iyiköfüfilm

1961 yapımı bir B korku filmi olan The Beast of Yucca Flats’in başrolünde Tor Johnson isimli, İsveçli eski bir güreşçi yer alıyor. Filmin senaryosu ve yönetmenliği ise Coleman Francis’e ait. Film, bazı eleştirmenlere göre gelmiş geçmiş en kötü bilim kurgu-korku filmi, hatta Ed Wood’un Plan 9 From Outer Space’inden bile kötü olduğunu savunan sinema eleştirmeni sayısı hiç de az değil.

Filmin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlenen Coleman C.Francis kariyerine birçok işi sığdırmayı başarmış insanlardan biri. Yönetmenlik, senaristlik, yapımcılık ve aktörlük yapmış olan Francis, yaptığı tüm işler içerisinde yönetmenlik serüveni içinde yer alan üç filmiyle ismini daha çok duyurmuş. Yönetmenlik kariyerinin ilk filmi olan The Beast of Yucca Flats’den sonra 1963 yılında The Skydrivers ve 1966 yılında da Night Train to Mundo Fine filmlerinin 1994 yılında Mystery Scince Theater 3000’de (Mystery Science Theater 3000, 1988-1999 yılları arasında Amerika’da gösterilmiş bir TV serisi, özellikle bilim kurgu B filmlerinin gösterildiği bir program) gösterilmesinin ardından, tüm zamanların en kötüleri içinde kendine yer bulmasının yanı sıra kült olarak nitelendirilebilecek bir mertebeye de erişmiş. The Beast of Yucca Flats, IMDB Bottom listesinin 19.sırasında yer almasının yanı sıra, yönetmenin diğer iki filmi de bu listeye üst sıralardan girmeyi başarmış. Night Train to Mundo Fine 8.sırada, The Skydrivers ise 9.sırada yer alıyor.

Filmin başrolünde yer alan Tor Johnson ise profesyonel güreş hayatının ardından sinemaya geçiş yapmış bir oyuncu. (daha&helliip;)


14
Kas
2012

Repulsion (1965)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Polanski sınırları zorluyor.

Paris doğumlu Polonyalı yönetmen Roman Polanski’nin Gérard Brach ile senaryosunu geliştirdiği 65 yapımı Repulsion, apartman üçlemesinin (Repulsion, Rosemary’s Baby, Le locataire) ilk filmi olmakla beraber Polanski’nin sanatsal gelişim yolunda ve kariyerinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Ayrıca psikotik sahneleri ve sürrealist geleneği ile sinema tarihinde önem kazanmış, ilk İngilizce filmi olarak kayıtlara geçmiştir. Ama öncelikle Polanski’nin Repulsion’de Psiko-Freud bir deney yarattığını ve hemen bağlamında Alfred Hitchcock’un 60 yapımı Psycho ile arasında Freudyen psikolojik çalışma türünün karşılaştırılabileceğini ve aynı çerçeve içerisinde değerlendirilebileceğini söyleyeyim. Dahası, Repulsion, Polanski’nin ilk -sürrealist- başyapıtı olma niteliğini taşıyor. Eh, hak etmiyor da değil. En nihayetinde, Polonyalı yönetmenin zihnimizi parçalamakta ve psikolojik gerilim yaratmakta oldukça kararlı olduğunu rahatsızlık boyutunun içinde rahatlıkla görebiliyoruz. Anlayacağınız, Repulsion’de Polanski’nin büyüleyici siyah-beyaz gerçeküstü çekimine ve Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Carol karakterinin yıkıcı tavrına ve çetrefilli zihnine tanık oluyoruz. Diyeceğim şu ki; Polanski’nin yaptığı gibi gerçeği bir kenara bırakalım -ki yapmadığımız bir şey değil- ve yüz iki dakika boyunca hümanizmin içinde kaybolalım.

Ayrıca Repulsion’in, Polanski’nin diğer filmlerine nazaran daha baskın bir temaya sahip olduğunu görürsünüz. Peki bunun nedeni ne olabilir? Tabii ki toplumdan başka bir şey olamaz. Meselâ kısa filmi Usmiech Zebiczny’yi hatırlayın. 1957’den bu yana Polanski’nin yarattığı karakterler, toplum tarafından değişik formlarda dayatılan bazı sınırları çeşitli şekillerde ihlal ediyor. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni