<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İyi &#039;Kötü Film&#039; &#187; Mario Bava</title>
	<atom:link href="http://iyikotufilm.com/etiket/mario-bava/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iyikotufilm.com</link>
	<description>&#34;kötü&#34; filmlerin nasıl seyredilmesi gerektiğini öğrenin, onlar genelde çok &#34;iyi&#34; dir.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 10:13:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bir Türün Doğuşu: Slasher</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 12:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[13 Ghosts]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Maniacs]]></category>
		<category><![CDATA[A Hatchet for Honeymoon]]></category>
		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>
		<category><![CDATA[Alfred Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[And There Were None]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Milligan]]></category>
		<category><![CDATA[Bankhead]]></category>
		<category><![CDATA[Bay of Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Black Christmas]]></category>
		<category><![CDATA[Blood and Black Lace]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Feast]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Voyage]]></category>
		<category><![CDATA[Bloodsucking Freaks]]></category>
		<category><![CDATA[Bloodthirsty Butchers]]></category>
		<category><![CDATA[Cameron Mitchell]]></category>
		<category><![CDATA[Cat O’Nine Tails]]></category>
		<category><![CDATA[Color me blood red]]></category>
		<category><![CDATA[Das Cabinet des Dr. Caligari]]></category>
		<category><![CDATA[David Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Deep Red]]></category>
		<category><![CDATA[Dehşet Tiyatrosu]]></category>
		<category><![CDATA[Drive-in Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Wallace]]></category>
		<category><![CDATA[En korkunç filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Fanatic]]></category>
		<category><![CDATA[Four Flies on Grey Velvet]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Coppolla]]></category>
		<category><![CDATA[Freddie Francis]]></category>
		<category><![CDATA[Fright Break]]></category>
		<category><![CDATA[Fritz Lang]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Georges Clouzot]]></category>
		<category><![CDATA[Herschell Gordon Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Hills Have Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[Homicidal]]></category>
		<category><![CDATA[House on the Edge of the Park]]></category>
		<category><![CDATA[Hush Sweet Charlotte]]></category>
		<category><![CDATA[Inferno]]></category>
		<category><![CDATA[Ingmar Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Janet Leigh]]></category>
		<category><![CDATA[Joel Reed]]></category>
		<category><![CDATA[John Saxon]]></category>
		<category><![CDATA[Just Before Dawn]]></category>
		<category><![CDATA[Last House on the Beach]]></category>
		<category><![CDATA[Les Diaboliques]]></category>
		<category><![CDATA[Maniac]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Meat Cleaver Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Mother of Tears]]></category>
		<category><![CDATA[Night Must Fall]]></category>
		<category><![CDATA[Nightmare]]></category>
		<category><![CDATA[Norman Bates]]></category>
		<category><![CDATA[Nurse Sherri]]></category>
		<category><![CDATA[Panic]]></category>
		<category><![CDATA[Paranoiac]]></category>
		<category><![CDATA[Peeping Tom]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Dennis Steckler]]></category>
		<category><![CDATA[Repulsion]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Aldrich]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Bloch]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Scream of Fear ve The Full Treatment]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Slasher movies]]></category>
		<category><![CDATA[Suspiria]]></category>
		<category><![CDATA[Sweeney Todd]]></category>
		<category><![CDATA[Teenage Psycho Meets Bloody Mary]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chain Saw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Bird with the Crystal Plummage]]></category>
		<category><![CDATA[The Gore-Gore Girls]]></category>
		<category><![CDATA[The House of Haunted Hill]]></category>
		<category><![CDATA[The Hunchback of Soho]]></category>
		<category><![CDATA[The Last House on the Left]]></category>
		<category><![CDATA[The Nightwalker]]></category>
		<category><![CDATA[The Phantom of Soho]]></category>
		<category><![CDATA[The Psychopath]]></category>
		<category><![CDATA[The Soho Ripper]]></category>
		<category><![CDATA[The Thrill Killers]]></category>
		<category><![CDATA[The Undertakes and His Pals]]></category>
		<category><![CDATA[The Virgin Spring]]></category>
		<category><![CDATA[Thirteen Women]]></category>
		<category><![CDATA[Toolbox Murders]]></category>
		<category><![CDATA[Traitors Gate]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Whatever Happened to Baby Jane]]></category>
		<category><![CDATA[Whispers of Fear ve Symptoms]]></category>
		<category><![CDATA[William Castle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=6433</guid>
		<description><![CDATA[Slasher alt türü genellikle bir seri katilin insanları vahşi şekilde öldürmesini anlatan filmlerin girdiği kategoridir. Katiller genellikle bıçak, ustura, balta gibi kesici aletler kullanır. Genellikle çoğu korku filmi bu tarz bir konuya sahip olsa da slasher türünü diğer türlerden ayıran kendine ait karakteristik özellikleri vardır. Türdeki filmler çok keskin olmasa da iki kola ayrılır; katilin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/slasher.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6434" title="slasher" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/slasher.jpg" alt="" width="646" height="217" /></a>Slasher alt türü genellikle bir seri katilin insanları vahşi şekilde öldürmesini anlatan filmlerin girdiği kategoridir. Katiller genellikle bıçak, ustura, balta gibi kesici aletler kullanır. Genellikle çoğu korku filmi bu tarz bir konuya sahip olsa da slasher türünü diğer türlerden ayıran kendine ait karakteristik özellikleri vardır. Türdeki filmler çok keskin olmasa da iki kola ayrılır; katilin kimliğinin belli olduğu filmler ve katilin kimliğinin belli olmadığı filmler. Kim olduğunu bildiğimiz filmlerde katiller bazen maske taksa da insanları öldürür, kimin yaptığını biliriz. Katilin belli olmadığı filmlerde ise katil ya maske takar ya da kamera ve ışık oyunlarıyla yüzü görünmez, kim olduğu anlaşılamaz. Bu filmler genelde polisiye yapı üzerine kurulur, filmde bir dedektif olmasa da izleyici kendini dedektif yerine koyup katilin kim olduğu hakkında tahminler yürütür ve film sürpriz bir son ile biter.</p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle modern ve post-modern örnekleriyle pek fazla alakası olmasa da ilk slasher örneği olarak Alfred Hitchcock’un yönettiği 1960 yapımı Psycho gösterilir. Fakat Psycho’dan aylar önce izleyiciyle buluşan Peeping Tom bilinen ilk slasher filmidir. Film, kurbanı olan kadınları öldürürken bir yandan da kameraya çeken psikopat bir katili anlatmaktadır. Psycho’nun bütçesinin çeyreği kadar bir para ile çekilmiş olan Peeping Tom gösterime girdiğinde büyük tepkiler almıştır.<span id="more-6433"></span>Alman oyuncu Karlheinz Böhm tarafından canlandırılan Mark Lewis adındaki katil, en az Norman Bates kadar derin bir karakterdir ve Psycho kadar Peeping Tom da Freud’umsu karakter tahlillerine sonuna kadar açık bir filmdir. Aynı zamanda filmde Helen’ın kör annesinin gerçekleri görüp Mark’ın gerçekte kim olduğunu bilen tek kişi olması gibi bolca sembolizm de kullanılmaktadır. Fakat Psycho’nun aksine filmin başında Mark’ın katil olduğunu öğreniriz, öldürürken yüzlerinde oluşan dehşet ifadesini görüntüleyip evindeki projektörde izlediğini biliriz; bilmediğimiz şey ise bunun sebebidir. Nihayetinde eleştirmenlerin küçümseyici ve aşağılayıcı eleştirileri yüzünden yönetmeni Michael Powell’ın kariyerini mahveden Peeping Tom, bugün bakıldığında korku türünün klasikleri arasında doldurulamaz bir yere sahiptir. Film bir yandan sonuna kadar izleyiciyi istismar ediyor, bir yandan da bilmeden “slasher” adındaki bir türün tohumlarını atıyordu. Peeping Tom, 1961 senesinde ülkemizde de Kadın Katili adıyla sinemaları ziyaret etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psycho’ya dönecek olursak, Mark Lewiss’in babasıyla olan ilişkisi kadar hastalıklı bir ilişki de Norman Bates ve annesi arasında vardır. Filmde ana karakterin 45 dakika sonra öldürülmesi gibi cesur manevralar da bulunmaktadır, şimdiki gibi sürpriz bir son için kasan bir sinema anlayışının o zamanlar pek bulunmadığını hatırlatmakta fayda var. Film boyunca sadece iki kişi öldürülmesine rağmen çoğu kişiye göre Psycho, slasher türünün ilk örneğidir. İki filmdeki katil de ruh hastasıdır fakat basmakalıp “deli katil” karakterler değildir. İkisi de gözetlemeyi sever, biri bunu kamerası ile yapar, diğeri ise banyo duvarındaki bir delik ile. İkisi de çekingen ve sessiz sakin kişilerdir. Evrim geçirerek maskeli katillere dönüşecek olan ilk slasher katili örneklerine kısaca göz attığımıza göre daha da geçmişe gidebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/NORMANBates.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6441" title="NORMANBates" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/NORMANBates.jpg" alt="" width="281" height="336" /></a>1932 yılında çekilen Thirteen Women, bir kadının öğrenci yurdundayken melez olması nedeniyle kendisini küçümseyen eski okul arkadaşlarından intikam almasını anlatmaktadır. Çok geniş bir bakış açısı ile yaklaşırsak slasher temellerinin ilk bu filmde atıldığını görebiliriz. Agatha Christie’nin On Küçük Zenci kitabından (daha doğrusu kitaptan uyarlanan tiyatro oyunundan) beyazperdeye adapte edilen 1945 yapımı And There Were None ise kendisinden onlarca yıl sonra çekilecek olan pek çok slasher filmi ile benzer özellikler taşımaktadır. O zamanlar korku filmleri Universal Stüdyoları’nın canavar filmleriyle bağdaştırıldığından Thirteen Women ve And There Were None farklı polisiye denemeleri olarak kalsa da iki film de kendisini seyrettirmeyi başardı. Filmler ne kadar eski tarihli olsa da izleyici kitlelerinin tarih boyunca katliama aç olduğu yadırganmayacak bir gerçektir. Kolezyumlarda yapılan dövüşler, arenalar, gladyatörler; izleyiciler hepsini kan görmek, cinayet görmek için izliyordu. İnsanlık medeniyet yolunda ilerledikçe bu tarz eğlenceler de ellerinden alındı, sonrasında yapay cinayetler izletilmeye başladı. 1892 yılında Paris’te açılan Grand Guignol başta olmak üzere özellikle Avrupa’da görülen “dehşet tiyatroları”, seyircilerin akınına uğruyordu. Bu tiyatrolarda oynayan eserler, kanlı cinayetleri ve özellikle kadın ölümlerini göstermekten çekinmiyordu. Oyunların birçoğu altmışlı yıllarda şu an sinema piyasasının içinde bulunduğu durumu özetlercesine beyazperdeye uyarlandı. Günümüzde uyarlanan korku filmlerinin aslında bu tiyatrolardaki oyunların suyunun suyu olduğunu bilmek tuhaf. Korku tiyatrolarını başka bir yazıya bırakarak kaldığımız yere geri dönelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmseverlerin ve film yapımcılarının Psycho’yu, insanları, genellikle gençleri kesici aletlerle öldüren manyakları detaylarıyla gösteren filmlerin başlangıç noktası olarak göstermeleri haklı bir iddiadır. Psycho’nun –özellikle- duş sahnesine yapılan göndermeler hala günümüzdeki filmlerde bile yer almaktadır. Lucio Fulci bile New York Ripper filminin Hithcock’a bir saygı duruşu olduğunu söylemiştir. Psycho, türde böylesine etki yaratan bir film olmasına rağmen filmde çok fazla vahşet ve kanlı sahne olmaması da ayrı bir noktadır. Psycho kitabının yazarı Robert Bloch’un vahşet <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/dascabinetdesdrcaligari01.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6446" title="dascabinetdesdrcaligari01" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/dascabinetdesdrcaligari01.jpg" alt="" width="330" height="265" /></a>sahneleri genellikle filmde yoktu, filmin en kanlı sahnesi olan merdivendeki cinayet sahnesi ise çoğu filmin ilk birkaç saniyesinde geçebildiği bir örnektir. Deli katil konsepti de orijinallikten çok uzaktadır, yeterince geriye gidersek 1920 tarihli sessiz klasik Das Cabinet des Dr. Caligari filminde bile aynı temanın kullanıldığını görebiliriz (Burada meraklısına ilginç bir not: Filmin 1962 tarihli yeniden çevriminin senaristi Robert Bloch’tır.). Hitchcock’ın modern Amerika’da geçen kan dondurucu hikâyesi kendisinden yaklaşık yirmi sene sonra çıkacak slasher türündeki filmlerde olduğu gibi ahlaksızlığı ölümle cezalandırmaktadır. Bunun yanı sıra seyirciyi beklenmedik şeylerle şoke eder, filmdeki cinayetler ve filmin sonu kesinlikle izleyici tarafından tahmin edilmemiştir, özellikle afişte filmin yıldızı olarak gösterilen Janet Leigh’in filmin ilk yarısında öldürülmesi doğal olarak umulmayacak bir olaydır. 1960 yılının şartlarına göre Psycho, seyirciyi yanlış yönlendirmenin ve şaşırtmanın nadir bir örneğidir. Fakat Psycho’dan 5 sene önce çıkan Fransız yapımı, Henri Georges Clouzot’un yönettiği Les Diaboliques, beyazperdede bir insanın başka bir insanı tuhaf ve doğaüstü olaylarla çıldırmaya çalışmasının başlangıcıdır. Özellikle seyirciyi dehşete düşüren, küvetten kalkan ceset sahnesi filmin en bilinen, en etkili sahnesidir. Film, girmenin zor olduğu Amerikan piyasası dâhil olmak üzere uluslararası bir başarıya imza atmıştır. İki filmin de en korkutucu sahnelerinin banyoda geçmesi ne kadar tesadüftür bilemeyiz. Belki Hitchcock film büyük bir hit olduğunda filmi izleyip küvet sahnesinde herkesin etkilendiği biçimde etkilenerek izleyenleri aynı şekilde korkutacak, Hollywood tarzı bir korku filmi çekme kararı almıştır, bunu da bilemeyiz. Fakat Diabolique’i görmek için saatlerce sırada bekleyen, kısa bir süre sonra düşük bütçeli filmleriyle tanınacak olan Amerikalı yapımcı, yönetmen, yazar ve oyuncu William Castle olayı çözmüş ve röportajlarında anlatmıştır. Castle, izleyicilerin tanımadığı Fransız oyunculara değil, filmin vadettiği korkuya akın ettiğini anlamıştı. Filmin yıldızı filmdeki korkunç sahnelerdi ki bu da kendisinin işine yarıyordu çünkü o zamana kadar çektiği filmlerde asla yıldız oyuncuları oynatamamıştı. Bu motivasyonla önce Macabre, hemen ardından The House of Haunted Hill adlı filmleri çekerek kendini piyasaya tanıttı.</p>
