benziyor. Yaşarken önce mezarlardan ceset parçaları çalmaya başlamış. İlk Texas Chainsaw Massacre&#8217;ı hatırlarsanız filmin en başlarındaki haberde soyulan mezarlardan ve vücutlarının bazı parçaları eksilmiş olan cesetlerden bahsediyordu. Ed Gein&#8217;in de yaptığı bu. Bazı cesetleri komple götürmüş, bazılarının ise elini, ayağını kesip almış. Ed Gein, hiçbir kurbanını elektrikli testereyle öldürmemiş, sadece vurmuş. Ve ünlü maske olayına geldiğimizde bu konuda Leatherface&#8217;ten bir adım ileri bile gitmiş. Gein&#8217;in giydiği maske Leatherface&#8217;inkinden farksız, bir kadın maskesiymiş ve ek olarak kendisine insan etinden göğüsler ve vajina da dahil olmak üzere bir önlük de yapmış. Film ile arasındaki benzerlikler bundan ibaret. Ed Gein&#8217;den diğer esinlenen filmler Kuzuların Sessizliği ve Sapık, ikisi de zaten kitap uyarlaması, o kitaplara ilham olmuş dersek daha doğru olur. Ed Gein konusu dikkatinizi çektiyse 2000 yılında çekilen<strong> In the Light of the Moon</strong> adlı filmi tavsiye ederim, Ed Gein&#8217;in yaşadıklarını anlatan ve benim gayet hoşuma giden bir film. 2007 yılında video için çıkan <strong>Ed Gein: The Butcher of Plainfield</strong> filmi ise pek başarılı değil. Artık seriye göz atabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;"><img style="float: left;" src="http://img130.imageshack.us/img130/425/tcm1.jpg" alt="The Texas Chain Saw Massacre" width="254" height="335" />The Texas Chain Saw Massacre (1974): </span></strong>Gösterime girdiği sene insanları dehşete düşüren, yazarları Kim Henkel ve Tobe Hooper (aynı zamanda yönetmeni) tarafından yapımcılığı üstlenilen film slasher filmlerinin atalarından birisi. Daha sonra gençlerin ıssız bir yerde kalıp öldürülmesi temalı birçok filme ilham kaynağı olmuştur. Filmin konusu kısaca Sally ve engelli kardeşi Franklin&#8217;in, mezar soygunu olayları üzerine dedelerinin gömülü olduğu mezarlığın bulunduğu yere gelmesiyle başlıyor. Yolda tuhaf bir otostopçuya rastlayıp arabalarına alıyorlar, otostopçu Franklin&#8217;in fotoğrafını çekip para isteyip de parasını alamayınca ustura ile Franklin&#8217;in kolunu kesiyor. Bunun üzerine gençler otostopçuyu arabadan atıyorlar. Benzinleri bitmek üzere olduğundan bir benzinciye uğruyorlar fakat benzinin ertesi gün geleceğini öğrenince Sally ve Franklin&#8217;in çocukluklarının geçtiği eve gitmeye karar veriyorlar. Kısa süre sonra Leatherface ve manyak ailesi arz-ı endam ediyor, ortalık kan gölüne dönse de seyirci bu kan gölünü göremiyor çünkü daha önce de söylediğim gibi Hooper filmin en azından 13 yaş sınırı alması için bu görüntüleri ekranın dışına taşımış fakat bu girişimi başarılı olamamış. Hooper aynı zamanda filmin ufacık bütçesinden dolayı oyunculara bol bol işkence etmiş, kırk derece sıcakta günlerce üzerinde kurumuş kan dolu olan kıyafetleriyle çalışmışlar, özellikle Leatherface rolünde Gunnar Hansen tek kıyafeti olduğundan filmin çekimleri boyunca aynı kıyafeti giymiş. Otostopçu rolündeki Edwin Neal çekimler esnasında o kadar hayatından bezmiş ki eğer film bittikten sonra bir daha Tobe Hooper&#8217;la karşılaşacak olursa onu öldüreceğini söylemiş. Filmin &#8216;final girl&#8217;ü olan Marilyn Burns&#8217;ün kostümündeki kanların bir kısmı ise kendi kanıymış, ormanda Leatherface&#8217;ten kaçarken düşüp kalkan, sağı solu çizilen Burns bir hayli yaralanmış, hatta Leatherface&#8217;in yemek sahnesinde Sally&#8217;nin parmağını kesmesi gerektiği sahnede, bıçağın arkasındaki borudan yapay kan gelmeyince Gunnar Hansen gerçekten Burns&#8217;ün parmağını kesmiş. Yaşananların gerçek olaylar olduğunu iddia eden film başarılı bir reklam kampanyası ile bütçesini yüzlerce kez katlayarak diğer slasher filmlerine de yolu göstermiş.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3666" title="tcm2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm2.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a>The Texas Chainsaw Massacre 2 (1986):</span></strong> &#8220;Uzunca bir sessizlikten sonra&#8230; testere geri döndü!