





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
Argento sinema dünyasına bir çok yeni yetenekler katmıştır. Ancak Argento’nun tarzını en fazla hissetiren genç yetenek belkide Michele Soavi’dir.
Yönetmen sinemaya ilk önceleri oyuncu olarak girer. Daha sonra kötü ünlü yönetmen D’Amato’nun Conan taklidi filmlerinin senaryolarını birlikte yazdılar. Daha sonra Argento’ya kendisine iş vermesi için başvurdu. Tenebre, Phenomena ve Demoni’de yönetmen yapımcılığı yaptı.
1987 yılında D’Amato’nun yapımcı olduğu filmografisindeki en iyi iki filmden biri olan Deliria ile yönetmenliğe başladı. Deliria filmiyle benzerlikler taşıyan Argento’nun Opera’sında ikinci ekip yönetmenliği yaptı. Soavi’nin son iyi filmiyse 1994 yılında yaptığı Dellamorte Dellamore filmidir.
» yazının devamı

Jason’dan da önce…Crystal gölünden de önce…Bay of Blood vardı.
Mario Bava’nın Bay of Blood (aka Twitch of the Death Nerve) filmi gerçek bir slasher efsanesidir. Korku sinemasının bu alt türünün ilk örneklerinden olan film kendisinden sonra birçok filme esin kaynağı olmuştur. Ayrıca türün diğer filmlerine göre özgün bir senaryo ve güçlü karakterlere sahip bir filmdir.
1971 yapımı film Friday the 13th filminin yönetmeni Sean Cunningham’a ilham kaynağı olan film diyebiliriz. Zaten zamanında Bava’nın filminin ABD’deki dağıtımı Friday the 13th’ün yapımcıları arasında yer alan Georgetown Productions’ın sahiplerinin gerçekleştirmiş olması tesadüf değil. İki film arasındaki benzerlik konularının ana temasından ziyade mekân bağlamında. Bava’nın filminde Friday the 13th’teki gibi mazide travmatik bir deneyimden dolayı akli dengesi bozulmuş sapık bir katil yok, gözünü para hırsı bürümüş bir dizi aç gözlü saygın şahsiyetin maddi çıkar uğruna birbirlerini haklamaları anlatılıyor. Ama her iki film de yerleşim merkezlerinden uzak, doğanın içindeki bir göl kıyısındaki atıl ama yeniden faaliyete geçirilmesi planlanan bir kamp tesisinde geçiyor ve her iki filmde de bu tesise eğlenmek için gelen bir grup genç canlarından oluyor. Üstelik Bava’nın bu filminin Friday the 13th serisi üzerindeki etkisi sadece ilk filmle sınırlı da değil. Serinin ikinci filmindeki bir cinayet sahnesi Bava’nın filminden birebir kopya çekilmiştir.
Açılıştaki cinayet sahnesinden beklenmedik sona kadar seyirci filmi diken üstünde izliyor. Katilin kim olduğunu bildiğinizi düşünürken bam! Bunu şok edici ve orijinal yollarla yapıyor.
Senaryo iki şüpheli üzerinde yoğunlaşıyor. Kontes’in gayri meşru oğlu ve bir mimar. Kontesin gayri meşru oğlunun karısı ise alkolik bir medyumdur ve kartlarında geleceği görme yetisine sahiptir.
» yazının devamı

Yönetmenliğini Maurice Devereaux’un yaptığı son derece eğlenceli bir B-Movie. Film çok düşük bir bütçeyle çekilmiş. Oyuncuların çoğunun ilk ve son filmi. Çekim süresi ise sadece bir gün. Filmde korku ve komedi unsurları iyi harmanlanmış. Gore sahneler düşük bütçeye rağmen oldukça iyi.
Filmin konusu özgün, temel olarak insanların para için birbirlerini öldürmesini konu alıyor. Battle Royale filminden etkilenmeler gözden kaçmıyor. Günümüz Reality Show ve BBG yarışmalarına göndermeler de var. Konu, basit olmasına karşın oldukça etkileyici. Japonya’da yapılan bir Reality Show yarışmasına Amerika’dan altı yarışmacı katılır.
Yarışmacılar bir labirentin içinde sağ kalmaya çalışacaklar. Hem kendi aralarında hem de peşlerine düşen üç katili atlatmaya çalışacakları amansız bir yarışa girerler. Peşlerindeki üç katil ise; Chainsaw Charlie, Doctor Ripper, Preacherman. Slasher filmlerinin acımasız katillerini andırıyorlar. Film boyunca benim en favori katilim Chainsaw Charlie oldu. Yönetmen M. Devereaux film boyunca Reality Show ve yarışma havasını seyirciye çok iyi yansıtmış.
» yazının devamı

Kimilerine göre yapılmış en iyi Christmas Korku filmi, kimilerine göre ise tam bir vakit kaybı…
80’lerin Slasher filmlerine hayran olduğumu söyleyebilirim. Özellikle tatil temalı olanlarına. Christmas Evil için Kült bir klasik diyebiliriz. Fakat film sadece bir korku filmi olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir “Loser”in psikolojik çöküntüsünü anlatıyor.
Kahramanımız Harry’nin rüyalarını Noel Babaya dönüşmek süslüyor. Fakat bu Noel Baba’nın gerçeğinden farkı insanları öldürmekten hoşlanması. Filmin açılış sahnesinde 1947 yılının yılbaşı akşamında Harry Noel Baba kostümü giymiş babasıyla annesini sevişirken görür (bu Harry için başlı başına bir travma sebebidir; çünkü annesinin babasını Noel Baba ile aldattığını düşünür.) ve kamera birden günümüze döner. Harry bir oyuncak fabrikasında çalışmaktadır. Yeni yılla ilgili her zaman takıntıları olmuştur. Harry gerek iş çevresinde gerekse özel yaşantısında içine kapanık ve hayattan zevk almadan yaşamaktadır. Ta ki bir gün Noel Baba kıyafetiyle bir geyiği öldürene kadar.
“Christmas Evil” çoğu zaman 1984 yapımı Christmas korku filmi “Silent Night, Deadly Night” ile karşılaştırılır. İki film arasında tabii ki benzerlikler var (iki filmde de karakterin çocukluğunda, Noel Baba ile yaşadığı travmatik deneyim ön plana çıkmakta)fakat aslında ikisi de birbirinden tamamen farklı filmler. “Silent Night, Deadly Night” da trashy bir çıplaklık ve şiddet unsurlarını görmek mümkün. “Christmas Evil” da ise daha az bir şiddet yer almakta. Oldukça dramatik bir film.
Bir çok insana filmin ağır ilerlemesinden şikayetçi, fakat bu bir Slasher olsaydı bu serzenişte haklı olabilirlerdi. Bu bir Slasher film değil kesinlikle ama hatası bir Slasher olarak lanse edilmesi. Doğal olarak filmi bu beklentiyle izleyenler. Hayal kırıklığına uğramış olabilirler. Özellikle ana karakterin oyunculuğu ve sinematografi açısından film tatmin edici.
» yazının devamı