<p style="text-align: justify;">Psycho’nun ticari başarısı doğal olarak taklitlerinin türemesine yol açtı. Yine William Castle,1961 yılında Homicidal adlı filmi ile izleyicilerin karşısına çıktı. Homicidal, Psycho tarzı gerilim ve Hammer Stüdyoları tarzı gore’u birleştiren bir filmdi. Hitchcock’un itinayla kaçındığı görüntülerin aksine Homicidal’da bıçağın girişi ve kanın çıkışı açıkça gösteriliyordu. Aynı zamanda bir kopan kafa sahnesi de vardı. İnsanlar Homicidal’ın Psycho’dan iyi olmasa da onun kadar iyi olduğunu düşünmeye başlamıştı ama şimdi bakıldığında unutulmuş bir filmdir. Filmin başarısında William Castle’ın The Tingler, House on Haunted Hill ve 13 Ghosts filmlerinde kullandığı pazarlama teknikleri de ön plandaydı,filmin reklamlarında eğer filmi izleyemeyecek kadar korkarsanız ve çıkmak isterseniz paranızın iade edileceği söyleniyordu. Finale yakın bir zamanda ekrana giren “Fright Break” seyirciye salonu terketmesi için 45 saniye zaman tanıyordu. Fakat bu hakkı kullanıp çıkmak isteyenlerin diğer seyircilerin önünden geçip sarı ayak izlerini takip ederek lobiye gitmeli, oradan da Korkaklar Köşesi adı verilen vezneye giderek “Ben hakiki bir korkağım” demeleri gerekiyordu. Filmi izleyenlerin %1’i bu eziyeti çekip paralarını geri almışlardı. Castle’ın hemen ardından Hammer stüdyoları modern zamanda geçen iki gerilim filmiyle geldi: Scream of Fear ve The Full Treatment. Bu tarz filmlerden oluşan bir furya tetiklenmişti, sinemalara peşi sıra kafayı yemiş katillerin insanları öldürdüğü filmler gelip gidiyordu. Paranoiac, Nightmare, Maniac, Panic ve Hysteria ya Psycho’dan ya da Les Diaboliques’ten esinlenmiş, hatta bazen iki filmin bir karışımı halinde perdeye dökülmüş filmlerdi. Fakat hepsi de yapmacık konularıyla ve yetenek eksikliği ile donanmış, silik filmlerdi. 1962 senesinde Amerika’ya döndüğümüzde ise yönetmen Robert Aldrich kendisine şu soruyu sormuş gibiydi: “Ya gerçekten yaşlı ve delirmiş bir Bayan Bates olsaydı ve insanları o öldürseydi?” Sorunun cevabı başarılı bir film olan Whatever Happened to Baby Jane oldu. Film, eski Hollywood kraliçeleri Bette Davis ve Joan Crawford’u alışılmış olandan çok uzakta, delilik ve cinayetle boğuşan iki ihtiyar olarak resmediyordu. Bu deli kadın figürü, yapımcılara Tanrı’nın bir lütfu gibi geldi çünkü böylelikle eski ünlü oyuncuları alıp onları karakter oyuncusu olarak pazarlayabileceklerdi. Hem isim, hem yetenek; bir taşla iki kuş.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/straight-jacket.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6451" title="straight-jacket" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/straight-jacket.jpg" alt="" width="619" height="360" /></a>Robert Bloch, Psycho’nun yanında gayet dandik duran bir psikopat filmini,  1962 tarihli The Couch’u yazdıktan sonra 1964 yılında William Castle ile güç birliği yaparak başrolünde yine Joan Crawford’un oynadığı Straight-Jacket’ı yazdı. Filmin konusu, 20 sene önce kocasını ve kocasının metresini baltayla öldürdükten sonra akıl hastanesine yatırılan, Lucy Harbin adlı bir kadının eve dönüşünü anlatıyordu. Kızıyla yaşamaya başlayan Lucy’nin etrafındaki insanlar kafası balta ile kesilerek öldürülmeye başlayınca filmlerde sıkça görülecek olan “Acaba rüya mı yoksa gerçek mi?” düşüncesi ile yoğrulan film gayet iyiydi. Bir sene sonra Bloch ve Castle yine aynı temayı içeren bir filme daha imza attı: The Nightwalker. Aynı yıl Bette Davis yine bir Baby Jane çeşitlemesi olan Dead Ringer’da iyi ve şeytani ikizleri canlandırdı. Hammer Stüdyoları altta kalmayarak 1965 senesinde Davis’i  The Nanny adlı bir filmde oynatırken Tallulah Bankhead adlı aktrisi de Fanatic adlı filmde oynattı. Fanatic, bu “yaşlı, deli katil” türündeki filmlerin en iyilerinden biriydi. Üstelik renkli olarak çekilmişti. Filmin konusu yine Psycho’nun bir varyantıydı: Ya aslında Norman ölü, annesi yaşıyor olsaydı? Film, bir kaza sonucu ölen nişanlısının annesini ziyaret eden bir genç kızın başından geçenleri anlatırken olaya bolca paranoya katmayı ihmal etmiyordu. Bankhead’in canlandırdığı Bayan Trefoile aşırı dinci bir karakterdi ve oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu kıza yapmadığını bırakmıyordu. Baby Jane’in yönetmeni Robert Aldrich&#8217;in 1964 yaptığı dönüş Hush, Hush Sweet Charlotte adındaydı. Fakat önceki filme kıyasla sıkıcı, uzatılmış bir deneyimden ibaretti. Roger Corman’ın yancılarından Francis Coppolla adında genç bir yönetmenin İrlanda’da çektiği Dementia 13’te ve Night Must Fall adlı bir filmde kopan kafalar havalarda uçuştu. Psycho’dan bu yana geçen 3-4 sene içerisinde beyazperdede Fransız Devrimi’ndekinden daha fazla kafa kesilmişti.<br />
<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/repulsion.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6457" title="repulsion" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/repulsion.jpg" alt="" width="327" height="252" /></a><br />
1965 yılında yeni ve çok fazla bilinmeyen bir yönetmen olan Roman Polanski, bu katil yaşlı kadınları değiştirerek psikopatlığı Catherine Deneuve suretinde izleyicilerin karşısına çıkardı. Filmin adı Repulsion’dı. Polanski ve senarist Gerard Brach hikayedeki baş karaktere bolca vahşi halüsinasyon temin etmişti, bu sayede ani William Castle tarzı korkutmalara olan yolları açılmıştı. (Repulsion’ın gücüyle Polanski daha sonradan Castle’ın yapımcılığında Rosemary’nin Bebeği adlı filmi yönetmişti.) Kaçınılmaz olarak taklitler de peşinden geldi: Whispers of Fear ve Symptoms ilk akla gelen örneklerdir. Repulsion’ı takip eden sene Londra’da yer alan Amicus Yapım Şirketi psikolojik korku furyasına kapılarak The Psychopath adlı filme imza attı. Bloch tarafından yazılmasına ve Freddie Francis tarafından gayet iyi bir şekilde yönetilmesine rağmen Psycho ve Repulsion gibi modern korku filmlerine nazaran daha eski olan Edgar Wallace tarzı polisiye gerilim filmlerinin izinden gittiği için ayrı bir kefeye koyuldu. Bunun getiri açısından bir sakıncası yoktu çünkü altmışlı yıllarda Edgar Wallace –veya oğlu Bryan Edgar Wallace- uyarlamaları Avrupa’da, özellikle İtalya ve Almanya’da çok popülerdi (Freddie Francis, 1964 yılında Klaus Kinski’nin oynadığı Traitors Gate adında bir Wallace uyarlamasına da imza atmıştı). Alman yapımı Wallace uyarlamaları ya tuhaf cinayet toplumlarını ya da Hollywood’daki Transilvanya kadar otantik görünen sislerle kaplı Londra’da cinayetler işleyen psikopat katilleri anlatıyordu. Örnek olarak The Phantom of Soho, The Hunchback of Soho ve The Soho Ripper filmlerine göz atılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Perdeden çıkıp izleyicinin bilinçaltına yerleştirilen ahlak dersleri slasher filmlerinin temelinde yatmaktadır. Sevişirsen ölürsün, uyuşturucu kullanırsan ölürsün, birine kötülük yaparsan ölürsün gibi. Genellikle katillerin bir bahanesi vardır, bir sebebe dayanarak insanları öldürürler. Bazıları ise sadece manyaktır ve canı öldürmek istediği için öldürmüştür. Sebebi olan katillere yıllar önce bir kötülük yapılmıştır veya sevdiği birine (ya da bir şeye) zarar verilmiştir. Her motivasyonlu katil bu kadar kindar olmadığı için bunların dışında kalan “sebepli” katiller de bir şeyi elde etmek için çabalamaktadır. Alman filmlerinin havası inince İtalyan’lar bu filmlere rakip filmler üreterek kendi cinayet hikayelerini ortaya çıkartmaya başladılar.  Slasher türüne en çok etki eden alt türlerden biri de İtalyan’ların giallo janrıdır, özellikle Mario Bava tarafından çekilen Blood and Black Lace ve Bay of Blood daha sonradan birçok slashera ilham (ve tırtıklama) kaynağı olacaktır. Çok değil, Psycho’dan 4 yıl sonra, 1964 yılında filme alınan Blood and Black Lace sinemadaki ilk maskeli katil figürlerinden birini barındırmaktadır. Bir moda evindeki modelleri tek tek öldüren bu figürün amacı tamamen maddidir, tıpkı yönetmenin 1971 yılında çektiği Bay of Blood filmindeki gibi. Her iki film de çoğu giallo gibi ucuza mal olmuş filmler olsa da slasher türüne olan etkileri paha biçilemezdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/bloodblacklacewallpaper.jpg"><img class="alignleft size-large wp-image-6462" title="bloodblacklacewallpaper" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/bloodblacklacewallpaper-1024x777.jpg" alt="" width="301" height="228" /></a>Giallo türünde daha geriye gidersek asıl işi görüntü yönetmenliği olan Mario Bava’nın aksiyondan westerne, komediden dramaya birçok türü barındıran filmografisinde arada bir bu sapık katil konseptine geri döndüğünü görebiliriz. Bu filmlere A Hatchet for Honeymoon ve yönetmenin son filmi olan Shock örnek olarak gösterilebilir. Mario Bava öldükten sonra ise bayrağı oğlu Lamberto Bava devralmıştır ve A Blade in the Dark gibi başarılı bir filme imzasını atmıştır. Her ne kadar yönetmenlik, Bava ailesinde babadan oğula geçse de ailenin ruhani bir mirasçısı gibi görünen başka bir yönetmen de Mario Bava’nın hatlarını çizdiği giallo türünün detaylanmasını ve esas kalıba sokulmasını üstlenmiştir. Bu yönetmen tahmin edeceğiniz üzere Dario Argento’dur. Spagetti western türünde filmlerin senaristliği olarak başladığı kariyerini bir anda ters bir rotaya sokuşu, bir cinayet teşebbüsüne şahit olan Sam adındaki Amerikalı bir yazarın bu seri katille girdiği amansız mücadeleyi anlatan 1970 tarihli The Bird with the Crystal Plummage filmine denk gelir. Bir sonraki sene içerisinde Argento iki filmle birden geri döner: Cat O’Nine Tails ve Four Flies on Grey Velvet. Bu iki film de Bird with Crystal Plummage’ın izinden gitmektedir, hatta bu üç film toplamda yönetmenin ilk üçlemesi olan “Hayvan Üçlemesi”ni oluşturur. Babası Salvatore Argento’nun yapımcılığını üstlendiği bu filmler sayesinde Dario Argento kısa sürede İtalya’da, ardından dünya çapında bir üne kavuşur. Filmlerinin konusunda ve kanlı sahnelerinde Bava’nın etkisi kolaylıkla hissedilebilen Dario Argento’nun akıcı kamerası ile dışavurumcu set ve renk kullanımı ise diğer bir ilham kaynağı olan Fritz Lang’den gelmektedir. 1976 yılında çektiği Deep Red filminde ise türe inceden bir doğaüstü hava katmaya başlar, henüz filmin başında sahnede konuşma yapan medyum bir kadın izleyicilerin arasında bir katil olduğunu söyler ve bu vesileyle kendi ölümünün yolunu açmış olur. Bu doğaüstü hava, Argento’nun diğer bir üçlemesi olan, Suspiria, Inferno ve Mother of Tears’dan oluşan “Üç Anne”de daha da yükselmiş halde vücut bulur. Hitchcock gibi Dario Argento da filmlerinde konuk oyuncu olarak gözükmekten çekinmez. Filmlerinde görülen cinayetleri işleyen eller yönetmenin kendisine aittir. Tabii Alfred Hitchcock’u perdeyi açıp Janet Leigh’i bıçaklarken hayal etmek biraz zor olabilir. İtalya’yı geride bıraktığımızda en çok göze batan ülkeler olan Fransa, İspanya ve Almanya gibi ülkelerden gelen yönetmenler gerek Amerika’da gerekse kendi ülkelerinde istismar tabanlı filmler çekmeye başlamışlar ve başarılı olmuşlardır. Giallo türü ile ilgili ayrıntılı bir yazıyı <a href="http://iyikotufilm.com/italyan-giallo-filmleri/">sitemizde bulabilirsiniz.</a></p>
<p style="text-align: justify;">Altmışlı ve yetmişli yılların giallo filmleri kan ve şiddet bakımından her ne kadar Hollywood yapımı emsallerinden fersah fersah önde olsa da yine altmışların başında Amerika’da çıkan “hard-gore” türündeki filmlerle karşılaştırıldığında gayet solgun ve kansız kalıyorlardı. Fakat düşük bütçelerine rağmen giallolar eli yüzü düzgün filmlerdi, hatta sık sık John Saxon ve Cameron Mitchell gibi Amerikalı “yıldız”lara ev sahipliği yapıyorlardı. Diğer tarafta gore filmlere bakıldığında bunların buram buram beceriksizlik kokan, yapım gücü en ucuz pornolara denk olan (ki zaten genellikle porno yapımcıları tarafından finanse edilen) ve amatör yönetmenler tarafından çekilen filmler olduğunu görmek hiç de zor değildi.  Bu yönetmenlerden en çok bilineni kuşkusuz Gore’un Kralı olarak tanınan Herschell Gordon Lewis’tir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/blood_feast_poster_02.jpg"><img class="size-large wp-image-6466 alignleft" title="blood_feast_poster_02" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/blood_feast_poster_02-1024x804.jpg" alt="" width="310" height="243" /></a>Bir süre İngilizce öğretmenliği yaptıktan sonra sinema dünyasına erotik film yapımcılığıyla giren Lewis, 1963 yılında çektiği Blood Feast filmi ile gore türüne girişini yaptı. Lewis’in ilk zamanlardaki ortağı David F. Friedman, Lewis’in Blood Feast için bulduğu senaryoyu Grand Guignol’daki bir oyundan ödünç aldığını söylemiştir. Filmin çekilme sebeplerinden birisi de çoğu yapımcının erotik filmlere kayarak piyasayı kalabalıklaştırmasıydı. Böylelikle Lewis, yine seyirciyi istismar edebileceği bir tür olan gore’u seçti. Bir süre çıplak filmleriyle seyircinin gözüne hitap eden Lewis, kariyerinin geri kalanında seyircilerin midesine meydan okudu. Blood Feast’te eski bir Mısır tanrıçasını canlandırmaya çalışan psikopat bir katil anlatılıyordu. Bu tanrıçaya bulduğu yeni organları ise talihsiz kurbanlar diye nitelendirebileceğimiz kadınlardan canlı canlı söküyordu. Bir sahnede bir kadının beyni çıkartılıyordu. Bir sahnede ise katil kurbanının dilini kopartıyordu. Lewis’in tamamen civardaki mezbahaların artıkları üzerine kurulu olan görsel efekt bütçesiyle kotarılan bu sahnede, kopartılan dil gerçek bir koyun diliydi; esans ve kızılcık şurubuna bulanmış ve kurbanı canlandıran aktrisin ağzına tıkılmıştı! Film altı günde yirmi bin dolara çekildi ve arabalı sinemalarda kulaktan kulağa bir dalga gibi yayılarak birkaç milyon dolarlık bir hasılat yaptı. Blood Feast özellikle Amerika’nın güneyinde seyircileri sinemaya çektiğinden Lewis bir sonraki filminin geçtiği bölge olarak da burayı seçti. İç Savaş’ın bitişinin yüzüncü yılını kutlayan bir güney kasabasına gelen Kuzeyli ziyaretçilerin kasaba halkı tarafından sadistçe öldürülmesini anlatan 1964 tarihli 2000 Maniacs en az Blood Feast kadar ilgi gördü. Filmde doğaüstü, sürpriz bir son da vardı. 2000 Maniacs’ın ilgi çekici bir yönü ise kendisinden sonra gelecek olan Texas Chainsaw Massacre, Hills Have Eyes ve Just Before Dawn filmlerindeki şehirli karakterlerin taşralı karakterler tarafından katledilmesi konusunu ilk kez kullanan filmlerden biri olmasıdır. Altmışların sonuna kadar Lewis bu tarz filmleri sıklıkla çekmeye devam etti. 1965 yapımı Color Me Blood Red, ihtiyacı olan kırmızı tonunu sadece kanla tutturabildiğini farkeden bir ressamdan bahsediyordu. 1967 yılında çektiği filmi A Taste of Blood, modern bir vampir hikâyesiydi. 1968’de yönettiği The Gruesome Twosome ise yaşlı bir kadının perukçuluk yapan oğlunu kadınların kafa derisini yüzerek peruk yapmaya yönlendirmesini anlatıyordu. Belki William Lustig’in 1981 tarihli Maniac filmine ilham kaynağı bu filmdir. Yine Grand Guignol&#8217;a selam çakan 1970 tarihli The Wizard of Gore sahne şovundaki tehlikeli sihir gösterilerine konuk ettiği kadın izleyicilerin kısa bir süre sonra gösterideki şekilde öldüğü Sihirbaz Montag&#8217;i anlatıyordu. Bu da yönetmen Joel Reed tarafından çekilen Bloodsucking Freaks adlı filme ilham kaynağı oldu, film ilk kez 1978 senesinde Incredible Torture Show adıyla gösterime girmişti. Filmdeki Sihirbaz Sardu gösterisinde insanları öldürmesine rağmen izleyicileri bunun sadece efekt olduğunu düşünmekteydi. Filmin DVD&#8217;si Troma şirketi tarafından piyasaya sürüldü.<br />
<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/The-Gore-Gore-Girls-1972.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6472" title="The-Gore-Gore-Girls-1972" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/The-Gore-Gore-Girls-1972.jpg" alt="" width="229" height="272" /></a><br />
Gore&#8217;un Kralı taklitçilere -veya sıradışı rakipler de denebilir- Bloodsucking Freaks&#8217;ten önce de sahipti. David Graham&#8217;ın 1966 tarihli filmi The Undertakes and His Pals, Sweeney Todd hikayesinin kanlı bir varyasyonuydu. Bloodthirsty Butchers ve The Ghastly Ones gibi filmlere imza atan Andy Milligan ise yetmişlerin sonuna kadar aktif bir şekilde gore piyasasında ismini duyurdu. Milligan filmlerinin her noktasında yer alıyordu. Yönetmen, senarist, kurgucu, montajcı, kostümcü, elektrikçi, sesçi, yapımcı, oyuncu, makyör ve daha birçok departmanda Milligan görevliydi. Başka bir kan manyağı ise efsanevi Teenage Psycho Meets Bloody Mary ve daha sonradan Alone in the Dark başta olmak üzere akıl hastahanesinden kaçan bir grup katilin kadınları öldürmesi konseptli, 1964 yapımı The Thrill Killers filmlerinin yönetmeni ve yıldızı olan Ray Dennis Steckler’dı.</p>