&#8221; diye tanıtılan film aslında Tobe Hooper&#8217;ın yine ilk filmin sert tonuna sahip &#8220;Beyond the Valley of the Texas Chainsaw Massacre&#8221; adlı devam filminin senaryosunun alıp evrimleştirilmiş hali. Yine Kim Henkel ile beraber yazdığı ve yönettiği bu film tıpkı Evil Dead 2&#8242;de olduğu gibi, ilk filmin bir nevi parodisi niyetine izlenebilir. Makyaj efektlerini efsane Tom Savini&#8217;nin yaptığı film ilkinden 13 sene sonrasında geçiyor. İlk filmdeki oyunculardan sadece Drayton Sawyer rolündeki Jim Siedow&#8217;un kaldığı filmde Dennis Hopper ilk filmde yeğenlerini öldüren aileyi bulmak için çabalayan Lefty lakaplı şerifi, Caroline Williams da farkında olmadan testereli katil hakkında bir delil bulan radyo spikeri Stretch&#8217;i canlandırıyor. Film aynı zamanda Jim Siedow&#8217;un beyaz perdede son kez göründüğü film. Yerel bir radyoda program yapan Stretch, bir partiye giden iki gencin araç telefonundan yaptığı arama sırasında gençlerin elektrikli testere ile öldürüldüğünü duyar. Amerikan RTÜK&#8217;üne göre yapılan aramaları kaydetme zorunluluğu bulunan Stretch, elinde cinayet sesinin kaydedilmiş olduğu kaset ile Lefty&#8217;ye gider. İnsanların duyması için saat başı radyoda ses kaydını çalan Stretch, gece yarısı radyo istasyonunu basan Leatherface ve abisi Chop-Top&#8217;ın hışmına uğrar. Film, ilkine ve dördüncü film hariç serinin diğer filmlerine göre ağır bir kara komedi tonu taşıyor. Hatta filmin afişi bile bir sene önce çıkan <strong>Breakfast Club</strong> filminin afişinin Sawyer ailesine göre uyarlanmış hali. Zamanında ülkemizde Katliam adıyla yayınlanmış film komedi eğiliminden dolayı ilk filmin hayranlarını ikiye bölmüş. Bana göre serideki en güzel filmlerden biri. Bill Moseley&#8217;nin canlandırdığı, ilk filmdeki Otostopçu&#8217;nun ikiz kardeşi olan ve 1973 yılında Vietnam&#8217;da olan Chop-Top karakteri çok eğlenceli bir karakter. Drayton Sawyer ise ilk filmdeki sadist halinden sıyrılıp komik bir psikopat portresi çiziyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong><img class="alignleft" src="http://img269.imageshack.us/img269/2685/tcm3.jpg" alt="Leatherface: The Texas Chainsaw Massacre 3" width="254" height="335" /></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Leatherface &#8211; The Texas Chainsaw Massacre 3 (1990): </strong></span>Ken Foree, Viggo Mortensen, William Butler, Duane Whitaker ve Tom Everett gibi oyuncuların oynadığı serinin üçüncü filmi, ilkinin karanlık ve sadist haline geri dönüyor. Film ikinci filmi yok sayıyor, ilk filmde kendi bacağını kesen Leatherface bu filmde bacağında metal bir aksamla geziyor. Filmi yönetmek için ilk olarak Peter Jackson&#8217;a, sonra Tom Savini&#8217;ye teklif götüren New Line, sonunda Jeff Burr adlı yönetmende karar kılmış. Leatherface&#8217;in diğer filmlerindeki hayvani karakterini geride bırakıp Michael Myers gibi sakin sakin yürüyen, iri bir hal aldığı üçüncü film aynı zamanda serinin Teksas eyaletinde çekilmemiş olan tek film. Filmin soundtrackinin gayet şahane ve konusu ile işleyişinde de büyük sıkıntılar olmamasına rağmen nedense serinin çoğu hayranı tarafından topa tutuluyor. Psikopat aile ilk ikisine göre daha da psikopatlaşmış ve yeni karakterlerle öncekilere nazaran daha kalabalık bir aile oluşturulmuş. Filmin X ratingli bir work print kopyasının olduğuna dair söylentiler var ama ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemiyorum. İlk iki filmin emektarları Tobe Hooper ve Kim Henkel bu filmde hiçbir şeye dokunmamışlar. Tobe Hooper neyse de Kim Henkel iyi ki dokunmamış diyebiliyorum. Bunun nedenini ise serinin dördüncü filminde göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="float: left;" src="http://img97.imageshack.us/img97/2639/tcm4.jpg" alt="The Return of the Texas Chainsaw Massacre" width="254" height="335" /><strong><span style="color: #ff0000;">The Return of the Texas Chainsaw Massacre (1994):</span></strong> Başrollerinde şimdi daha ünlü olan Renée Zellweger ile Matthew McConaughey&#8217;nin olduğu, Kim Henkel tarafından yazıp yönetilen serinin dördüncü filmi The Return of the Texas Chainsaw Massacre -diğer adıyla The Texas Chainsaw Massacre 4: The Next Generation- sırf serinin değil, tüm zamanların en kötü filmlerinden biri. Sağolsun, Türk yapımcılarımız da olmasa uzun süre bulunduğu IMDB&#8217;nin en kötü 100 film listesinden çıkamayacak olan bu film nereden tutsanız elinizde kalacak bir yapım. Ailenin ismi olan Sawyer unutulup Slaughter haline getirilmiş, Slaughter yerine Laughter olsa daha uygun olurmuş diye düşünüyorum. Kim Henkel&#8217;in şimdiye kadar yönettiği tek film olan The Texas Chainsaw Massacre 4, komedi deseniz güldürmeyen, korku deseniz korkutmayan bir film. Leatherface iyice travesti haline sokulmuş. