iyiköfüfilm

7
Kas
2011

Robotların Beyazperdeyi İstilasi

Kavram-Kuram-Fenomen kategorilerinde yayınlandı.

Robotların bizi ürküten yanı nedir? Bizi huzursuz eden şey, düşünen makinelerin varlığı mı yoksa? Robotların, üretimde kullanılmasıyla milyonlarca işsizin ortaya çıkacağını düşünmek mi? Artık robotlar, filmlerde başrolleri parselliyorlar. Yakın gelecekte süper starların pabuçları belki de dama atılacak. Robotlar konusunda olumsuz düşünmemizde filmlerin rolü büyük. Bazen tersi de gerçekleşebiliyor. Örneğin West World  filminde Richard Benjamin’in, güzel bir fahişe robotla sevişme sahnesi görüntüleniyor. Kamera, sürekli güzel robotun elmas gözlerindeki derin anlamı ve yaratılan anlamlı bakışları yakalıyor. Tüm bunlardan çıkardığımız, bizi robotlardan ürküten sadece onların metalik soğukluğu ve akıllı fakat duygusuz oluşları.

Robotların ilk ortaya çıkışı 1926 yılında Metropolis filmiyle gerçekleşir. Fritz Lang tarafından çekilen bu film, 2000 yılında yeraltında çok ağır şartlar altında yaşayan işçilerin yaşamlarını konu alır. Maria adındaki genç ve güzel bir kız, işçilerin isyan etmelerini engellemeye çalışmaktadır. Ancak manyak bir kaşif, Maria’nın aynısı bir robot yaparak işçileri isyana teşvik ettirir. Bu film, robotlar ve bilgisayarlar konusunda insanların canını sıkan üç şeyi açıklamaya çalışmaktadır; robotlar insanlardan güzeldir, robotlar insanları taklit ederek onların yerini alabilirler ve robotlar insanları üzmezler. (daha&helliip;)


felaketfilmleri

Alexandre Mitta’nın L’Equipage adlı filmi, “ilk Sovyet felaket filmi” reklam sloganıyla 24 Mart 1982’de Paris’te gösterime çıktı. Sonuç önceden tahmin edilebileceği gibi, iki haftada, ancak 1064 biletin satılabilmesi oldu. Bundan iki yıl önce, 14 Mayıs 1980’de gösterime sokulmuş ve gösterişli bir “hasılat” yapmış olan (8 haftada 26.617 bilet), Amerikalı Billy Hale’in dizi filmi S.O.S. Titanic, hala “zafer saatlerini yaşayan” bir türün artık alacakaranlığa girdiğini haber veriyordu. bu 1970’lerden başlayarak 10 yıl boyunca karanlık sinema salonlarını dolduran bir akıma eklenen son filmdi. 10 yıl içinde, 30 kadar film, dayanılmaz sinema çekicilikleri içeren gösteriler sunmuştu. 4,5 milyona yakın Parisli, sonunda kurtulabilen gemi yolcularını, parçalanıp ezilen büyük uçukları, alevler içinde yanan kuleleri ve depremden göçüp yerle bir olan Los Angeles kentini seyredebilmek için seferber olmuştu. Sinemada yeni bir tür doğmuştu ya da en azından buna inanılıyordu.

“Films- Catastrophe-Felaket Filmleri”, gündelik bir gerçek haline dönüşmüştü. Vaktiyle Herkül’lü Antik Çağ filmlerine ya da Spaghetti Western’lerinde olduğu gibi, giderek esin yoksunluğundan bu “tür” de ölmüştü ve tabii ki seyircisi de tükenmişti. Tıpkı Antik Çap filmlerinin en gözalıcı ürünü Ben-Hur’la Spaghetti Western’in doruk noktası sayılan Once Upon A Time In The West (1968) gibi, “felaket filmleri”de türün kusursuz örneği The Towering Inferno (1974) meydana getirmişti. Kimilerinin horladığı, kimilerinin de türün doruğu saydığı bu film, şimdilerde beyaz perdeden silinen bu türün en parlak örneği olarak duruyor. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni