Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


the-sexplorer-posterThe Sexplorer yönetmenliğini Derek Ford’un yaptığı İngiliz yapımı bir film. Filmle ilgili internette yaptığım araştırmalarda en çok dikkatimi çeken şey ise filmin Tarantino’nun favori Sexploitation filmleri arasında yer alması.

The Sexplorer ya da bilinen diğer adıyla The Girl From Starship Venus tipik bir İngiliz filmi. Film bir İngiliz filmi olmasına rağmen çekildiği dönemde İngiltere’de çok fazla ilgi görmemiş, fakat Amerika’da özellikle Drive-In sinemalarda ilgiyle karşılanmış. Film softcore erotik sahneler ve tipik İngiliz komedilerinden aşina olduğumuz diyalogları içeriyor.

Filmimiz bir dış ses eşliğinde uzay görüntüleriyle açılıyor. Purple gezegeninden bir araştırma ekibi Dünyamıza araştırma için gelmektedir. Fakat geldikleri uzay aracı alışılmışın dışında, bir UFO değil metal bilye şeklinde bir cisimdir. Bilye yeryüzüne, Londra’nın arka caddelerinde bir su birikintisine iniş yapar. Su ile temas ettikten sonra birden karşımızda Explorer (dönemin Alman erotik modellerinden Monika Ringwald)’ı görürüz. Explorer aniden soluğu bir masaj salonunda alır. Olan bitene yabancı olan Explorer meraklı gözlerle etrafını süzmektedir. Masaj salonu, seks shop, seks filmi gösterimi yapan bir sinema salonunda yaşadığı küçük birkaç maceradan sonra bir çamaşırhanede iyi kalpli Lecher (Mark Jones) ile tanışır. Lecher gidecek yeri olmayan bu tuhaf kadını evine kabul eder. Fakat Explorer geldiği bu yenidünyayı tanımak istemektedir ve onun bu saf halinden faydalanmak isteyen etrafta birçok erkek vardır…
» yazının devamı

au pair girlsAu Pair Girls yönetmenliğini Val Guest’in yaptığı, başrollerinde ise Astrid Frank, Johnny Briggs, Gabrielle Drake, Me Me Lai ve Nancy Wait’in oynadığı bir İngiliz sexploitation filmi. Film için aynı zamanda bir komedi demek de yanlış olmaz. İçinde çıplaklık barındıran, Benny Hill Show tadında bir film.

Film çeşitli ülkelerden au pair olarak İngiltere’ye gelmiş dört kızın maceralarını konu alıyor. Tabii ki dadılık değil, seks maceralarını. Kızlardan birisi Alman, biri Çinli, diğerleri ise İsveçli ve Danimarkalıdır. Randi (Gabrielle Drake), Anita (Astrid Frank), Nan Lee (Me Me Lai) ve Christa (Nancy Wait) aynı gün Londra’ya au pair olarak gelirler ve başlarından komik, seksi maceralar geçer.

Dönemin İngiltere’sinde henüz hard core porno filmleri izlemek mümkün değilken bu tarz filmler oldukça revaçtaydı. Yani Benny Hill tarzı bir komedi anlayışı ve içinde bolca çıplak güzel kızın olduğu görüntüler. Her ne kadar aradan geçen kırk yıldan sonra çoğu izleyiciye göre bu tarz ucuz gelse de, döneminde oldukça popüler olup talep gören bir tarzdı. Au Pair Girls filmi için şunu belirtmekte fayda var ki film bolca çıplaklık içeriyor seks değil.
» yazının devamı

bondage_of_lust_1968_poster_0160′lı yıllarda Japon sineması çıkmaza girmiş ve Samuray filmleri fazla ilgi görmemeye başlamıştı. Bu sebeple Japon film şirketleri yeni arayışlar içine girdiler. Bu şirketlerden Nikkatsu, stüdyo yöntemiyle çekilen ve Roman Porno da denilen filmlere yöneliyordu. (Daiei, ve Toei dönemin diğer ünlü film şirketlerdir.)

Japonya’daki sansür sistemi kadın ve erkeğin cinsel birleşmesini ve cinsel organlarının görünmesini yasaklamıştı. Filmlerde bu kareler flulaştırılarak gösteriliyordu. Fakat bu sansür sistemi belkide kadına karşı uygulanan en sert sadomazoşist arzuları gösteren sahnelere izin veriyordu.