<p style="text-align: justify;">H.G.Lewis’in son gore filmi 1972 tarihli The Gore-Gore Girls oldu. Filmde bir striptiz kulübündeki kızları öldüren bir seri katil vardı (aslında tam bir giallo konusu). Lewis gore filmler yapıyordu çünkü Hollywood’da rakip bulamayacağı yani rahat olacağı tek tür buydu. Fakat 1966 yılında sinemada yaşanan devrim Lewis ve taklitçi\rakiplerini safdışı bırakmaya başlamıştı. Başarılı filmlerde artık beyazperde gerçekçiliği (daha doğrusu beyazperde şiddeti) göze çarpıyordu. Bu devrimin sebeplerinden en büyüğü televizyondu. İnsanlar artık evde bedava izleyebilecekleri şeyler için sinemaya para vermeye gerek olmadığını düşünüyordu. Yapımcıların bu olaya uyanması pek uzun sürmedi. Filmlerin daha ileri gitmesi, daha fazla şey göstermesi gerekiyordu yoksa sinema endüstrisi çökecekti. Kısa zamanda yenilikçi genç yönetmenler türedi ve bu yönetmenlerin hepsi de eski Hollywood gediklisi yönetmenlerin gösterebileceğinden daha fazlasını, daha ilerisini vadediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Lewis’in gore türünden vazgeçtiği 1972 yılında iki film gösterime girdi. Bunlardan ilki olan John Boorman’ın yönettiği Deliverance’ta taşralılar yine beyazperdedeki klasik görevlerine devam ediyorlardı. Doksan bin dolara, 16 mm’de amatör bir oyuncu kadrosuyla adı sanı duyulmamış bir yönetmen tarafından çekilmiş The Last House on the Left ise insanları tek kelimeyle yıkıp geçti. Filmin yönetmeni ve yazarı Wes Craven, Ingmar Bergman’ın The Virgin Spring filminden “esinlendiği” senaryosunda bir konsere giden iki kızı öldüren çete üyelerinin tesadüfen kızlardan birinin ailesiyle karşılaşmalarını anlatıyordu. Film hakikatten herkese göre değildi, detaylı –ve gerçekçi- şiddet sahneleri ile The Last House on the Left, izleyicilerin izlemeyi bırakıp kaçtığı filmlerden biri olarak korku tarihinde yerini almıştır. Tüm tiksindiriciliğine rağmen bu filmin de Last House on the Beach ve House on the Edge of the Park gibi taklitleri türemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa’da boy gösteren dehşet filmleri furyasından bihaber izleyiciler ise o güne kadar izleyecekleri bütün korku filmlerini çocuk filmi gibi gösterecek olan bir filmle karşı karşıyaydı. 1974 yılında gösterime giren –ve hala korku klasiklerinden biri olan- Exorcist adındaki bu film gerçek bir olaydan esinlenerek yazılan kitabın uyarlamasıydı. O güne kadar izlediği en korkunç film Psycho olan izleyiciler filmi görünce şok geçirmişti, 12 yaşındaki bir kızın “Fuck me Jesus” diyerek haç ile mastürbasyon yapması, filmin makyaj ve ses efektlerindeki başarısı, temelini insanların inançları üzerine kurarak (halkın şimdiki kadar bilgili veya açık görüşlü olmadığını da belirtmekte fayda var), üstelik gerçek bir hikâyeden esinlenildiğini söyleyerek korkutması filmi korku türünde ateşin icadına eşdeğer bir yere oturtmaktaydı. Ayrıca filmle ilgili şehir efsaneleri, sette olan kazalar, yaralanmalar ve ölümler de ayrı birer korku filmi gibiydi. Exorcist’in bu muazzam başarısı korku filmlerinin kamera arkasındaki isimlerini korkutmak yerine onlara ilham vermişti. Hemen bir sene sonrasında çıkacak olan iki film ise bunu doğrular niteliktedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-6475" title="Texas-Chainsaw-Massacre" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Texas-Chainsaw-Massacre.jpg" alt="" width="608" height="339" /></a>İnsanların hala Exorcist’i tartıştığı sırada, 1974 yılının sonlarında izleyiciyle buluşan iki film slasher’ların çığa dönüşeceğinin sessiz bir emaresi gibiydi. Önce Ekim ayında sinemalara d    üşük bütçeli bir film geldi; film Exorcist’in yaptığı gibi gerçek bir olaydan esinlendiğini söylemekle kalmıyor, ham ve gerçekçi görüntüleriyle izleyiciye adeta ekranda yaşanan dehşetin gerçek olduğu hissiyatını veriyordu. Bu filmin adı Texas Chain Saw Massacre’dı. Aslında filmdeki hikâye (seri katil demek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama) mezar soyguncusu bir ruh hastası olan Ed Gein’in hikâyesinden esinlenmişti. Film büyük bir başarı etti ve korku tarihinde çığır açarak en büyük markalardan biri haline geldi. Hala çizgi romanları, devam ve yeniden çevrim filmleri, aksiyon figürleri üretilen bu serinin detaylı bir yazısını sitede bulabilirsiniz. Senenin sonunda ise slasher kurulumunu iyiden iyiye şekillendiren Black Christmas gösterime girdi. Bir kız yurduna musallat olan katilin kızları teker teker öldürmesini izleyiciye anlatan film hem kutsal bir değer olan Noel’i böylesine bir katliamla ilişkilendirdiği için tepki aldı, hem de korku türü izleyicilerini kana ve vahşete acıktırdı. Black Christmas ile ilgili bir yazıyı da <a href="http://iyikotufilm.com/texas-chainsaw-massacre-serisi/">sitemizde</a> bulabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Protesto kısmını es geçersek, iki filmin de izleyici tarafından kucaklanması yapımcıları harekete geçirdi. Çıtanın artık sabit kalması düşünülemezdi bile, izleyici daha fazlasını istiyordu. Daha fazla kan, daha fazla çığlık, daha fazla seks, her şeyin daha fazlası. Bu sırada iki filmi de taklit eden filmler peydah olmaya başladı: Drive-in Massacre, Meat Cleaver Massacre, Blood Voyage, Nurse Sherri gibi filmler başarısız da olsalar izleyicinin beklentilerini karşılıyorlardı çünkü arasında seçim yapabilecek çok fazla film yoktu. İtalyan cephesinde Giallo türü iyiden iyiye yerleşip sık ürünler verirken ilk maskeli katil denemeleri teker teker meydana çıktı. Brooke Shields’ın ilk kez göründüğü Alice Sweet Alice isimli film sarı yağmurluklu, taş bebek maskeli ufacık bir katilin cinayetlerini gösterirken Texas Chain Saw Massacre’ın yönetmeni Tobe Hooper’ın 26 yıl sonra yeniden çevrimini yapacağı Toolbox Murders bir alet çantası ile neler yapılabileceğini izleyiciye tüm detaylarıyla sundu.<a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Halloween.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6480" title="Halloween" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/10/Halloween.jpg" alt="" width="257" height="345" /></a> Tam yılda dört beş film çıkıp da bunların en iyi ihtimalle iki tanesinin güzel olduğu bir dönemde, 1978 yılında ortaya çıkan Halloween adeta Tatar Ramazan gibi bu oyunu bozdu ve slasher türünü katı kalıplara soktu. Bundan sonraki türdaşlarına da öncülük edecek olan Halloween hala en uzun korku filmi serilerinden biridir. Ülkemizde ilk kez gösterime Yabancı ismiyle giren film neredeyse hala uygulanan (veya parodi haline getirilen) slasher filmlerinin altın kurallarının çıkış filmidir. Filmin yaptığı hasılat neredeyse bütçesinin 200 katı olunca hiç hesapta yokken üç sene sonra bir devam filmi daha gelmiştir. Bu şekilde seriyi yeniden başlatan filmleriyle beraber 10 filmlik bir seriye dönüşen Halloween serisi ile ilgili yazıyı yine bu sitede okuyabilirsiniz.  Filmle ilgili ilginç bir anekdot ise başroldeki Jamie Lee Curtis’in oyuncu Janet Leigh’nin kızı olmasıdır. Annesi Psycho filminde, kızı ise Halloween filminde oynayarak slasher türüne ailece katkıda bulunmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk slasher iskeletini Black Christmas oluşturmasına rağmen önceden de bahsettiğim gibi daha sonraki slasherlara ya örnek olacak ya da parodi haline gelecek kuralları temelde ilk Halloween filmi oluşturmuştur. Bir şehir efsanesini alıp gayet başarılı bir gerilim filmi haline getirmesine ve gençlerin bir katil tarafından teker teker öldürülmesine rağmen Black Christmas’ta bu kurallar yoktur, film sadece sırayla katil tarafından hangisi boştaysa öldürmeleri üzerine kuruludur. Fakat Halloween sevişme, uyuşturucu kullanma gibi gençlerin uzak durmaları gereken şeyleri yaptıklarında öldürülmeleriyle cinayetlerine ahlak dersi katması bir tarafa, bu türün olmazsa olmazı olan iki kavramı sabitlemiştir: Maskeli katil ve sona kalan kız. Bundan sonraki slasherlar için kullanılabilecek bir şema çıkartan Halloween’in başarısı doğal olarak kendisini taklit eden birçok filme de yol açmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Mert Kutay (mert@iyikotufilm.com)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/bir-turun-dogusu-slasher/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Girl Who Knew Too Much (1963)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/the-girl-who-knew-too-much-1963/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/the-girl-who-knew-too-much-1963/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 06:12:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Eliana De Sabata]]></category>
		<category><![CDATA[Ennio De Concini]]></category>
		<category><![CDATA[Enzo Corbucci]]></category>
		<category><![CDATA[Evil Eye]]></category>
		<category><![CDATA[First Giallo Movie]]></category>
		<category><![CDATA[Franco Prosperi]]></category>
		<category><![CDATA[John Saxon]]></category>
		<category><![CDATA[La ragazza che sapeva troppo]]></category>
		<category><![CDATA[Letícia Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mino Guerrini]]></category>
		<category><![CDATA[Titti Tomaino]]></category>
		<category><![CDATA[Valentina Cortese]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=4040</guid>
		<description><![CDATA[The Girl Who Knew Too Much 1963 yapımı bir giallo. Yönetmenliğini Mario Bava’nın yaptığı film ilk giallo film olarak gösteriliyor. Başrollerinde Dr.Marcello Bassi rolüyle John Saxon ve Nora Davis rolüyle de Leticia Roman yer alıyor. Thriller, sexploitation ve korkunun iç içe geçtiği film Bava’nın siyah beyaz olarak çekilmiş son filmi. Nora Davis (Leticia Roman) Roma’ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-4041" title="THE_EVIL_EYE_(THE_GIRL_WHO_KNEW_TOO_MUCH)" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/THE_EVIL_EYE_THE_GIRL_WHO_KNEW_TOO_MUCH.jpg" alt="" width="254" height="335" />The Girl Who Knew Too Much 1963 yapımı bir giallo. Yönetmenliğini Mario Bava’nın yaptığı film ilk giallo film olarak gösteriliyor. Başrollerinde Dr.Marcello Bassi rolüyle John Saxon ve Nora Davis rolüyle de Leticia Roman yer alıyor. Thriller, sexploitation ve korkunun iç içe geçtiği film Bava’nın siyah beyaz olarak çekilmiş son filmi.</p>
<p style="text-align: justify;">Nora Davis (Leticia Roman) Roma’ya hasta teyzesini ziyaret etmek amacıyla gelir ve bu seyahat sırasında bir cinayete şahit olur. Ortada bir ceset ve ipucu olmadığı için ilk başlarda polise gördüklerinin gerçekliğini kabul ettiremese de bir gün gazetede gördüğü haber ile bu cinayetleri işleyenin “Alphabet Killer” isimli cinayetlerini kişilerin soyadı sırasına göre işleyen bir seri katil olduğunu anlar. Nora bir anda kendini büyük bir belanın içinde bulur. Artık gizemli katilin yeni hedefi Nora olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Film oldukça hızlı bir tempoya sahip. Senaryo ve oyunculuklar, özellikle genç ve etkileyici Nora Rolündeki Leticia Roman çok başarılı. Plajda güneşlenme sahnesinde kameranın baştan ayağa Nora’nın üzerinde olduğu sahnede ekrana ne kadar yakıştığını görmek mümkün. Ayrıca Nora ve Marcello arasındaki kısa aşk sahnesinde de biraz erotizm görmek mümkün. Aynı zamanda John Saxon’un da başrolde iyi bir iş çıkardığını söylemeden geçmek olmaz.  Bava’nın filmlerinde doğal ışık kullanmayı pek tercih etmediğini ve renk kullanımı konusunda ne kadar usta olduğunu biliyoruz, bu filmde kullandığı yoğun bir dramatik etki veren aydınlatma çok başarılı. Renk kullanımı olmayan bu siyah beyaz filmde bu etkiyi gölgelerle çok iyi yansıtmış.  <span id="more-4040"></span></p>
<p style="text-align: justify;">The Girl Who Knew Too Much filmini izlerken yönetmeninin bir İtalyan olduğunu bilmiyorsanız, bir Hitchcock filmi izlediğinizi sanabilirsiniz. Ayrıca Bava filmine verdiği isimle bir nevi Hitchcock’a saygı duruşunu gösteriyor diyebiliriz. (Hitchcock’un 1956 yapımı The Man Who Knew Too Much filmi ile olan isim benzerliği). Entrika, röntgencilik, şüphe, gerilim ve cinayet ile beraber Hitchcock ruhuna, içine mizah unsurları ve biraz da romantizm katarak eşsiz bir hale sokuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmdeki her bir sahne Bava’nın yönetmenlik yeteneğini gözler önüne seriyor. Küçük bir sahnede bile ne kadar detaycı çalıştığını, ufak bir kamera hareketiyle bir anda seyircide büyük bir gerginlik ve şüphe yarattığını görüyoruz. Gizem tüm film boyunca devam ediyor, izleyiciye filmin sonuna kadar katil ile ilgili farklı tahminlerde bulunduruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Film Amerika pazarında ise The Evil Eye ismiyle gösterime girmiş. Fakat sadece isminde değil bazı sahnelerde de değişiklikler olmuş. Uyuşturucu içeren görüntüler çıkarılıp daha fazla komedi unsuru ilave edilmiş. Ayrıca Robert Nicolasi müzikleri de Amerika gösteriminde yer almıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">The Girl Who Knew Too Much, tam bir giallo klasiği. Türün sevenleri ve Bava hayranları için kaçırılmaması ve mutlaka izlenmesi gereken bir film.</p>
<p><span style="color: #ffcc00;"><strong>Tolga Demirtaş (tolga@iyikotufilm.com)</strong></span></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-4046" title="THE_EVIL_EYE_(THE_GIRL_WHO_KNEW_TOO_MUCH)2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2011/03/THE_EVIL_EYE_THE_GIRL_WHO_KNEW_TOO_MUCH2.jpg" alt="" width="660" height="666" /></p>
<p><iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/xza5-IVvZyU" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/the-girl-who-knew-too-much-1963/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Io, Emmanuelle (1969)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/io-emmanuelle-1969/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/io-emmanuelle-1969/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2010 20:45:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstismar Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[A Man For Emmanuelle]]></category>
		<category><![CDATA[Adolfo Celi]]></category>
		<category><![CDATA[Cesare Canevari]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuelle]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuelle Arsan]]></category>
		<category><![CDATA[Erika Blanc]]></category>
		<category><![CDATA[Hedonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Io]]></category>
		<category><![CDATA[Kill Baby Kil]]></category>
		<category><![CDATA[La plus longue nuit du diable]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Operazione paura]]></category>
		<category><![CDATA[Paolo Ferrari]]></category>
		<category><![CDATA[The Devil’s Nightmare]]></category>
		<category><![CDATA[The Gestapo's Last Orgy]]></category>
		<category><![CDATA[¡Mátalo!]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=2730</guid>
		<description><![CDATA[Emmanuelle Arsan, Emmanuelle’i yazdığında bu kadar büyük bir sansasyon yaratacağını ve yazdığı bu romanla sinema tarihine yön verebileceğini tahmin etmiş midir acaba?  Bu sorunun cevabı büyük bir ihtimalle “Hayır” olacaktır. İnsanlar Emmanuelle’i romandan çok sinema filmleriyle tanıdı. Çoğu kişi yapılmış ilk Emmanuelle filmini 1974 yapımı Emanuelle olduğunu düşünür. Fakat 1969 yılında yönetmenliğini Cesare Canevari’nin yaptığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-2731" title="Io_Emmanuelle_(1969)" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/10/Io_Emmanuelle_1969.jpg" alt="" width="254" height="335" />Emmanuelle Arsan, Emmanuelle’i yazdığında bu kadar büyük bir sansasyon yaratacağını ve yazdığı bu romanla sinema tarihine yön verebileceğini tahmin etmiş midir acaba?  Bu sorunun cevabı büyük bir ihtimalle “Hayır” olacaktır. İnsanlar Emmanuelle’i romandan çok sinema filmleriyle tanıdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Çoğu kişi yapılmış ilk Emmanuelle filmini 1974 yapımı Emanuelle olduğunu düşünür. Fakat 1969 yılında yönetmenliğini Cesare Canevari’nin yaptığı Io, Emmanulle filmi bu furyanın ilk filmidir.</p>