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, çorbada Türk dağıtımcıların da az da olsa tuzu bulunuyor; yıllar önce ülkemizde yayınlanan VCD&#8217;sinin arkasındaki tanıtım yazısında film 3 paragraf halinde başından sonuna kadar özet geçilmiş halde. Eğer izlemediyseniz ve yazdıklarıma rağmen izlemeye niyetiniz varsa VCD kapağının arkasını okumanız sizi hem bir serinin çöküşünü görmekten, hem bir buçuk saatinizi boşu boşuna harcamanızdan, hem de sinemaya olan inancınızı yitirmekten kurtaracaktır. Aynı zamanda ilk iki filmde büyük emeği geçen Kim Henkel&#8217;ın seriye böylesine kıydığını görmek gerçekten acı verici.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/tcm5/" rel="attachment wp-att-3662"><img class="alignleft size-full wp-image-3662" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm5.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">The Texas Chainsaw Massacre (2003): </span></strong>Daha sonradan 13. Cuma&#8217;nın da yeniden çevrimini çekecek olan Marcus Nispel&#8217;ın ilk filmi orijinal Texas Chainsaw Massacre&#8217;ın serbest bir uyarlamasıydı. Çıkacağı zamanı hatırlıyorum da, Hollywood&#8217;un yeniden çevrim bombardımanı daha başlamamıştı. İyice araştırmıştım, Nispel&#8217;ın o güne kadar sadece video klip çekmiş olması ve filmin yapımcıları arasında Michael Bay&#8217;in bulunması kötü bir yeniden çevrim izleyeceğimi düşündürürken yapımcıların arasında Tobe Hooper ve Allah&#8217;ın belası Kim Henkel&#8217;ın bulunması bir yandan ufak da olsa içimde umut tomurcukları yeşertiyordu. Neyse ki düşündüğüm kadar kötü bir yeniden çevrim olmadı, eğer filmden çok sıkılırsanız ortalıkta seksi bir şekilde salınan (çoğunlukla koşan) Jessica Biel&#8217;ı izleyebilirsiniz. Ukrayna&#8217;da Kültür Bakanlığı tarafından yasaklanan film, orijinaliyle benzerlikler gösteriyor; yine bir minibüs ile bir yere giden gençlerin manyak bir ailenin ağına düşmesini izliyorsunuz. Bu filmde ailenin ismi değiştirilmiş, Sawyer&#8217;dan sonra Slaughter olan ailenin adı bu sefer Hewitt. Bu filmde gençlerin arabaya aldıkları otostopçu ilkindeki gibi psikopat değil, aksine Hewitt ailesinin elinden kurtulan bir kızcağız. Hatta bu otostopçuyla ilgili bir sahne vardı ki filmi izlerken &#8220;Aha, işte bu!&#8221; diye haykırmıştım. En başta Leatherface rolünü oynamak için Dolph Lundrgen&#8217;ın seçildiği Texas Chainsaw Massacre yeniden çevrimi, <strong>Mirrors</strong>, <strong>The Fog</strong>, <strong>The Eye</strong>, <strong>Shutter</strong> veya <strong>When a Stranger Calls</strong> remake&#8217;lerinin yanında bir cevher gibi parlamasına rağmen çok fazla bir beklenti içine girmeden izlediğinizde tatmin edici bir film olmuş. Ama benim asıl favorim&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/tcm6/" rel="attachment wp-att-3663"><img class="alignleft size-full wp-image-3663" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/02/tcm6.jpg" alt="" width="254" height="335" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">The Texas Chainsaw Massacre: The Beginning (2006): </span></strong>Önceki film gişede de serinin ilk filmi kadar olmasa da iyi bir başarıya sahip olunca bir devam filmi kaçınılmaz oldu. Yine hatırlıyorum, yapımcılar ilk filmin devamını yapmaktansa Leatherface&#8217;in kökenlerini anlatan bir prequel filmi yapmakta karar kılınca tekrar endişe dolu bir bekleyiş başlamıştı. Yine yapımcı olarak Hooper ve Henkel vardı fakat filmi yönetecek isim Jonathan Liebesman&#8217;di. Liebesman, hatırlarsanız 2003 yılında <strong>Darkness Falls</strong> adında dandik ötesi, diş perili korku filmini çeken yönetmen. Neyse ki beni şaşırtıp seride en