Pembe filmleri kendi içlerinde ikiye ayırmak mümkün: Pinku Eiga ve Pinku Violance. Pinku Eiga’da kadına olan şiddet cinsellikle yoğrulurken Pinku Violance filmlerinde ise yine aşırı cinsellik ve kadına karşı şiddetin yanında bu şiddete maruz kalan kadınların kanlı intikam hikayeleri de anlatılmaktadır.

Sansür sistemi bu tarz filmlerin Japonya’nın dünya üzerindeki prestijini zedeleyeceği düşüncesiyle yurt dışında dağıtımına ve festivallerde gösterilmesine izin vermiyordu. Meraklıları dışında uzun bir süre sinemaseverler bu filmlerden ya haberdar olamadı ya da haberdar olduğu halde ulaşamadı. 90′lı yılların sonu ve 2000′li yılların başından itibaren bazı Amerikan video şirketlerinin bu filmleri DVD olarak piyasaya sürmesi ve internetle birlikte bilgiye ulaşılabilirliğin artmasıyla birlikte dünya pazarında Pinku filmlerine olan ilgi de çığ gibi büyümeye başlamıştır.


» yazının devamı

blackemanuelleBlack Emanuelle 70’lerin tipik İtalyan sinemasının örneklerinden bir tanesidir. İtalyan sineması bu dönemde dünya sinemasında gerçekleşen trendleri kendi sinemasal üslubuna göre yeniden yorumluyordu. Black Emanuelle de bu dönemde çekilen Sylvia Kristel’ın oynadığı Emmanuelle’nin bir uyarlamasıdır.

Film orijinal Emmanuelle filmine her ne kadar konu bakımından sadık kalsa da, orijinalinden daha sert bir filmdir. Bu arada şunu da belirtmekte fayda var ki, orijinal filmden bir farkı da yasal zorlukların önüne geçmek adına filmin isminde ufak bir hileye başvurulup bir “m” in kaldırılmasıdır.

Laura Gamser filmde bir fotoğrafçı olan Emanuelle’yi oynuyor. Emanuelle bir iş için Afrika’ya gider. Aslında bu sebepsiz bir gezidir. Emanuelle genelde bütün gününü partilerde, havuzda ve seks yaparak geçirir.

Film bir Sexploitation klasiği ve sinematografi oldukça iyi. Ayrıca Afrika’nın vahşi yaşamını gösteren oldukça güzel görüntüler içermekte. Ve Nico Fidenco’nun müzikleri de filmin ucuzluğuna ayrı bir hava katmış.
» yazının devamı

21
Şub
2009

Satan’s Sadists (1969)

biker12Haklısınız, polis. Haklısınız, ben kokuşmuş bir piçim. Kabul ediyorum. Ama sana bir şey söyleyeceğim. İçimde bir sürü nefret barındırmama rağmen, içinde nefret olmayan arkadaşlarım var. Sevgiyle dolu arkadaşlarım. Onların tek suçu, saçlarını uzatmak, biraz ot içmek ve kumlara uzanıp yıldızlara bakarak şiirler yazmak. Peki ya sen napıyorsun? Onları demirlerin ardına atıyorsun. Ve onlar da seni affediyorlar.

- Anchor (Russ Tamblyn in Satan Sadists, 1969)

B filmlerinin ustası Al Adamson 60lar ve 70ler boyunca içinde korku, blaxploitation ve sexploitation türlerini barındıran birçok film yaptı. Satan’s Sadists ise biker türüne giriş yaptığı ve 60ların sonuna doğru oldukça popüler olmuş bir filmi. Adamson filmi 1 hafta gibi kısa bir sürede ve oldukça düşük bir bütçeyle çekmiş. Ayrıca belirmekte yarar var ki eğlenceli bir biker filmi değil bu.

Filmin başrolünde Amerikan filmlerinin efsane ismi Russ Tamblyn’i Satan’s Sadists adlı acımasız bir motosiklet çetesinin lideri olarak görüyoruz. Tamblyn çetesiyle beraber California çölünde ilerlerken, umulmadık bir anda eski bir denizci olan ve Vietnam’dan yeni dönmüş Johnny ( Gary Kent ) ile karşılaşır ve bu andan itibaren şansları değişmeye başlar.


» yazının devamı