<p style="text-align: justify;">60’lı yıllarla birlikte Yeni Gerçekçilik akımı kendini yeni İtalyan dalgasına bırakıyor, yumuşayan sansür sistemi ve film tekniklerindeki gelişmelerle birliktede yönetmenlerin daha farklı fikirlerle ortaya çıkmasına olanak sağlıyordu. Cesare Canevari de bu dönemin yönetmenlerinden biri olmasına rağmen İtalyan sinemasında ses getiren bir yönetmen olamamış fakat ¡Mátalo! (1970),  The Gestapo&#8217;s Last Orgy (1977) gibi meraklısının ilgilenebileceği filmlere imza atmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Io, Emmanulle’yi 1974 yapımı filmle karşılaştırdığımızda daha az çıplaklık içerdiğini ve daha karamsar bir film olduğunu görüyoruz. Filmin ana karakteri Emmanuelle bir burjuva hedonizminin içerisinde ve davranışlarıyla da psikolojik olarak çökmüş nevrotik bir kadın portresi çiziyor. Nevrotik kramplar çeken Emmanuelle değişken bir ruh haline sahiptir ve karşı cinsle sürekli bir çatışma halindedir. Bu çatışma hali fiziksel bir çatışmadan ziyade psikolojiktir ve Emmanuelle’in  edonist yanını doyurmaya yöneliktir.<span id="more-2730"></span> Film boyunca farklı sınıf ve kültürlerden birçok erkekle birlikte olur, fakat içlerinde en göründüğü kişi hippi görünümlü yarı kaçık bir adamdır. Film trajik bir biçimde başladığı gibi Emmanuelle’in bir koltukta geçmişiyle hesaplaşmasıyla sonra erer. Koltukta oturan Emmanuelle geçmiş günahlarından arınırcasına süt ile (evet yanlış duymadınız) kendini temizler…</p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmenin kullandığı iç mekan çekimleri, kamera açıları, atmosfer ve mekanlar 70’lerin retro havasını yansıtırken, dış mekan çekimleriyse İtalya’nın o dönemki çalkantılı siyasal yapısını gözler önüne seriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin başrolünde Emmanuelle karakterini canlandıran isim dönemin korku ve Giallo filmlerinin tanınan ismi Erika Blanc. Erika Blanc ilk gerçek çıkışını Mario Bava’nın Operazione paura aka Kill Baby, Kill (1966) filmiyle gerçekleştirmiş bana göreyse en iyi performansını ise La plus longue nuit du diable aka The Devil’s Nightmare (1971) filminde ortaya koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Io, Emmanulle belki izlediğiniz en iyi Emmanuelle filmi değil ama en garibi de değil. İnsanda farklı bir etki yaratan tam olarak adını koyamadığım orta bir film. Belki de bu yüzden film beklenen ilgiliyi izleyiciden göremedi. Fakat biliyorum ki İyi”Kötü Film” takipçileri bu filme hak ettiği ilgiyi göstereceklerdir.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-2734" title="Io_Emmanuelle_(1969)_2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/10/Io_Emmanuelle_1969_2.jpg" alt="" width="660" height="666" /></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="360" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf40rw?additionalInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="360" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xf40rw?additionalInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xf40rw_io-emmanuelle-1969-www-iyikotufilm_shortfilms">Io, Emmanuelle (1969) www.iyikotufilm.com</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/io-emmanuelle-1969/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İtalyan Giallo Filmleri</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/italyan-giallo-filmleri/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/italyan-giallo-filmleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 21:07:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[Yan Manşetler]]></category>
		<category><![CDATA[A ciascuno il suo]]></category>
		<category><![CDATA[A Dragonfly for Each Corpse]]></category>
		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>
		<category><![CDATA[Al tropico del cancro]]></category>
		<category><![CDATA[Andrea Bianchi]]></category>
		<category><![CDATA[Anne McClintock]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Bido]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Francoisca]]></category>
		<category><![CDATA[Bitto Albertini]]></category>
		<category><![CDATA[Blood and Black Lace]]></category>
		<category><![CDATA[Cinque bambole per la luna d'agostso]]></category>
		<category><![CDATA[Cold Eyes of Fear]]></category>
		<category><![CDATA[Concerto per un pistola]]></category>
		<category><![CDATA[Così dolce]]></category>
		<category><![CDATA[così perversa]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Death Carries a Cane]]></category>
		<category><![CDATA[Death in Haiti]]></category>
		<category><![CDATA[Die Potloodmoorden]]></category>
		<category><![CDATA[Due occhi diabolici]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Allen Poe]]></category>
		<category><![CDATA[Edoardo Mulargia]]></category>
		<category><![CDATA[Edwige Fenech]]></category>
		<category><![CDATA[Emilio P Miraglia]]></category>
		<category><![CDATA[Emilio Scardimaglia]]></category>
		<category><![CDATA[Enzo Girolami Castellari]]></category>
		<category><![CDATA[erfect Blue]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Di Leo]]></category>
		<category><![CDATA[Five Dolls for an August Moon]]></category>
		<category><![CDATA[Gialli Movies]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Giallo movies]]></category>
		<category><![CDATA[Giornata near per l'ariete]]></category>
		<category><![CDATA[Giuseppe Vari]]></category>
		<category><![CDATA[gli occhi]]></category>
		<category><![CDATA[Gli occhi freddi della paura]]></category>
		<category><![CDATA[Gramsci]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Lee Thys]]></category>
		<category><![CDATA[Human Cobras]]></category>
		<category><![CDATA[I gatto dagli occhi di giada]]></category>
		<category><![CDATA[Il coltello di ghiaccio]]></category>
		<category><![CDATA[Il giorno della civetta]]></category>
		<category><![CDATA[Il nome della rosa]]></category>
		<category><![CDATA[Incontro d'amore a Bali]]></category>
		<category><![CDATA[Italian Giallo Movies]]></category>
		<category><![CDATA[İtalyan Giallo Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[J&B]]></category>
		<category><![CDATA[Knife of Ice]]></category>
		<category><![CDATA[L'iguana dalla lingue di fuoco]]></category>
		<category><![CDATA[L'occhio nel labirinto]]></category>
		<category><![CDATA[L'Uccello dale piume di cristallo]]></category>
		<category><![CDATA[L'uomo piú velonosa del cobra]]></category>
		<category><![CDATA[La bestia uccide a sangue freddo]]></category>
		<category><![CDATA[La casa dale finestre che ridono]]></category>
		<category><![CDATA[La dama rosa uccide a sette volte]]></category>
		<category><![CDATA[La lama nel corpo]]></category>
		<category><![CDATA[La ragazza che sapeva troppo]]></category>
		<category><![CDATA[Leon Klimovsky]]></category>
		<category><![CDATA[Letícia Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Lizard in a Woman's Skin]]></category>
		<category><![CDATA[Lo strano vizio della Signora Wardh]]></category>
		<category><![CDATA[Luchio Visconti]]></category>
		<category><![CDATA[Lucio Fulci]]></category>
		<category><![CDATA[Luigi Bazzoni]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Caiano]]></category>
		<category><![CDATA[Maurizio Pradeaux]]></category>
		<category><![CDATA[Michele Lup]]></category>
		<category><![CDATA[Milanese Publishing Mondadori]]></category>
		<category><![CDATA[Milano]]></category>
		<category><![CDATA[mise-en-abîme]]></category>
		<category><![CDATA[morte sospetta di una minorenne]]></category>
		<category><![CDATA[Next!]]></category>
		<category><![CDATA[Non ho sonno]]></category>
		<category><![CDATA[Nude per l'assassino]]></category>
		<category><![CDATA[Ossessione]]></category>
		<category><![CDATA[Passi di danza su una lama di rasoio]]></category>
		<category><![CDATA[Patricia Conrwell]]></category>
		<category><![CDATA[poliziotto]]></category>
		<category><![CDATA[Porn-Tropic]]></category>
		<category><![CDATA[Pupi Avati]]></category>
		<category><![CDATA[Rear Window]]></category>
		<category><![CDATA[Riccardo Freda]]></category>
		<category><![CDATA[Satoshi Kon]]></category>
		<category><![CDATA[Sei donne per l'assassino]]></category>
		<category><![CDATA[Sergio Martino]]></category>
		<category><![CDATA[Sergio Pastore]]></category>
		<category><![CDATA[Sette note in nero]]></category>
		<category><![CDATA[Sette scialli di seta gialla]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes]]></category>
		<category><![CDATA[Slaughter Hotel]]></category>
		<category><![CDATA[Sleepless]]></category>
		<category><![CDATA[So Sweet So Perverse]]></category>
		<category><![CDATA[Strip Nude for Your Killer]]></category>
		<category><![CDATA[Susan Scott]]></category>
		<category><![CDATA[sword and sandals]]></category>
		<category><![CDATA[Tenebre]]></category>
		<category><![CDATA[Terza ipotesi su un casa di perfetta strategia criminale]]></category>
		<category><![CDATA[Testimone oculare]]></category>
		<category><![CDATA[The Bird with the Crystal Plumage]]></category>
		<category><![CDATA[The Black Emanuelle]]></category>
		<category><![CDATA[The Cat O' Nine Tails]]></category>
		<category><![CDATA[The Cat's Victim]]></category>
		<category><![CDATA[The Day of the Crow]]></category>
		<category><![CDATA[The Evil Eye]]></category>
		<category><![CDATA[The Eye in the Labyrinth]]></category>
		<category><![CDATA[The Fifth Chord]]></category>
		<category><![CDATA[The Girl Who Knew Too Much]]></category>
		<category><![CDATA[The Girl Who Saw Too Much]]></category>
		<category><![CDATA[The House with the Windows that Laugh]]></category>
		<category><![CDATA[The Iguana with a Tongue of Fire]]></category>
		<category><![CDATA[The Murder Clinic]]></category>
		<category><![CDATA[The Name of the Rose]]></category>
		<category><![CDATA[The Pencil Murders]]></category>
		<category><![CDATA[The Psychic]]></category>
		<category><![CDATA[The Red Queen Kills Seven Times]]></category>
		<category><![CDATA[The Weekend Murders]]></category>
		<category><![CDATA[They're coming to get you]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Harris]]></category>
		<category><![CDATA[To Each His Own]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Musante]]></category>
		<category><![CDATA[Tutti i Colori Del Buio]]></category>
		<category><![CDATA[Two Evil Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[Ugo Liberatore]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Eco]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Lenzi]]></category>
		<category><![CDATA[Una libelua para cada muerto]]></category>
		<category><![CDATA[Una lucertola con la pelle di donne]]></category>
		<category><![CDATA[Unsane]]></category>
		<category><![CDATA[Who Killed the Prosecutor and Why?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=2455</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda Giallo’nun İtalyan sinemasında gösterdiği gelişimi ve döneminin popüler türünün neden yıldan yıla farklılık gösterdiğini]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2456" title="italian_giallo_movies" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies.jpg" alt="" width="613" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıda Giallo’nun İtalyan sinemasında gösterdiği gelişimi ve döneminin popüler türünün neden yıldan yıla farklılık gösterdiğini, Giallo’yu başlı başına bir tür olarak ele alıp, işlediği konuları, sinema tarihinde gösterdiği gelişimi aşağıda anlatmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Tür Konuları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1929’da Milanese Publishing Mondadori büyük bir promosyon kampanyasının bir parçası olarak belirgin biçimde gizemli hikayeleri konu alan sarı ciltli ve bu sebeple İtalyanca sarı anlamına gelen giallo olarak adlandırılan bir dizi kitap yayımladı. Bu eserler esasen Sherlock Holmes’un İngiliz ‘’rasyonel-sonuç’’ hikayelerinden ithal edilen çeviriler ve Edgar Allen Poe modeli üzerine kurulu yirminci yüzyıl başlarının Amerikan yarı-fantastik cinayet gizemlerinden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1929’dan önce, dedektiflik kavramı İtalyanlarca tanınan bir şey değildi ancak bu keşif, gizem ve araştırma eserlerinin tedavülde olmadığı anlamına gelmiyor. Gialli’nin yayımı 1930 ve 1940’larda arttı ancak 1940’ların “katı” dedektif hikayelerinin Amerika’dan ithali ve çevirileri Mussolini tarafından bozucu etkileri ve suçun çekici hale gelmesinin “iradesiz” İtalyanlar üzerinde olumsuz etki yaratacağı gerekçesi ile derhal yasaklandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok geçmeden İtalyan yazarlar ilk İngiliz ve Amerikan rasyonel düşünce ve mantıksal çıkarım modelleri üzerine kurulu İngilizleştirilmiş takma isimlerle kendi giallilerini yazmaya başladı. Ancak savaştan sonra, öncelikli olarak Leonardo Sciascia’nın eserinde gerçek bir İtalyan roman modeli ortaya çıkmaya başladı. Sciascia sadece kendi önemli giallisini (Il giorno della civetta [The Day of the Crow] ve A ciascuno il suo [To Each His Own])yazmadı; aynı zamanda İtalyan giallosunun özgünlüğü ve başta Gramsci’nin tarafında olan İtalyan entellektüeller tarafından ciddiye alınmasının gerekliliği üzerine 1950’lerde iki tartışmalı makale yayımladı. Günümüzde, Umberto Eco’nun 1984’te yayımlanan Il nome della rosa (The Name of the Rose) adlı eseri İtalya dışında tanınan en ünlü ve prestijli gialli eseri olmakla birlikte, gialli halen İtalyanlar tarafından yazılmaya devam etmektedir. Bunların yanında, Thomas Harris, Patricia Conrwell gibi diğer birçok romancının sayısız İtalyanca çevirisi bulunmaktadır. <span id="more-2455"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bizi burada ilgilendiren giallo’nun sinematik yönü ve bu 1960’ların başında İtalyan sinemasının “Altın Çağında” ortaya çıkıyor. Giallo’nun sinematik biçiminde göze çarpan ilginç noktalardan biri ise yazılı benzerine kıyasla bir tür olarak daha az değişmez olması. Terim kendi başına, türlerde sık sık olduğu gibi, bir nitelik ya da duygunun tanımlamasını ifade etmez. Daha olağandışı ve esnek bir biçimde yıldan yıla farklılık gösteren devingen ve geçirgen sınırları olan ‘’kavramsal’’ bir kategori olarak işlev görmektedir ve gotik korku (La lama nel corpo [The Murder Clinic, Emilio Scardimaglia, 1966]), polis prosedürleri (Milano, morte sospetta di una minorenne [Sergio Martino, 1975]), suç melodramları (Così dolce, così perversa [So Sweet So Perverse, Umberto Lenzi, 1969]) ve komplo filmlerini (Terza ipotesi su un casa di perfetta strategia criminale [Who Killed the Prosecutor and Why?, Giuseppe Vari, 1972]) içerir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sebeple, giallo’nun konvansiyonel biçimde tür olarak analiz edilenden daha farklı olduğu anlaşılmalıdır.  