sevdiğim filmlerden birine imza attı. The Beginning, Leatherface&#8217;in doğumuyla başlayıp elektrikli testeresi ve Deri Yüz&#8217;üyle ilk buluşmasını, aynı zamanda yeniden çevrimdeki Şerif Hoyt karakterinin de geçmişini anlatan bir film. Olaylar ilk filmden dört yıl öncesinde, 1969 yılında geçiyor. Vietnam&#8217;da savaşmak üzere birliklerine katılmak için sevgilileriyle beraber yola çıkan iki gencin Hewitt ailesiyle karşılaşması pek uzun sürmüyor. Film, vizyona girdiği ilk haftada, sadece Amerika&#8217;da bütçesinden iki milyon dolar fazla para kazandı. Filmin hikayesini yazan David J. Schow, aynı zamanda serinin üçüncü filmini ve ek olarak <strong>The Crow</strong> filmi ile <strong>Critters</strong> serisinin üçüncü ve dördüncü filmini yazmış. Bu filmden sonra iki Masters of Horror bölümü ve yine çok sevip geçenlerde yazısını yazdığım <strong><a href="http://iyikotufilm.com/the-hills-run-red-2009/" target="_blank">The Hills Run Red</a></strong>&#8216;in de hikayesini kaleme almış. İzlanda&#8217;da ilk kez bir filme verilen 18 yaş sınırını alan altıncı film benim için ilk film ve ikinci filmden sonra geliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Seri, birçok filme de esinlenme ve hatta çalma kaynağı olmuş. Hali hazırda <strong>Horrible High Heels</strong> adında bir Chinese Chainsaw Massacre ve <strong>Das Deutsche Kettensägen Massaker</strong> adında bir German Chainsaw Massacre var. Bunların yanı sıra <strong>Texas Vibrator Massacre</strong> ve <strong>Texas Dildo Masquerade</strong> adında iki porno parodisi de var. <strong>Wrong Turn</strong>, <strong>Hollywood Chainsaw Hookers</strong>, <strong>Motel Hell</strong>, <strong>Texas Comedy Massacre</strong>, <strong>Nothing But Trouble, House of 1000 Corpses </strong>gibi filmlere ilham (ve parodi) kaynağı olan The Texas Chainsaw Massacre&#8217;da hala slasher filmlerinde kullanılan bir takım klişelerin ilk kez kullanılmış olması, filmin bu alt-türde nasıl bir kilometre taşı olduğunun göstergesi. Yazıyı bitirirken Nile 8 grubunun serinin ikinci filminden esinlenerek yaptığı <strong><a href="http://www.youtube.com/watch?v=maPyu6K9vpQ" target="_blank">The Insanity of Drayton Sawyer and His Hallucination of Love Brought on by The Texas Chainsaw Massacre Part 2</a></strong> adlı şarkısını tavsiye ediyorum.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffff00;"><strong><span style="color: #ffff00;">Yazan: Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</span></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Hills Run Red (2009)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/the-hills-run-red-2009/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/the-hills-run-red-2009/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jan 2011 11:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mert Kutay</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[behind the mask: the rise of leslie vernon]]></category>
		<category><![CDATA[Dark Castle Entertainment]]></category>
		<category><![CDATA[Dave Parker]]></category>
		<category><![CDATA[hatchet]]></category>
		<category><![CDATA[Janet Montgomery]]></category>
		<category><![CDATA[jason voorhees]]></category>
		<category><![CDATA[kanlı tepeler]]></category>
		<category><![CDATA[leatherface]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Sophie Monk]]></category>
		<category><![CDATA[Tad Hilgenbrink]]></category>
		<category><![CDATA[the hills run red]]></category>
		<category><![CDATA[the tripper]]></category>
		<category><![CDATA[william sadler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=3351</guid>