İtalyanlar akım ve trendle birlikte tür ve döngülere de atıfta bulunan filone sözcüğünü kullanıyorlar. Bu, esas olarak Amerikan film türleri üzerine kurulu tür teorisi sınırlandırmalarına ve ayrıca diğer popüler film yapan milletlerin nasıl anladıklarına ve prodüksiyonları ile nasıl ilişkilendirdikleri ile ilgili tekrar tanımlama gerekliliğine işaret etmektedir. Giallo’ya yapılan bu giriş, bu sebeple, edebi tarihinin belirttiği şekilde bir tür olmadığı; ancak türsel tanımlara direnen bir film şekli olduğu ön savı ile başlamaktadır. Bu bağlamda, İtalyan korku ve poliziotto (polis) türlerine benzememesine rağmen, giallo promosyonu yapılabilecek, eleştirilebilecek, üzerinde çalışılabilecek… bir kavram olarak algılanabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2463" title="italian_giallo_movies2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies2.jpg" alt="" width="616" height="383" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Doğası gereği giallo, özel bir şey oluşturmak için hem film eleştirisinde hem de film endüstrisinde türü “sabitleyen” Anglo-Amerikan sınırlandırmacı düşsel türün ötesine geçen Hollywood dışı filmlerin nasıl sınıflandırılması konusunda varsayımlarımıza karşı çıkmaktadır. Ancak yukarıda üstü kapalı bir şekilde söylendiği üzere giallo’nun açık tanımlara karşı direnmesine rağmen, belirlenebilir tematik ve biçemsel değişmeceler bulunmaktadır. Basma kalıp bir giallo vardır ve giallo fanı giallo düzenini nelerin oluşturduğuna dair kendi fikirlerine sahiptir. Bu sebeple aşağıda değinilen noktalar bu ‘düzen’in benzer bakış açılarını açığa kavuşturma ve tanımlama teşebbüsleridir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>İlk Çabalar</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1963’te Mario Bava ilk gerçek İtalyan giallosunu çekti: La ragazza che sapeva troppo (The Girl Who Knew Too Much). İtalyan giallosunun, Bava’nın filmlerine dayandığı konusu tartışılabilir çünkü terim genellikle Luchio Visconti’nin Ossessione (1943) filmi ile ilişkilendirilmektedir. Ancak Bava’nın filminin giallo’nun  ‘gerçek’ başlama noktası olmasının sebebi onun açık ve başarılı bir biçimde izleyiciye, gerçekten, ‘’İtalyan giallosu başarıldı’’ demesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Açılış sekansında Nora Davis (Letícia Roman) uçakta giallo romanı okur. Tüm sahne tek seferde birçok elementi bir araya getiren hareketlerden oluşur (mise-en-abîme) (Dario Argento, Tenebre [Unsane, 1982]). Giallo’nun edebi kökeninin sahnelenmesi; bir yabancının İtalya’ya gelmesi/İtalya’da bulunması; sadece yeni yeni ortaya çıkan Avrupa jet-setlerinin bir işareti olarak değil (hava alanlarında kaç giallinin başlandığını ya da bittiğini düşünün), ayrıca İtalyan sinemasının turist noktaları ile ‘’İtalyan-lığı’’ nasıl pazarladığının bir gösterimi olan (ünlü meydan, çeşme ve anıtların etrafında sayısız ölümün yanı sıra Bava’nın filminde İspanyol Merdivenleri’ndeki cinayet ile başlaması) seyahat ve turizm saplantısı; ve elbette moda ve stil.</p>
<p style="text-align: justify;">Giallo katili ile ilişkilendirilen siyah yağmurluğun 1960’lardaki Avrupa modasından kaynaklandığını ve giallo’nun en belirgin görsel kinayesinin olmasının yanı sıra katilin moda seçimi sonucu yıllar içinde değiştiğini söylemek mümkün. Bava’nın Sei donne per l&#8217;assassino (Blood and Black Lace, 1964) moda evinde geçen filmi de bu gözlemi doğrulamaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2471" title="italian_giallo_movies3" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies3.jpg" alt="" width="596" height="360" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">La ragazza che sapeva troppo’ya dönersek, filmin Amerikan adı giallo’nun görsel ve testimone oculare ya da görgü tanığı ile ilgili olan saplantısını gösteren The Evil Eye’dır. La ragazza che sapeva troppo (The Girl Who Knew Too Much) The Girl Who Saw Too Much olarak adlandırılabilirdi ancak bu başlıktaki Hitchcock imasına bir ihanet olacaktı. Nora Roma’daki İspanyol Merdivenleri’nde tanık olduğu cinayetteki durumunu sorgular. Bilinçsiz ve sayıklar bir halde kendini hastanede bulur ve hem polis hem de doktoru tarafından sorgulamaya maruz kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Karışık doktor-dedektif söylemi de gialloda popülerdir. Halüsinasyonlar ve hayali görüntüler Una lucertola con la pelle di donne (Lizard in a Woman&#8217;s Skin, Lucio Fulci, 1971) ve Lo strano vizio della signora Wardh (Next!, Sergio Martino, 1971)da hem baş kahraman hem de anlatı gizeminde merkezdedir ve giallo’nun kalıtsal patolojik dişiliğinin ve ‘’hasta’’ kadının büyüsünün birer parçalarıdır. Burada birçok histerik bulunmaktadır: dişilik yoluyla olmasına rağmen anlatılarını ‘hastalığın’ ve gizemin düşüşüne bağlayan Il coltello di ghiaccio (Knife of Ice, Umberto Lenzi, 1972) ve Tutti i colori del buio (They&#8217;re coming to get you, Sergio Martino, 1972) filmleri gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">1960’lar İtalyan sinemasındaki giallo için yavaş ancak kesin bir dönemdi. 1963’ün The Evil Eye’ını takip eden dönem sadece giallo için değil ayrıca İtalyan korku filmleri için de yönetmenlere yeni bir alanın açık bir haritasını çizdi. 60’ların başlarından ortalarına kadar, giallo; western, korku ve peplum (sword and sandals) gibi diğer türlerin gücünü göstermedi. Ancak zaman zaman varlığının etkisi azalsa da giallo’nun önemli noktalarından biri uzun ömürlü olmasıdır. Son Dario Argento filmi Non ho sonno (Sleepless, 2001) ile İtalyan sinemasında kırk yıldan fazla sürmüştür. Sleepless yönetmen için sadece bir biçime dönüş oluşturmaz aynı zamanda kendi ilk eserini L&#8217;Uccello dale piume di cristallo (The Bird with the Crystal Plumage, 1969) tekrar ziyaret etmesini işaret eder. Belki de, yine giallo’nun var olan gücü homejenleştirici kısıtlamaların direncine indirgenebilir. Geleneksel tür üyeliği genellikle filmleri özel tarihi ve eleştirel kategorilere sabitleyerek biçimlerini etkiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Gailloyu türsel ve tarihi terimlerle tanımlamak yerine, daha çok savaş sonrası dönemde İtalyan sinemasının metinsel ve endüstriyel özgünlüğünün çeşitli kurumlar, iletişim ağlarından biçimlenmiş bir “söylemsel” moda olarak anlamamız daha doğru olur. Giallo, cinayet, gizem, sorgulama, psikanalitik, tatil, yabancılaşma ve araştırma ekseninde döner.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies4.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2477" title="italian_giallo_movies4" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies4.jpg" alt="" width="608" height="261" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Psiko-Analiz</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Giallo genel anlamıyla psikanalitik sorgulama gerektirir ve aynı zamanda hem ‘’analitik olay’’ hem de “klasik belirtiler” göstermektedir. Her zaman olduğu gibi, bu gösterim dişilik yoluyla gerçekleşir ancak bazı durumlarda – hemen hemen her Dario Argento filmlerinde olduğu gibi- erkeklik odak noktası haline gelir. Tipik Argento başkahramanı sıklıkla seri cinayete karşı koyamayan bir katil (psikanalitik olarak “tekrarlama güdüsü”) tarafından işlenen suçun meydana geldiği yere geri dönen kurban/travmanın tanığıdır (Freudian &#8220;nachtraglichkeit&#8221;;  hafızanın yeniden yazılması; genellikle flashback sekansları ile gösterilir).</p>
<p style="text-align: justify;">L&#8217;occhio nel labirinto (The Eye in the Labyrinth, Mario Caiano, 1972) bayan hastası tarafından sevgili, doktor ve baba olarak karıştırılan erkek bir psikanalistin cinayetini konu alır. Giallo’nun kadın kahramanlarının birçoğu terapi görmektedir, terapi görmüştür ya da kahramana tedavi görmesi gerektiği söylenmektedir. (para psikolojik tedirginliğin giallo kraliçesi, Edwige Fenech olmalıdır.)</p>
<p style="text-align: justify;">Giallo psiko-analiz savunmasında bir paradigma durumudur. Psikanalitik yorumlamayı teşvik eder ve her senaryoyu tam ve göz alıcı bir biçimde sahneler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Testimone oculare</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Suçun görgü tanığı için kullanılan İtalyanca bir cümledir. Gialli’yi İtalyanca izleyenler bu iki kelimeyi sık sık duyacaklardır. Giallo, bazen gözlemleme ve bunun sonucunda ortaya çıkan görgü tanıklığı üzerine kurgulanır. Alfred Hitchcock’un Rear Window (1954) isimli filminin tekrarlanması olan Il gatto a nove code (The Cat O&#8217; Nine Tails, Dario Argento, 1971) filmi de bu eksen etrafında döner.</p>
<p style="text-align: justify;">Her tür görüntü/bilgi dinamikleri gialloda araştırılmıştır ancak yabancı flaneur Sam Dalmas’ın (Tony Musante) şık bir Roma sanat galerisinde bir bıçak saldırısına tanık olduğu L&#8217;Uccello dale piume di cristallo deki kadar büyük bir etki oluşturmamıştır. Galeri görünürlüğü ve belirginliği en üst seviyeye ulaştırma ile ilgilidir: alan küçüktür ve suç dışında diğer bakışlar için dikkat dağıtıcı öğeler yoktur; kapılar/facade büyük cam panellerden oluşur; hiçbir şey engellenmemektedir; tüm alan son derece aydınlıktır. Dalmas’ın görüntüsüne katkıda bulunan bu desteklere rağmen kendi bakış gerçeğini görmede (ya da psikanalitik terimleri yanlış değerlendirirmek) başarısız olur. Diğer görgü tanığı anlatısı üzerine kurulu gialliler ise  Passi di danza su una lama di rasoio (Death Carries a Cane, Maurizio Pradeaux, 1972) ve La ragazza che sapeva troppo’dur.</p>
<p style="text-align: justify;">Görgü tanıklığı ve izleyiciyi ters köşeye yatıran görüş temaları içeren filmlerin birçoğunun isminde “gli occhi” (göz) geçer. (örneğin I gatto dagli occhi di giada [The Cat's Victim, Antonio Bido, 1977] ve Gli occhi freddi della paura [Cold Eyes of Fear, Enzo Girolami Castellari 1971]).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Suçluyu Ortaya Çıkarma</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Suçluyu ortaya çıkarma işinde giallo daha az bir uzlaşım göstermektedir. Yani katil filmin sonuna kadar ortaya çıkmaz ve izleyiciyi farklı kişiler üzerine yoğunlaştırır. Ortaya çıkarma işi patolojik olandan kimlik ve sunum yoluyla nasıl ayrılabileceğine dair bir araştırmaya giriş noktasıdır. Psikoanalizle birlikte, ortaya çıkarma işi  on dokuzuncu yüzyıl epistemolojisinin büyük sorunlarından biriydi ve şu anda dedektif ve analizci arasında analoji yapmak için kullanılan bir klişedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sette scialli di seta gialla (Sergio Pastore, 1972) ve La bestia uccide a sangue freddo (Slaughter Hotel, Fernando di Leo, 1971)’nin de aralarında bulunduğu giallilerin birçoğu açıkça patolojik olanı belirler ve karakterizasyonu kullanmak bu özellikteki filmlerin tek amacıdır. Bu sebeple dedektifin işi ortaya çıkarma, adlandırma ve sosyal ve ahlaki açıdan tehdit edici unsur olarak ötekiliği barındırmaktır. Ancak birçok ilerici gialli (genellikle Argento’nunkiler ve aynı zamanda Giornata near per l&#8217;ariete [The Fifth Chord, Luigi Bazzoni, 1973]) erkeklik ve kimlik konularını araştırmak için suçu ortaya çıkarma uzlaşımları ve inceleme prosedürleri ile ilgilenir. Bu tarz giallide kilit temalar ötekileşmeyi, başarısız araştırmayı, diğeri olmayı da içinde barındırır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Dikkat Çekici Giysiler</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Birçok gialli izleyicisi Susan Scott’ın bir sonraki soyunma sahnesini beklerken, birçoğu da onun bir diğer harika kıyafetini görmeyi bekler. Söz konusu giallo hem erotik öngörüyü hem de kıyafet hassasiyetini teşvik eder. Giallo 1960 ve 70’lerin bir türüdür ve bu yıllar kıyafet açısından son derece dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaç gialli moda evlerinde ya da moda evlerinin çevresinde geçmektedir? Sei donne per l&#8217;assassino, Nude per l&#8217;assassino (Strip Nude for your Killer, Andrea Bianchi, 1975) ve La dama rosa uccide a sette volte (The Red Queen Kills Seven Times, Emilio P Miraglia, 1972), bunlardan sadece bir kaçı. Peki kaç gialli kurbanı modeldir?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Edebi açıdan</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Giallo’nun 1930’lardaki kökenlerine atıfta bulunursak, İngiliz çevirileri ve ilk Amerikan cinayet gizemleri ile birlikte sinematik giallo’nun edebi türe olan borcu unutulmaz. En belirgin örnekler ise giallo kitabının bir nesne olarak La ragazza che sapeva troppo filminde sahnelenmesi ve Unsane isimli filmde giallo yazarının/okuyucusunun anlatının merkezinde olmasıdır. İkinci filmde, Peter Neal (Antonio Francoisca) Amerikalı bir gialli yazarı ve Giuliano Gemma’nın detektifi hırslı bir Sherlock Holmes okuyucusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Film listesinde adı geçmediği halde Agatha Christie, Concerto per un pistola (The Weekend Murders, Michele Lupo, 1970) ve Cinque bambole per la luna d&#8217;agostso (Five Dolls for an August Moon, Mario Bava, 1970) için bir ilham ve imitasyon kaynağı olmuştur. Edgar Allen Poe eserleri de gialli filmlere uyarlanmıştır, örneğin Sette note in nero (The Psychic, Lucio Fulci, 1977) ve Due occhi diabolici (Two Evil Eyes, Dario Argento ve George Romero, 1990).</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies5.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2485" title="italian_giallo_movies5" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/07/italian_giallo_movies5.jpg" alt="" width="645" height="394" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;"><strong>Sömürge Sonrası Sorunu</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Seyahat, tatil, egzotizm, melezlik ve yabancılık giallo’nun benzer özellikleridir. 1950’lerden sonra İtalyan sinemasının metinselliği ulusal film hareketi ve ulusal kimlik kapsamında problem yaratan sorguların önünü açan birçok özelliğe de sahiptir. Giaollo nun başkahramanı genellikle İtalya’da bir yabancı ya da İtalya’da tatil yapan bir turisttir. Mekan ise “Egzotik yerler”, İskoçya (L&#8217;iguana dalla lingue di fuoco [The Iguana with a Tongue of Fire, Riccardo Freda, 1971]), Haiti (Al tropico del cancro [Death in Haiti, Edoardo Mulargia, 1972]) ve Afrika’dır(L&#8217;uomo piú velonosa del cobra [Human Cobras, Bitto Albertini, 1971]). Karakterler sabit bir şekilde evde ya da başka bir mekanda bulunmazlar; daima farklı mekanlarda bulunurlar. Bu farklılık transatlantik hava yollarının reklamlarını ve elbette J&amp;B viskisinin seyahat eden yolcuların favori içeceği olmasını doğrulamaktadır.  Bu Avrupa Sinema tarihindeki en göze çarpan ürün olmalı.</p>
<p style="text-align: justify;">Giallo İtalya’da kurgulandığında, tipik olarak üç farklı rota izler. Bazen tanınabilir turist merkezleri ile ‘’İtalyan-lığın’’ tanıtımını yapar. Diğer zamanlarda İtalya’nın belirleyici özelliklerini göz ardı ederek İtalyan-lığı başka bir Avrupa ülkesi ile silmeye çalışır. Ve yine bazen esrarın gerçekleştiği mekan olarak kırsal-tarihsel yerleri seçer, La casa dale finestre che ridono (The House with the Windows that Laugh, Pupi Avati, 1976) da olduğu gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan popüler sineması ulusal olmayanı teşvik etme eğilimindedir ve bu farklı biçimlerde yabancı olanın seyahati ve turist bakış açısı ile abartılmış olarak karşımıza çıkabilir. Ugo Liberatore&#8217;nin Incontro d&#8217;amore a Bali (1969) ve The Black Emanuelle  (1975-83)serileri (1975-83) bir soft-porno olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu Anne McClintock’un “porn-tropikleri” olarak adlandırdığı giallo’nun daha pan-egzotik gizem araştırması ve değişen zevklerle ve halkın ilgisini canlı tutma olarak filme yansımıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Giallo’nun popülaritesi ulusal boyuttan çıkıp uluslar arası bir boyuta da ulaşmış, hatta Japonya’da anime bir giallo bile yapılmıştır (Perfect Blue, Satoshi Kon, 1997). Ayrıca İspanyol (Una libelua para cada muerto [A Dragonfly for Each Corpse, Leon Klimovsky, 1974]), Belçikalı (Die Potloodmoorden [The Pencil Murders, Guy Lee Thys, 1982]), ve daha bir çok ülkenin giallo filmlerine rastlamak mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/italyan-giallo-filmleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadistik!</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/sadistik/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/sadistik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 21:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[007 James Bond]]></category>
		<category><![CDATA[4 mosche di velluto grigio]]></category>
		<category><![CDATA[7 Golden Women Against Two 07]]></category>
		<category><![CDATA[Agelique et le Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Band]]></category>
		<category><![CDATA[Angela Giussani]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Quinn]]></category>
		<category><![CDATA[Barabbas]]></category>
		<category><![CDATA[Beautiful but Dangerous]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Castle]]></category>
		<category><![CDATA[Blue Demon]]></category>
		<category><![CDATA[Carroll Baker]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Boyer]]></category>
		<category><![CDATA[Coup de tate]]></category>
		<category><![CDATA[Danger: Diabolik]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Michaelis]]></category>
		<category><![CDATA[Demoniak]]></category>
		<category><![CDATA[Deported Women of the SS Special Section]]></category>
		<category><![CDATA[Diabolik]]></category>
		<category><![CDATA[Ennio Morricone]]></category>
		<category><![CDATA[Erna Schuerer]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Borgnine]]></category>
		<category><![CDATA[Ernest Borgnine Guy Madison]]></category>
		<category><![CDATA[Erno Crisa]]></category>
		<category><![CDATA[Et mourir de plaisir]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastic 4]]></category>
		<category><![CDATA[Fantomas]]></category>
		<category><![CDATA[Fatalik]]></category>
		<category><![CDATA[Four Flies on Grey Velvet]]></category>
		<category><![CDATA[Franco Jamonte]]></category>
		<category><![CDATA[Fred Ward]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriella Giorgelli]]></category>
		<category><![CDATA[George Hilton]]></category>
		<category><![CDATA[Gina Lollobrigida]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni de Benedetto]]></category>
		<category><![CDATA[Hulk]]></category>
		<category><![CDATA[Il Gatto a nove code]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Palance]]></category>
		<category><![CDATA[John Benedy]]></category>
		<category><![CDATA[Killing]]></category>
		<category><![CDATA[Killink]]></category>
		<category><![CDATA[Kirk Douglas]]></category>
		<category><![CDATA[Kriminal]]></category>
		<category><![CDATA[Liliana Chiari]]></category>
		<category><![CDATA[Lola Colt]]></category>
		<category><![CDATA[Lola Falana]]></category>
		<category><![CDATA[Lor Jürgens]]></category>
		<category><![CDATA[Los Marcados]]></category>
		<category><![CDATA[Luciana Giussani]]></category>
		<category><![CDATA[Luciana Paoli]]></category>
		<category><![CDATA[Luciano Secchi]]></category>
		<category><![CDATA[L’uccello dalle piume di Cristallo]]></category>
		<category><![CDATA[Maria Montez Erich von Stroheim]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mary Arden]]></category>
		<category><![CDATA[Max Bunker]]></category>
		<category><![CDATA[Pietro Granelli]]></category>
		<category><![CDATA[Pietro Vivarelli]]></category>
		<category><![CDATA[Pin-Up]]></category>
		<category><![CDATA[Planet of Vampires]]></category>
		<category><![CDATA[Questi Fantasmi]]></category>
		<category><![CDATA[Renato Baldini]]></category>
		<category><![CDATA[Riko Boido]]></category>
		<category><![CDATA[Roberto Rosselini]]></category>
		<category><![CDATA[Rosario Borelli]]></category>
		<category><![CDATA[Sadik]]></category>
		<category><![CDATA[Sadistik]]></category>
		<category><![CDATA[Sansone e il tesoro delgi Incas]]></category>
		<category><![CDATA[Santo]]></category>
		<category><![CDATA[Satanik]]></category>
		<category><![CDATA[Sei donne per I’assassino]]></category>
		<category><![CDATA[Sette orchidee macchiate di rosso]]></category>
		<category><![CDATA[Seven Blood-Stained Orchids]]></category>
		<category><![CDATA[Spider-Man]]></category>
		<category><![CDATA[Strip Nude for Your Killer]]></category>
		<category><![CDATA[Terence Hill]]></category>
		<category><![CDATA[The Bird with the Crystal Plumage]]></category>
		<category><![CDATA[The Cat o’nine Tails]]></category>
		<category><![CDATA[Those Phantoms]]></category>
		<category><![CDATA[Ulysses]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Lenzi]]></category>
		<category><![CDATA[Vittorio Gassman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=2127</guid>
		<description><![CDATA[Sadistik ve maceraları gerçek olmayan bir grafik şiddet üzerine kuruludur. İskelet kostümlü bir seri katilin bir dizi maceralarını içerir. Karakterimizin maceralarının günümüz film standartlarına göre daha uysal olduğunu söyleyebiliriz. Sadistik’in hikayelerin de korku filmlerini aratmayacak sertlikte sahneler görmek mümkün. 50 yıl geçmesine karşın Sadistik’in maceraları hala heyecan ve korku verici. Karşılaştığımız çoğu Sadistik hikayeleri 1960’lı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik11.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2136" title="sadistik11" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik11.jpg" alt="" width="640" height="191" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sadistik ve maceraları gerçek olmayan bir grafik şiddet üzerine kuruludur. İskelet kostümlü bir seri katilin bir dizi maceralarını içerir. Karakterimizin maceralarının günümüz film standartlarına göre daha uysal olduğunu söyleyebiliriz. Sadistik’in hikayelerin de korku filmlerini aratmayacak sertlikte sahneler görmek mümkün. 50 yıl geçmesine karşın Sadistik’in maceraları hala heyecan ve korku verici.</p>
<p style="text-align: justify;">Karşılaştığımız çoğu Sadistik hikayeleri 1960’lı yılların İtalyan sinemasına hakim olan suç, korku, ve casusluk öykülerine dayanır. Sadistik’te 007 James Bond’daki gibi güzel kadınlar ve çıplaklık olmazsa olmazlardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Serinin tutmadığı ülkelerin başında Amerika gelmektedir. Amerikan halkının küçük bir azınlığı tarafından takip edilen seri özellikle Avrupa’yı kasıp kavurmuştur. Seriye Amerikalıların ilgi göstermemesinin en önemli sebebi Meksikalıların Santo, Blue Demon serilerinin Amerikalılara daha cazip gelmesi ayrıca Spider-Man, Hulk ve Fantastic 4 gibi kendi kahramanlarını yaratmasıydı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2132" title="sadistik2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik2.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a><span id="more-2127"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İlk olarak Fransızların yarattığı Fantomas Avrupa’yı ele geçirdi. Maskesinin altından bakan delici gözleriyle o kadar popüler oldu ki diziler, TV şovları bir birini takip etti.</p>
<p style="text-align: justify;">1962 yılında ise iki İtalyan kız kardeş Angela ve Luciana Giussani, Diabolik çizgi roman karakterini yarattı. 1967 yılında yönetmen Mario Bava Danger: Diabolik adından bir filmle karakteri beyazperdeye uyarladı. Daha sonraki yıllarda Kriminal, Demoniak Satanik, Killing, Sadik ve Fatalik adında birçok seriyle macera devam etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Katil çizi romanlarının bir diğer karakteri olan Kriminal’in yaratıcısı ise Luciano Secchi (takma ismi Max Bunker)’dir. Kriminal karakterinin en büyük özelliği ise iskelet motifli sarı ya da bazen kırmızı bir tulum giymesi ve bir maske kullanmasıydı. 1967 yılında başlayan seri uzun yıllar devam etti ve beyazperdeye uyarlandı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2139" title="sadistik3" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik3.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">1966 yılında yeni bir karakter yaratmanın peşine düşüldü. Bu sefer macera dolu hikayeler illüstrasyon yerine gerçek fotoğraflarla resmedilecekti. Bu yeni karakter İtalya’da Killing, Fransa’da ise Satanik adıyla tanıtıldı. Pietro Granelli editörlüğünde yaratılan yeni karakter siyah beyaz iskelet desenli bir tulum ve bir kafatası maskesi giyiyordu. Killing fotoromanları ülkemizde de Ceylan yayınları tarafından yayınlanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Luciano Secchi İtalyan pazarında biraz daha etki yaratabilmek için Satanik isimli bir kadın karakter yarattı. Bu karakter 1968 yılında Pietro Vivarelli tarafından Satanik ismiyle beyazperdeye uyarlandı. Filmin İngiliz versiyonu Satanik isminin yaratabileceği yanlış anlamalara karşı Sadistik ismiyle vizyona girdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Çağdaş Avrupa film endüstrisinden pek çok isim bu fotoromanlarda yer almıştır. Ama özellikle Rosario Borelli bu fotoromanların en bilindik yıldızlarından biridir. Borelli dışında fotoromanlar sayesinde ününe ün katan diğer isimse Sadistik’in metresi olan Dana karakterini canlandıran Luciana Paoli’dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik4.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2144" title="sadistik4" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/sadistik4.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a><span style="color: #ff0000;"> </span></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Aktör Galerisi</span></h1>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Luciana Paoli</span></h1>
<p style="text-align: justify;">Sadistik’in uzatmalı sevgilisi, ayrılmaz arkadaşı Dana karakterini İtalyan güzel Luciana Paoli canlandırmaktaydı. 1966’dan 1969 yılına kadar L. Paoli bu seride oynamıştır.  Luciana’nın kariyerindeki filmlere baktığımızda tarihi dramalar, macera ve casus filmlerinde boy gösterdiğini görüyoruz. Beautiful but Dangerous (1955) filmiyle adını duyurmaya başlayan aktris bu filmde Gina Lollobrigida ve Vittorio Gassman gibi isimlerle çalışma fırsatı yakalamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/DanaPin.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2159" title="DanaPin" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/DanaPin.jpg" alt="" width="640" height="356" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">1966 yılına geldiğimizde Sadistik fotoromanlarında rol almaya başlan yıldız aynı zamanda sinema kariyerine de devam etmiş ve bir James Bond parodisi olan 7 Golden Women Against Two 07 (1966) filminde hatırı sayılır bir de rol kapmıştır. Sinema kariyeri 1968 yılına kadar devam eden Paoli 1969 yılına kadar da Sadistik fotoromanlarında rol aldıktan sonra sahnelerden çekilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun yanı sıra Luciana Paoli sayısız dergide kapak olmuş bir fotomodel olmakla birlikte özellikle dönemin en ateşli pin-up’larından biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Rosario Borelli</span></h1>
<p style="text-align: justify;">Fotoromanlar Amerika’da çok az rağbet görmesine karşın diğer ülkelerde popülaritenin tadını çıkarmışlardır. Bu fotoroman yıldızlarının birçoğu ülkelerinin yıldızları arasındaki yerini almıştır. Rosario Borelli’de bu fotoromanların yarattığı en büyük yıldızlardan birisidir. Uluslar arası alanda da tanınan Borelli oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik ve ünlü İtalyan maestro Ennio Morricone ile birlikte birde albüme imza atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/pics1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2188" title="pics" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/pics1.jpg" alt="" width="640" height="288" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Erna Schuerer</span></h1>
<p style="text-align: justify;">Sadistik fotoromanlarının bir diğer güzel yüzü ise Erna Schuerer’dir. Sadistik “Hell Waits” serisinde karşımıza çıkan güzel yıldız Sadistik serisinden sonra birçok İtalyan, İspanyol ve Fransız filminde de karşımıza çıkmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kayda değer ilk filmi 1967 yapımı Lola Colt filmi olan yıldız bu filmde ünlü kadın Western yıldızı Lola Falana ile birlikte çalışma fırsatı da yakalamıştır. Ayrıca dönemin kült istismar filmlerinde de boy gösteren oyuncu Blood Castle (1970), Strip Nude for Your Killer (1975), ve Deported Women of the SS Special Section (1976) gibi filmlerde de rol almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ernaschurer1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2165" title="ernaschurer1" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ernaschurer1.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Renato Baldini</span></h1>
<p style="text-align: justify;">Renato Baldini, Sadistik fotoromanlarında boy göstermiş popüler bir İtalyan aktördür. Genelde Sadistik fotoromanlarında gangster rollerinde gördüğümüz aktör tarihi dramlardan, Herkül adaptasyonlarına ve spagetti westernlere kadar pek çok türde filmde rol almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/renatobaldini.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2167" title="renatobaldini" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/renatobaldini.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Riko Boido</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1940 yılında İtalya, Piemonte’de dünyaya gelen aktör. Avrupa filmlerinin tanıdık simalarındandır. Sadistik serilerinde birçok gez gördüğümüz R. Boido sapık, dengesiz bir karakteri canlandırmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">Sansone e il tesoro delgi Incas (1964) filmiyle beyazperde de boy göstermeye başlayan aktör bu filmde Sadistik’te birlikte çalışacağı Franco Jamonte ile birlikte rol aldılar. Çoğunluğu westernler olmak üzere birçok filmde rol alan aktör Mario Bava’nın yönettiği Planet of Vampires (1965) filminde de ünlü yönetmenle çalışma fırsatı yakalamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ricoboido1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2169" title="ricoboido1" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ricoboido1.jpg" alt="" width="640" height="213" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Gabriella Giorgelli</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1942 İtalya, Carrara doğumlu yıldız Killing serilerinde rol aldıktan sonra beyazperde ve TV şovlarında da boy göstermiştir. Dönemin popüler tür filmlerinde rol alan güzel yıldız westernlerden, giallo filmlere kadar birçok türde filmde rol almıştır. Umberto Lenzi’nin Sette orchidee macchiate di rosso (Seven Blood-Stained Orchids) filminde güzel bir kurbanı canlandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/gabriellagiorgelli.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2171" title="gabriellagiorgelli" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/gabriellagiorgelli.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Erno Crisa</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1924 yılında Tunus’ta dünyaya gelen aktör, 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybetmiştir. Sadistik fotoromanlarında görülen pek çok yıldızdan biri olan aktör sinemaya ilk adımını 20 yaşında bir Fransız filmi olan Coup de tate (1944) ile atmıştır. Birçok filmde rol alan oyuncu 1954 yılında Questi Fantasmi (Those Phantoms) filmindeki rolüyle de ilk başrolünü kapmış oluyordu. Sadistik serisinden sonra İtalyan western filmleri ağırlıklı olmak üzere pek çok filmde yer aldı. Son filmi olan Agelique et le Sultan (1968) filminden sonra zamansız ölümüyle aramızdan ayrılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ernocrisa.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2173" title="ernocrisa" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/ernocrisa.jpg" alt="" width="640" height="213" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Mary Arden</span></h1>