		<description><![CDATA[Seksenli yıllar slasher alt türünün doruk noktasıydı. Birçok klasiğin ve serinin ilk temellerinin atıldığı seksenli yıllardan sonra ne yazık ki doksanlı yıllarda slasher türü birkaç örnek dışında verimli bir on yıl olamadı. İkibinli yıllara gelindiğinde ise slasher bana göre tekrar dönüşünü yaptı ve seksenler kadar parlak olmasa da başarılı örneklere imza atıldı. Her ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-3354" title="The-Hills-Run-Red-(2009)" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/01/The-Hills-Run-Red-2009.jpg" alt="" width="254" height="335" />Seksenli yıllar slasher alt türünün doruk noktasıydı. Birçok klasiğin ve serinin ilk temellerinin atıldığı seksenli yıllardan sonra ne yazık ki doksanlı yıllarda slasher türü birkaç örnek dışında verimli bir on yıl olamadı. İkibinli yıllara gelindiğinde ise slasher bana göre tekrar dönüşünü yaptı ve seksenler kadar parlak olmasa da başarılı örneklere imza atıldı. Her ne kadar piyasa yeniden çevrimler ve eski serilerin bilmem kaçıncı devam filmleriyle kirletilse de arada Hatchet, The Tripper ve Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon gibi kalburüstü yapımlar da azımsanamayacak sayıdaydı. The Hills Run Red de bu kalburüstü yapımlardan biri.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin ismi hesapta seksenli yıllarda çekilmiş, çok az süre sinemalarda gösterilmiş ve sonrasında hem gösterimden kaldırılmış, hem de filmin yönetmeni Concannon&#8217;ın ortadan yok olduğu aynı isimli filmden geliyor. Bir slasher filmi olan orijinal The Hills Run Red&#8217;de Babyface isimli -ki ismini yüzüne geçirmiş olduğu bir bebek maskesinden alıyor- biraz Leatherface, biraz da Jason Voorhees&#8217;i andıran bir katil ormanda gençleri doğramaktadır.   Sinefil bir birey olan Tyler, filmin yönetmenin kızını bulur. Amacı arkadaşı Lalo ve sevgilisi Serina ile film hakkında bir belgesel hazırlamak olan Tyler, bir yandan da belki şansa filmi bulur da izlerim diye düşünmektedir. Fakat bilmediği Babyface&#8217;in gerçek olduğu ve ormana gelenlere kan işettiğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmi izlemeden önce her ne kadar hem video için çekilmiş düşük bütçeli bir yapım olması, hem de daha önceden bahsettiğim son yıllardaki başarısız örneklerin bolca varlığı sebebiyle ön yargı ile yaklaştım. Piyasada yeterince kötü &#8220;kötü film&#8221; varken neden bir yenisiyle zaman kaybedeyim diye düşünürken zaten sürekli yaptığımın bu olduğunu farkettim ve izlemeye karar verdim. <span id="more-3351"></span>Sonuç tatmin edici oldu. Filmdeki oyunculuklar ve efektler göze batmıyor. Karakterlerle özdeşleşemeseniz de en azından ana karakter olan Tyler ile aynı yolun yolcusu sinefiller olma bahanesiyle sempati ve empati kurabilmek mümkün. Babyface&#8217;e gelince, bahsettiğim gibi her ne kadar Leatherface ve Jason Voorhees kırması çakma bir katil olsa da filmdeki tek bir sahne ile onlardan çok şahane bir şekilde ayrılıyor. Hem size hem de kendime saygı duyduğum için spoiler olmaması nedeniyle sahneden bahsetmiyorum, izleyenler anlayacaktır; hatta bana kalırsa sırf bu sahne bile filmi izlemek için yeterli.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bakın film burada sona eriyor ama ikincisi de gelebilir, önce bundan kazanacağımız paraya bakalım&#8221; dercesine kıllandırıcı bir sahne ile biten film muhtemelen düşük olan bütçesinden daha fazla yararlanmak için komşumuz Bulgaristan&#8217;ın başkenti Sofia&#8217;da çekilmiş. Film aslında 10 dakika daha uzunmuş ama dağıtımcılığını yapan işgüzar Warner kardeşler filmin gore sahnelerini yontarak 81 dakikaya indirgemiş. Her ne kadar yerli sinema sitesindeki sinema bilgisiyle dolup taşan arkadaşlar filmin forum panolarında &#8220;bu ne yha ısledıyım en ıyrenc en gereksıs fılımdııııı!!!!&#8221; gibisinden serzenişlerde bulunsa da yurdumuzda da &#8220;Kanlı Tepeler&#8221; adıyla DVD piyasasına düşen The Hills Run Red , uzun zamandır modern ve güzel bir slasher izlememiş olanlara ilaç gibi gelecektir diye düşünüyorum.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Yazan: Mert Kutay &#8211; mert@iyikotufilm.com</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3876" title="The-Hills-Run-Red-(2009)" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/01/The-Hills-Run-Red-20091.jpg" alt="" width="660" height="666" /></p>
<p><br class="spacer_" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/the-hills-run-red-2009/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deliria (1987)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/deliria-1987/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/deliria-1987/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2009 10:16:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Antropophagus]]></category>