<p style="text-align: justify;">Sadistik fotoromanlarının bir diğer ünlü yüzü de Mary Arde’dir. 1966 yılında ilk Kriminal filmi olan Umberto Lenzi’nin yönettiği Kriminal (1966) filminde de rol almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun dışında İtalyan komedileri ve Mario Bava’nın başyapıtlarından Sei donne per I’assassino (1964) filminde rol almıştır. Diğer İtalyan oyunculara göre kısa bir filmografiye sahip olan Mary Arden 1971 yapımı Los Marcados filmiyle beyazperdedeki kariyerine son noktayı koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/maryarden1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2177" title="maryarden" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/maryarden1.jpg" alt="" width="640" height="213" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Giovanni de Benedetto</span></h1>
<p style="text-align: justify;">John Benedy olarakta bilinen aktör Sadistik’in maceralarında kiralık katil ve gangster rolleriyle acımasız, zalim bir karakteri canlandırmıştır. Döneminin en nitelikli aktörlerinden biri olarak kabul edilen aktörün filmografisine baktığımızda oldukça kaliteli işlerde ve yönetmenlerle çalıştığını görüyoruz; 1954 yılında Kirk Douglas’ın başrolünde olduğu Ulysses filmiyle sinemaya adım atmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1960 yılında ilk korku filmi deneyimini ise Et mourir de plaisir (1960) ile yaşayan aktör 1962 yılında Barabbas adlı filmde Anthony Quinn, Jack Palance ve Ernest Borgnine gibi yıldızlarla birlikte çalışma fırsatı yakalamıştır. 70’lerin başında Dario Argento’nun giallolarında da usta yönetmenle çalışmıştır; L’uccello dalle piume di Cristallo (The Bird with the Crystal Plumage), Il Gatto a nove code (The Cat o’nine Tails) ve 4 mosche di velluto grigio (Four Flies on Grey Velvet)</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/Giovanni-de-Benedeto.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2179" title="Giovanni de Benedeto" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/Giovanni-de-Benedeto.jpg" alt="" width="640" height="284" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Dario Michaelis</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1927 Arjantin doğumludur. Killing’de korkusuz müfettiş Marcier rolündeki aktör Satanik No: 8 (Aralık 1966) serisinde ilk kez karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Maria Montez Erich von Stroheim, Charles Boyer, Lor Jürgens, Terence Hill, Ernest Borgnine Guy Madison, Carroll Baker, Fred Ward gibi aktörlerle ve Albert Band, Umberto Lenzi, Roberto Rosselini ve Mario Bava gibi isimlerle çalışmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/dariomichelis.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2181" title="dariomichelis" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/dariomichelis.jpg" alt="" width="640" height="288" /></a></p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">Liliana Chiari</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1970’lerin Erotik İkonlarından olan L. Chiari kariyerine 60’lı yıllarda modellik yaparak başlamıştır. Sinemaya geçişi de rol aldığı fotoromanlar sayesinde olmuştur. Kısa bir sinema kariyeri olan L. Chiari dönemin TV şovlarında sıkça boy göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/LCspaceweb.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2183" title="LCspaceweb" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/LCspaceweb.jpg" alt="" width="631" height="558" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<h1 style="text-align: justify;"><span style="color: #ff0000;">George Hilton</span></h1>
<p style="text-align: justify;">1934 Uruguay doğumlu aktör 22 yaşında sinema sektörüne atılır. George Hilton, İtalyan sinemasında spagetti western filmleri çoğunlukta olmak üzere birçok filmde rol almıştır. Killing fotoromanlarında da Polis Müfettişi Grant karakterini canlandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/GH5.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2186" title="GH5" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2010/01/GH5.jpg" alt="" width="640" height="288" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/sadistik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Satanik (1968)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/satanik-1968/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/satanik-1968/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 20:09:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[B-Film]]></category>
		<category><![CDATA[Comic Books]]></category>
		<category><![CDATA[Diabolik]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Marnie Bannister]]></category>
		<category><![CDATA[Emanuelle]]></category>
		<category><![CDATA[Eurospy]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastic Movies]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik Filmler]]></category>
		<category><![CDATA[Femme fatale]]></category>
		<category><![CDATA[Italian Trash]]></category>
		<category><![CDATA[Julio Pena]]></category>
		<category><![CDATA[Killing]]></category>
		<category><![CDATA[Killink]]></category>
		<category><![CDATA[Luigi Montini]]></category>
		<category><![CDATA[Magda Konopka]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Max Bunker]]></category>
		<category><![CDATA[Mister x]]></category>
		<category><![CDATA[Piero Vivarelli]]></category>
		<category><![CDATA[Satanik]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Kahramanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Raho]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1948</guid>
		<description><![CDATA[Satanik, isminin çağrıştırdığı gibi içinde Şeytani unsurları içeren bir korku filmi değil. Film aynı yıl çevrilen Mario Bava’nın “Diabolik”i gibi maskeli bir çizgi roman kahramanının adaptasyonu. Yönetmenliğini Piero Vivarelli’nin yaptığı filmin başrollerinde ise Magda Konopka, Julio Pena, Umberto Raho, Luigi Montini yer alıyor. Satanik yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister (Magda Konopka)’in hikayesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/satanik-poster.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1949" title="satanik-poster" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/satanik-poster.jpg" alt="satanik-poster" width="254" height="335" /></a>Satanik, isminin çağrıştırdığı gibi içinde Şeytani unsurları içeren bir korku filmi değil. Film aynı yıl çevrilen Mario Bava’nın “Diabolik”i gibi maskeli bir çizgi roman kahramanının adaptasyonu. Yönetmenliğini Piero Vivarelli’nin yaptığı filmin başrollerinde ise Magda Konopka, Julio Pena, Umberto Raho, Luigi Montini yer alıyor. Satanik yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister (Magda Konopka)’in hikayesini anlatmakta.</p>
<p style="text-align: justify;">1964 yılında İtalyan çizgi roman yazarı Max Bunker ( ya da bir diğer ismiyle Luciano Secchi) “Killing” isimli bir seriye başlar. Killing’in her kitapta olmasa da bazılarında alt başlık olarak Satanik ismi geçmekteydi. Seri, başka birçok İtalyan çizgi romanına ilham kaynağı olan 1911 yılında yayımlanan Fransız çizgi romanı Fantomas’dan esinlenmekteydi. Fantomas’da da başroldeki erkek karakter iskelet görünümlü bir kıyafet giymekteydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen’in Satanik’ten öncede Mister X (1967) adında Diabolik tarzında bir casus filmi daha var. Satanik’ten sonra birkaç Emanuelle filmine imza atan yönetmen Piero Vivarelli ve yapımcı/senarist Eduardo Manzanos Brochero çizgi romanı filme çevirirken oldukça özgür davranmış. Çünkü filmde erkek bir kahraman yok, hatta iskelet görünümlü kıyafet giymiş birisi de yok.  Filmde yukarda da belirttiğim gibi Dr. Marnie Bannister’in hikayesi anlatılmakta. Dr. Bannister yüzündeki yaralardan kurtulmak istemektedir.<span id="more-1948"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Madrid’de yaşayan tanıdığı bir bilim adamı hayvanlar üzerinde hücreleri yenileyen bir formül geliştirmiştir. Hayvanlar üzerinde oldukça etkili sonuçlar veren bu formül, hayvanları oldukça agresif yapmaktadır. Bu sebeple profesör Dr. Bannister’in isteğine rağmen bu formülü bir insanın üzerinde denemeyi kabul etmez. Bannister profesörü öldürür ve formülü kendi üzerinde uygular. Çok güzel genç bir kadın olur, fakat aynı zamanda bir katile dönüşmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin senaryosu oldukça eğlenceli, fakat yönetmenin yeterli beceriye ve paraya sahip olamamasından dolayı oldukça eksik kalmış.  Makyaj konusunda da filmin ana karakterine uygulanan makyaj oldukça basit. Filmin başında makyajla yaşlandırılmış kadını gördüğümüzde filmin ilerleyen dakikalarında bir şekilde gençleşmiş olarak karşılaşacağımızı tahmin etmek olası.</p>
<p>60’ların casus filmlerini özellikle içinde bilim kurgu öğelerini barındıranları seviyorsanız Satanik izlemesi keyifli ilginç bir yapım.</p>
<p><a href="http://www.otekisinema.com/2009/12/05/satanik-1968/">Öteki Sinema</a>&#8216;da yazdığım yazıdır.</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/satanic1968.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1955" title="satanic1968" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/satanic1968.jpg" alt="satanic1968" width="587" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/ssatanik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1957" title="ssatanik" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/12/ssatanik.jpg" alt="ssatanik" width="591" height="435" /></a></p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/IG1iess/500x408/0" type="text/javascript"></script></p>
<p>Link: <a href="http://tr.sevenload.com/videolar/IG1iess-Satanik-1968"><img src="http://static.sevenload.net/img/sevenload.png" alt="Satanik 1968" width="66" height="10" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/satanik-1968/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nove ospiti per un delitto (1977)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/nove-ospiti-per-un-delitto-1977/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/nove-ospiti-per-un-delitto-1977/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 22:44:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Giallo]]></category>
		<category><![CDATA[A Bay of Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Agatha Christie]]></category>
		<category><![CDATA[Antropophagus]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Kennedy]]></category>
		<category><![CDATA[D’Amato]]></category>
		<category><![CDATA[Erotic Night of The Living Dead]]></category>
		<category><![CDATA[Fabio Pittorru]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdinando Baldi]]></category>
		<category><![CDATA[John Richardson]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Massimo Foschi]]></category>
		<category><![CDATA[Nine Guests for a Crime]]></category>
		<category><![CDATA[Nove ospiti per un delitto]]></category>
		<category><![CDATA[Venantino Venantini]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1832</guid>
		<description><![CDATA[Nove ospiti per un delitto Agatha Christie romanları tadında, vasatın çok fazla üstüne çıkmayı başaramamış, giallo furyasının son dönem örneklerinden bir İtalyan giallo. Filmin konusu kısaca şöyle, zengin bir burjuva ailesinden dokuz kişi tatil yapmak üzere bir adaya giderler, fakat adada kimse yaşamamaktadır. Ailenin reisi Ubaldo (Arthur Kennedy) bu adada hoş bir eve sahiptir. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/11/Nove-ospiti-per-un-delitto-.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1833" title="Nove-ospiti-per-un-delitto-" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/11/Nove-ospiti-per-un-delitto-.jpg" alt="Nove-ospiti-per-un-delitto-" width="590" height="332" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Nove ospiti per un delitto Agatha Christie romanları tadında, vasatın çok fazla üstüne çıkmayı başaramamış, giallo furyasının son dönem örneklerinden bir İtalyan giallo.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin konusu kısaca şöyle, zengin bir burjuva ailesinden dokuz kişi tatil yapmak üzere bir adaya giderler, fakat adada kimse yaşamamaktadır. Ailenin reisi Ubaldo (Arthur Kennedy) bu adada hoş bir eve sahiptir. Fakat problem şudur ki, yaşlı adam ve üç oğlu karanlık bir sırra sahiptir ve bu sır onları tek tek avlamaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin yönetmen koltuğunda Ferdinando Baldi yer alırken, senaryosu da Fabio Pittorru’ya ait. Arthur Kennedy ise filmin başrolünde gördüğümüz isim. Kennedy dışında filmin oyuncu kadrosunda Massimo Foschi, John Richardson, Venantino Venantini yer alıyor. Filmin oyuncu kadrosu, özellikle erkek oyuncular giallo fanlarına tanıdık gelecek simalar. Performanslarına gelince, oyuncuların canlandırdığı karakterler üzerlerine zorla giydirilmiş birer giysi gibi duruyor. İçlerinden herhangi biri kaybolduğunda ya da öldüğünde umurlarında olmaması ve böyle davranmaları izleyiciye çok da inandırıcı gelmiyor. Filmdeki orantısız ve gereksiz çıplaklıkta izlerken beni en çok rahatsız eden başka bir konuydu. Bunu yanı sıra hemen hemen her sahnede oyuncuların yanında gördüğüm J&amp;B şişesinin sırrını ise hala çözebilmiş değilim.<span id="more-1832"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Filmde diğer İtalyan filmlerinden aşina olduğumuz sahneler görmek mümkün. Örneğin filmin başında filmle çok da alakası olmayan bir çiftin öldürülüşünü görüyoruz. Daha sonra çifti öldüren grup, çiftten erkek olanı gömer ve adamlar gittikten sonra kamera mezardan çıkan ele zoom yapar. Zombi filmlerinden aşina olduğumuz bu sahne D’Amato’nun Erotic Night of the Living Dead filmine belki de esin kaynağı oluyor. Yine filmin bir adada geçmesi yine D’Amato’nun Antropophagus ve Mario Bava’nın A Bay of Blood filmlerini hatırlatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Giallo filmlerinin en belirgin özelliklerinden olan siyah eldivenli bir katil portresi Nove ospiti per un delitto’da çizilmemekte. Yazının başında da belirttiğim gibi film izleyiciye Agatha Christie romanı okuyor hissi veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/11/Nove-ospiti-per-un-delitto7.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1840" title="Nove-ospiti-per-un-delitto7" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/11/Nove-ospiti-per-un-delitto7.jpg" alt="Nove-ospiti-per-un-delitto7" width="660" height="666" /></a></p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/N0N3VoV/500x408/0" type="text/javascript"></script></p>