		<category><![CDATA[Conan]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Dellamorte Dellamore]]></category>
		<category><![CDATA[Demoni]]></category>
		<category><![CDATA[Joe D'Amato]]></category>
		<category><![CDATA[Luigi Montefiore]]></category>
		<category><![CDATA[Michele Soavi]]></category>
		<category><![CDATA[Phenomena]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Tenebre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=724</guid>
		<description><![CDATA[Argento sinema dünyasına bir çok yeni yetenekler katmıştır. Ancak Argento’nun tarzını en fazla hissetiren genç yetenek belkide Michele Soavi’dir. Yönetmen sinemaya ilk önceleri oyuncu olarak girer. Daha sonra kötü ünlü yönetmen D’Amato’nun Conan taklidi filmlerinin senaryolarını birlikte yazdılar. Daha sonra Argento’ya kendisine iş vermesi için başvurdu. Tenebre, Phenomena ve Demoni’de yönetmen yapımcılığı yaptı. 1987 yılında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-725" title="stagefright-deliria1" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/04/stagefright-deliria1.jpg" alt="stagefright-deliria1" width="194" height="279" />Argento sinema dünyasına bir çok yeni yetenekler katmıştır. Ancak Argento’nun tarzını en fazla hissetiren genç yetenek belkide Michele Soavi’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen sinemaya ilk önceleri oyuncu olarak girer. Daha sonra kötü ünlü yönetmen D’Amato’nun Conan taklidi filmlerinin senaryolarını birlikte yazdılar. Daha sonra Argento’ya kendisine iş vermesi için başvurdu. Tenebre, Phenomena ve Demoni’de yönetmen yapımcılığı yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">1987 yılında D’Amato’nun yapımcı olduğu filmografisindeki en iyi iki filmden biri olan Deliria ile yönetmenliğe başladı. Deliria filmiyle benzerlikler taşıyan Argento’nun Opera’sında ikinci ekip yönetmenliği yaptı. Soavi’nin son iyi filmiyse 1994 yılında yaptığı <a href="http://iyikotufilm.com/dellamorte-dellamore-1994/">Dellamorte Dellamore</a> filmidir.<span id="more-724"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Soavi Deliria’nın senaryosunu Joe D’Amato’nun kötü ünlü filmi <a href="http://iyikotufilm.com/antropophagus-1980/">Antropophagus</a>’un (1980) da senaryosunu yazan Luigi Montefiore ile ortaklaşa yazmış. Filmin konusu, efsanevi ve esrarengiz İngiliz katil Karındeşen Jack’in öyküsünden esinlenen bir müzikalin provaları sırasında işlenen seri cinayetleri içeriyor. İlk cinayetin müzikali için sansasyonel bir reklam olacağını düşünen hırslı yönetmen, fazla mesai için oyuncuları salona kilitliyor. Tabii katilde aslında içeridedir ve teker teker cinayetlerine devam eder. Salonda görülen ilk cinayet sahnesi oldukça etkileyici. Başına dev bir baykuş kafası giymiş Karındeşen karakterinin bir cinayet sahnesinin provası yapılmaktadır. Sahneye çıkan dev baykuş kafalı kişi, herkesin dehşet içindeki bakışları altında kadın oyuncuyu gerçekten de bıçaklar. Elektrikli testereler, matkaplar gibi çeşitli aletlerle işlenen ve her biri diğerinden kanlı cinayetlerin ardından filmin sonlarına doğru bütün kurbanların cesetlerini sahneye yerleştiren baykuş kafalı katil, etrafta uçuşan kuş tüyleri arasında ve oyunun fon müziği çalarken sahnenin ortasındaki koltukta yerini alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Film sanat ve kurban etme arasında bir bağlantı kurulması şeklinde yorumlanabilir.  Kurbanlar katil”sanatçı” tarafından birer estetik nesneye dönüştürülmüşlerdir. Amerikan işi slasherlar kadar iyi bir iş çıkartmış Soavi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-731" title="stagefright-deliria10" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/04/stagefright-deliria10.jpg" alt="stagefright-deliria10" width="594" height="171" /></p>
<p><script type="text/javascript" src="http://tr.sevenload.com/pl/HbaEoV7/500x408/0"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/deliria-1987/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Bay of Blood (1971)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/a-bay-of-blood-1971/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/a-bay-of-blood-1971/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 21:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Maria Rosati]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Avram]]></category>
		<category><![CDATA[Claudine Auger]]></category>
		<category><![CDATA[Claudio Camaso]]></category>
		<category><![CDATA[Franco Barberi]]></category>
		<category><![CDATA[Friday the 13th]]></category>
		<category><![CDATA[Herschell Gordon Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Luigi Pistilli]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Twitch of the Death Nerve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=613</guid>
		<description><![CDATA[Jason’dan da önce…Crystal gölünden de önce…Bay of Blood vardı. Mario Bava’nın Bay of Blood (aka Twitch of the Death Nerve) filmi gerçek bir slasher efsanesidir. Korku sinemasının bu alt türünün ilk örneklerinden olan film kendisinden sonra birçok filme esin kaynağı olmuştur. Ayrıca türün diğer filmlerine göre  özgün bir senaryo ve güçlü karakterlere sahip bir filmdir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Jason’dan da önce…Crystal gölünden de önce…Bay of Blood vardı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-614" title="abayofblood" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/03/abayofblood.jpg" alt="abayofblood" width="270" height="390" />Mario Bava’nın Bay of Blood (aka Twitch of the Death Nerve) filmi gerçek bir slasher efsanesidir. Korku sinemasının bu alt türünün ilk örneklerinden olan film kendisinden sonra birçok filme esin kaynağı olmuştur. Ayrıca türün diğer filmlerine göre  özgün bir senaryo ve güçlü karakterlere sahip bir filmdir.</p>
<p style="text-align: justify;">1971 yapımı film Friday the 13th filminin yönetmeni Sean Cunningham’a  ilham kaynağı olan film diyebiliriz. Zaten zamanında Bava’nın filminin ABD’deki dağıtımı Friday the 13th’ün yapımcıları arasında yer alan Georgetown Productions’ın sahiplerinin gerçekleştirmiş olması tesadüf değil. İki film arasındaki benzerlik konularının ana temasından ziyade mekân bağlamında. Bava’nın filminde Friday the 13th’teki gibi mazide travmatik bir deneyimden dolayı akli dengesi bozulmuş sapık bir katil yok, gözünü para hırsı bürümüş bir dizi aç gözlü saygın şahsiyetin maddi çıkar uğruna birbirlerini haklamaları anlatılıyor. Ama her iki film de yerleşim merkezlerinden uzak, doğanın içindeki bir göl kıyısındaki atıl ama yeniden faaliyete geçirilmesi planlanan bir kamp tesisinde geçiyor ve her iki filmde de bu tesise eğlenmek için gelen bir grup genç canlarından oluyor. Üstelik Bava’nın bu filminin Friday the 13th serisi üzerindeki etkisi sadece ilk filmle sınırlı da değil. Serinin ikinci filmindeki bir cinayet sahnesi Bava’nın filminden birebir kopya çekilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılıştaki cinayet sahnesinden beklenmedik sona kadar seyirci filmi diken üstünde izliyor. Katilin kim olduğunu bildiğinizi düşünürken bam! Bunu şok edici ve orijinal yollarla yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Senaryo iki şüpheli üzerinde yoğunlaşıyor. Kontes’in gayri meşru oğlu ve bir mimar. Kontesin gayri meşru oğlunun karısı ise alkolik bir medyumdur ve kartlarında geleceği görme yetisine sahiptir.<span id="more-613"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kontesin kızı ve eşi servetin tamamına sahip olmak için gayri meşru olan erkek kardeşini ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin 60lar ve 80ler deki slasher filmlerinden daha akıllıca olduğundan bahsetmiştim. Fakat şunu belirtmeliyim ki Bava’nın filmografisindeki en favori filmim değil. Filmde bolca kanlı cinayet sahneleri mevcut. Filmin konusunun geçtiği koy bu tarz bir film için oldukça iyi bir lokasyon. A Bay of Blood bir çok giallo unsurunu da barındırıyor. 70lerin başlarındaki en gore filmlerden birisi. Hitchcock’un Psycho’su bu türün ilk örneği olarak kabul edilmekle birlikte Herschell Gordon Lewis’in bazı filmlerinin de bu alt türün ilk örneklerini sergilediğini söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bava’nın filmdeki renk seçimleri de kırmızı, mavi ve yeşil ağırlıklı. Argento’nun Suspira’da seçtiği renklerde hangi yönetmenden etkilendiğini açık şekilde gösteriyor.</p>
<p>Son olarak filmi bu alt türün fanlarına şiddetle öneriyorum. Hiç sıkılmadan izleyeceğiniz ve filmin sonunda ters köşeye yatacağınız güzel bir yapım.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-615" title="a-bay-of-blood" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/03/a-bay-of-blood.jpg" alt="a-bay-of-blood" width="645" height="180" /></p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/5ftg8Fz/500x408/0" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/a-bay-of-blood-1971/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Slashers (2001)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/slashers-2001/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/slashers-2001/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2009 13:10:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Battle Royale]]></category>
		<category><![CDATA[Chainsaw Charlie]]></category>
		<category><![CDATA[Fangoria]]></category>
		<category><![CDATA[Gore]]></category>
		<category><![CDATA[Maurice Devereaux]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=581</guid>
		<description><![CDATA[Yönetmenliğini Maurice Devereaux’un yaptığı son derece eğlenceli bir B-Movie. Film çok düşük bir bütçeyle çekilmiş. Oyuncuların çoğunun ilk ve son filmi. Çekim süresi ise sadece bir gün. Filmde korku ve komedi unsurları iyi harmanlanmış. Gore sahneler düşük bütçeye rağmen oldukça iyi. Filmin konusu özgün, temel olarak insanların para için birbirlerini öldürmesini konu alıyor. Battle Royale [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-medium wp-image-582" title="slashersposter" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/03/slashersposter-231x300.jpg" alt="slashersposter" width="222" height="289" />Yönetmenliğini Maurice Devereaux’un yaptığı son derece eğlenceli bir B-Movie. Film çok düşük bir bütçeyle çekilmiş. Oyuncuların çoğunun ilk ve son filmi. Çekim süresi ise sadece bir gün. Filmde korku ve komedi unsurları iyi harmanlanmış. Gore sahneler düşük bütçeye rağmen oldukça iyi.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin konusu özgün, temel olarak insanların para için birbirlerini öldürmesini konu alıyor. Battle Royale filminden etkilenmeler gözden kaçmıyor. Günümüz Reality Show ve BBG yarışmalarına göndermeler de var. Konu, basit olmasına karşın oldukça etkileyici. Japonya’da yapılan bir Reality Show yarışmasına Amerika’dan altı yarışmacı katılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yarışmacılar bir labirentin içinde sağ kalmaya çalışacaklar. Hem kendi aralarında hem de peşlerine düşen üç katili atlatmaya çalışacakları amansız bir yarışa girerler. Peşlerindeki üç katil ise; Chainsaw Charlie, Doctor Ripper,  Preacherman. Slasher filmlerinin acımasız katillerini andırıyorlar. Film boyunca benim en favori katilim Chainsaw Charlie oldu. Yönetmen M. Devereaux film boyunca Reality Show ve yarışma havasını seyirciye çok iyi yansıtmış.<span id="more-581"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Filmde diyaloglar oldukça eğlenceli ve komik. Seyircinin filmi çok fazla ciddiye almaması isteniyor fakat film yönetmenin tahmininden bile iyi iş yapmış ve ciddiye alınmayı hak ediyor. Fangoria menşeili filmlere çok sıcak bakmasam da bu filmi gerçekten çok sevdim.</p>
<p>Filmdeki karakterler :</p>
<p>Megan: Hukuk öğrencisi.<br />
Davon: Eski bir boksör ve denizci.<br />
Michael: Tam bir serseri.<br />
Brenda: Güzel bir fotomodel.<br />
Rick: Tatlı Sert adam.<br />
Rebecca: Bayanlar içinde en sert olanı. Dövüş sanatlarıyla ilgilenmekte.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-583 aligncenter" title="slashers" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/03/slashers.jpg" alt="slashers" width="574" height="286" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/IfXgzRo/500x408/0" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/slashers-2001/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