<p>Link: <a href="http://tr.sevenload.com/videolar/N0N3VoV-Nine-Guests-for-a-Crime-1977-www-iyikotufilm-com"><img src="http://static.sevenload.com/img/sevenload.png" alt="Nine Guests for a Crime (1977) www.iyikotufilm.com" width="66" height="10" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/nove-ospiti-per-un-delitto-1977/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanlı Sinema</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 07:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kavram-Kuram-Fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Maniacs]]></category>
		<category><![CDATA[A Taste of Blood]]></category>
		<category><![CDATA[Amicus]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Warhol]]></category>
		<category><![CDATA[Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Feast]]></category>
		<category><![CDATA[Blood Orgy]]></category>
		<category><![CDATA[Bonnie and Clyde]]></category>
		<category><![CDATA[Carrie]]></category>
		<category><![CDATA[Catholic Legion of Decency]]></category>
		<category><![CDATA[Çılgın Berber]]></category>
		<category><![CDATA[Cine Fantastique]]></category>
		<category><![CDATA[Cine Fex]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Color me blood red]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[David Cronenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Jeckyll]]></category>
		<category><![CDATA[Dracula]]></category>
		<category><![CDATA[Drive-In]]></category>
		<category><![CDATA[E.C. Comics]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Gein]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar A. Poe]]></category>
		<category><![CDATA[Exorcist]]></category>
		<category><![CDATA[Fangoria]]></category>
		<category><![CDATA[Federal Council of Churches]]></category>
		<category><![CDATA[Feuillade]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[Friday 13th]]></category>
		<category><![CDATA[Gore]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Gore Girls]]></category>
		<category><![CDATA[Gore Movie]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Griffith]]></category>
		<category><![CDATA[Halloween]]></category>
		<category><![CDATA[Hammer Film Productions]]></category>
		<category><![CDATA[Herschell Gordon Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Hitchcock]]></category>
		<category><![CDATA[I am a Legend]]></category>
		<category><![CDATA[Intolerance]]></category>
		<category><![CDATA[Italian Horror]]></category>
		<category><![CDATA[John Carpenter]]></category>
		<category><![CDATA[Jungfrukallen]]></category>
		<category><![CDATA[KAnlı Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyu ve Sarkaç]]></category>
		<category><![CDATA[Last House on the Left]]></category>
		<category><![CDATA[Lucio Fulci]]></category>
		<category><![CDATA[L’Ecran Fantastique]]></category>
		<category><![CDATA[Mad Movies]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Mark of Devil]]></category>
		<category><![CDATA[Martin]]></category>
		<category><![CDATA[Max Maury]]></category>
		<category><![CDATA[Monster a Go Go]]></category>
		<category><![CDATA[Morgue Sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[Paramount]]></category>
		<category><![CDATA[Phantasm (1979)]]></category>
		<category><![CDATA[Psycho]]></category>
		<category><![CDATA[Rage (1977)]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Matheson]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Corman]]></category>
		<category><![CDATA[She Devils on Whels]]></category>
		<category><![CDATA[Shivers]]></category>
		<category><![CDATA[Star Cine Zone]]></category>
		<category><![CDATA[Starlog]]></category>
		<category><![CDATA[Terence Fisher]]></category>
		<category><![CDATA[Texas Chainsaw Massacre]]></category>
		<category><![CDATA[The Crezies]]></category>
		<category><![CDATA[The Curse of the Werewolf]]></category>
		<category><![CDATA[The Hills Have Eyes]]></category>
		<category><![CDATA[The Omen]]></category>
		<category><![CDATA[The Wild Bunch]]></category>
		<category><![CDATA[Tobe Hooper]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Savini]]></category>
		<category><![CDATA[W.H. Hayys]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Wizard of Gore]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1648</guid>
		<description><![CDATA[Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba. Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/atasteofblood.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1649" title="atasteofblood" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/atasteofblood.jpg" alt="atasteofblood" width="237" height="341" /></a>Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.</p>
<p style="text-align: justify;">Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.<span id="more-1648"></span></p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMA TARİHİ NEDİR? BİR ALT TÜR’ÜN TANIMI</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kökbilim açısından ele alındığında “gore” sözcüğü İngilizce’de akıtılan ya da saçılan kan demek. Bu dar anlamda alındığında, şöyle bir görünüp yitse de, söz konusu tanım kanın gözüktüğü bir sürü filme uygulanabilirdi ve yedinci sanatın kökenlerine dek uzanmak gerekirdi şiddet sahnelerinin görüntülenip yapılmasının son yıllara özgü olmadığını saptayabilmek için. Gerçekte, aradaki ayrım niyetler ve sonuçlar alanındadır; kanlı sinema seyirciyi korkutmak ya da kararsızlık içinde bırakmak değil sarsmak, midesini bulandırmak, tiksindirmek istiyor. Ya hiç bulunmayan ya da birbirinden tıpatıp kopya çekilen olay düğümleri kanlı bir olaydan öbürüne kolayca geçişi sağlayan birer araçtan başka bir şey değil. Kol, bacak kesme ve cana kıyma, çoğu kez seyirciye iletilen tek şeydir.  Mantık ya da doğrulukla kimsenin pek derdi olmadığından, ilk erek kesip biçmelerin etkilerindeki yetkinlikle bizi olumsuz yönde şaşırtmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunun en ilginç örneği, kanlı filmin ilk örneği olan, bu alt-türün bütün niteliklerini taşıyan <strong>Friday 13th (1981)</strong>’tür. Kendiside uzaktan uzağa Hitchcock’un <strong>Psycho (1960)</strong>’sunu anımsatan John Carpenter’ın Halloween’inden esinlenmiş Friday 13th bir dinlenme kampındaki öç alma öyküsünden yola çıkarak bize oralarda bulunma talihsizliğine uğrayan yarım düzine gencin nasıl doğrandığını göstermektedir. Öğreti açısından yüzde yüz gerici (kurbanların çoğu tensel bir günah işlemiştir, çiftlerden biri tam sevişirken katledilmiştir), tam anlamıyla şoke edici görüntüleriyle tek amacı sarsıcı etkileriyle bizi pestile çevirmektir; ağı ören ipler öylesine kalındır ki, bu ereğine bile her zaman ulaşamamaktadır. Az parayla, çok şeye özenmeden çevrilen bu film ABD’de büyük başarı kazanmıştır; orada, sözüm ona özgürleşmiş gençliğin belli bir kesiminin aşırı kalıplaşmış, aşırı çoğalmış türden kişilerle kendini özdeşleştirme eğiliminin hiç kuşkusuz bunda büyük etkisi olmuş, nitekim filmin Avrupa’daki başarısı ortayı geçememiştir. Her şeye karşın, Friday 13th büyük bir şirket (Paramount) tarafından dağıtılan ilk kanlı film olmuştur; elde edilen karların bilincinde olan kurum, sonradan aynı örnekten yola çıkarak bir dizi film, o arada birincinin yavan yinelenmesinden öteye geçemeyen bir ikinci bölüm yaptırdı.</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1655" title="psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2.jpg" alt="psycho-1960-alfred-hitchcock-janet-leigh-pic-2" width="500" height="273" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Büyük Kukla Tiyatrosu ya da Tiyatrodaki Kanlı Oyun (Grand-Guignol)</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1899’da Max Maury’in kurduğu bu tiyatro, Lyon’daki ünlü, geleneksel kukla tiyatrosunun kalıtçısı sayılabilir; Lyon tiyatrosunun başlıca niteliği, dizginsiz şiddettir ve öç alma burada eylemin başlıca itici güçlerinden biridir. Başlangıçta ucuz ürpermeler arayan, halkla düşüp kalkmak istemeyen kentsoylu seyircilere seslenen büyük kukla tiyatrosu sonradan, altmış yılı aşkın bir süre, halk tarafından müthiş tutulacak, ağızları bir karış açık seyirciler bütün o tiksinç şeylerin gözleri önünde nasıl yapıldığını merak edeceklerdir. Çağın okumuş aydın kesimince küçümsenen büyük kukla tiyatrosu çok anlamlı adlar taşıyan gürültülü oyunlar sahneliyordu. “Çılgın Berber”, “Korkunç Deneyim” gibi; o arada, adı sanı bilinmeyen bir oyun yazarı Oscar Metenier, Edgar A. Poe’nun en korkunç yapıtlarını kendine göre uyarlıyordu: “Morgue Sokağı’ndaki Cinayetler”, “Kuyu ve Sarkaç” kanlı sahneler uğruna ruhsal inceliği gözden çıkaran büyük kukla tiyatrosu bir yanılsama ve şaşırtma tiyatrosuydu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/headstab.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1659" title="headstab" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/headstab.jpg" alt="headstab" width="187" height="237" /></a>Feuillade ya da Lang gibi ustalarda izlerini gördüğümüz büyük kukla tiyatrosunun kimi yanlarıyla kanlı sinemaya kaynaklık etmesi son derece doğal ve mantıklıydı. Ancak, bu yılgı tiyatrosunun anlayışı en güncel kanlı sinema örneklerinde ortaya çıkmaktadır ve kanlı sinemanın, büyü bir üstünlükle yerini aldığı büyük kukla tiyatrosunun kalıtçısı olduğu rahatça söylenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">1909’da büyük kukla tiyatrosu İngiltere’de boy gösterir, ama Fransa’da elde ettiği başarıya hiçbir zaman erişemez. İngiltere’de büyük kukla tiyatrosu kılık değiştirir, seyirciye mantıksal uzantılarına Hammer filmlerinde kavuşan birtakım Dr. Jeckyll ve Dracula uyarlamaları sunarak Anglo-Saksonlara özgü Goth’um su bir havaya bürünür. Sıkı denetimin diktiği gittikçe gevşeyen duvarları aşan, beyaz perdeyle ilgili son yasakları da ortadan kaldıran kanlı sinema sonunda kesin işleviyle yerine kavuşur.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sıkı Denetimin Kötülükleri Yada Kavgacı Kanlı Sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı sinemanın tarihçesini çizmek hem Yedinci Sanatın hem de sıkı denetimin kökenlerine inmek olurdu. Çünkü, elimizdeki çözümleme boyunca göreceğimiz gibi, bu iki terim öteden beri sıkı sıkıya bir birine bağlı olagelmiştir. Bununla birlikte, bu yüzyılın başlarında, henüz emekleme döneminde olan sinema sanatı, elleri makaslılar bu yeni anlatım biçiminin etkisiyle toplumsal ve ruhsal işlevinin bilincine varamamışlarcasına, şiddetin canlandırılması konusunda olağan dışı bir özgürlüğe sahipti. Nitekim, Griffith, o ünlü <strong>Hoşgörüsüzlük</strong>’ünde (Intolerance, 1916) bize uçurulan bir kelle, oklarla delik deşik edilen askerler, özellikle de çıplak bir göğse ağır ağır giren bir mızrak gösterir; bu türlü kanlı sahnelere alışmamış o günlerin seyircisi için bunlar sert ve çarpıcı görüntülerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">O arada cinselliğin yüzde yüz kapı dışında tutulduğunu, perdede görünüşünün anıştırma ve simgelerden öteye geçmediğini belirtelim. Bu katı ilkeci gelenekle WASP öğretisi bir bakıma, Amerikan ulusunun ilk söylencelerine damgasını vuran şiddet düşkünlüğünün dengelediği yumuşamaz cinsellik karşıtlığını açıklamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bununla birlikte, 30’lu yılların sonu ürkünç, W.H. Hayys’ın yönettiği MPPDAA’nın (Sinema Yapımcı ve Dağıtımcıları Birliği’nin) kurulması sertleşme yönünde bir evrime yol açacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">O dönemdeki aşırı şiddeti gangster filmlerinin birbirini izleyişi akıllı uslu yetkililerin tepkisine neden olacak, “Catholic Legion of Decency” (Edep için Katolik Birlik) ve “Federal Council of Churches” (Federal Kiliseler Birliği) gibi yobaz ve gerici örgütlerin baskısıyla sinema alanındaki üretimi “aktöre sınırları içine almak” üzere ünlü sınıflandırma dizgesi doğacaktı. Ondan sonra, sınıflandırma işaretini almayan film dağıtılmayacaktı. Cinsellikle şiddet, elbette ilk hedeflerdi ve bundan böyle yerleşen “iyi beğeni” kurallarına göre, öldürme uygulamaları, asmalar, elektrik vermeler ya da daha başka kesip biçme işlemleri artık beyaz perdede  yer almayacak, yalnız bunların köpeksi anıştırılmalarına izin verilecekti. Hayes’in sınıflandırması iç karartıcı işlevini 60’lı yılların ortalarına dek sürdürecek; törelerdeki özgürleşmenin ve cinsel özgürlüğün sınırlarını genişletmenin sürekli saldırıları sonucu yerini bugünkü harf dizgesine bırakacaktı (G: Herkese açık, P.G.: Ebeveyn yanında, R: Sınırlı, X: Küçüklere yasak); bu dizge aşağı yukarı bizim o yıllardaki sınırlandırmalarımıza denkti. (13, 16 ve 18 yaş).</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/dracula_1958_poster_06.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1666" title="dracula_1958_poster_06" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/dracula_1958_poster_06-1023x724.jpg" alt="dracula_1958_poster_06" width="630" height="447" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bonnie and Clyde (1967) ya da The Wild Bunch (1969) gibi o dönemde çevrilmiş kimi yapıtlar sıkıdenetimin özgürleşmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuşsa, kanlı sinema denen alt-tür sinema sektörü tarafından benimsenip geliştirilmesine yardım etmişse de bugünkü kanlı sinema filmlerinin gerçek kökenini bulabilmek için Hammer filmleriyle birlikte 60’lı yılların başlarına uzanmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">50’li yılların sonlarındaki gençlerin dünyası büyük ölçüde, rock and roll’le çizgi romanlardan oluşuyordu; bu ürkünç çizgi romanlar da filmler gibi, sıkı denetimle epey uğraştı. O günkü gençlerin zihinsel eğitimindeki bu iki temel öğeye kısa bir süre sonra İngiltere’den gelen Hammer film şirketi’nin çevirttiği bir dizi küçük korku filmi eklenecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün gerçek anlamında kanlı film çevirtmemiş olsa da bu ünlü İngiliz şirketi sinemada açıkça dile getirilen yeni bir korku ve şiddet dalgasının öncüsü olacaktı. İşin içine rengin katılması gerçekçiliğin sınırlarını daha az öteye götürdüğünden, kan artık iyice kırmızılaşmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Dracula (1958) ya da The Curse of the Werewolf (1961) gibi filmler bugünkü gördüklerimizin yanında biraz çağını doldurmuş gözükse de, o çağın bağlamı içinde son derece yenilikçi durduklarını, Hammer filmlerinde sık sık rastlanan kimi izleklerin günümüz kanlı sinemasında da kullandıklarını belirtmek gerekir (örneğin, eylemin başlıca sürükleyicisi olarak öç alma). İçerdikleri şiddet ve aşırılıkla büyük kukla tiyatrosunun dolaysız kalıtçıları olan Hammer filmleri tam anlamıyla Anglo-Saksonlara özgü bir havaya sahiptirler; bunlarda kanlı sahneler kişilerin ve güdülenmelerinin derinlemesine incelenmesiyle dengelenmektedir. Bütün bunlara tartışılmaz bir cinsel yanı da eklemek gerekir. Burada, şimdi aramızda bulunmayan, kuruluş hesabına bir sürü film çekerek yapımevinin kendine özgü havasının gelişmesine katkıda bulunan ve ruhbilmle çarpıcı bir şiirsellik taşıyan apasnız kanlı şiddet sahnelerinin el ele verdiği yep yeni bir korku türünün yaratıcısı Terence Fisher’ı anmak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hammer yapımevinin etkisini Roger Corman’ın yapıtlarında, Amicus yapımevinin filmlerinde, giderek Andy Warhol’un Frankenstein’ında (1972) görürüz; işin içine üçüncu boyutun katılması kanlı sinemaya dayanılmaz bir etki kazandırmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunula birlikte, seyirci yavaş yavaş sisli şatolardan ve allı pullu giysilerden bıkıp daha gerçekçi, daha günlük ve bugünkü kent bezemine oturtulmuş bir yılgıya yönelmeye başlamıştır. Bu koşullarda yeni kanlı sinema dalgası bütün beyaz perdeleri saracaktır…</p>
<p style="text-align: center;"><strong>HERSCHELL “GORE”DON LEWIS YADA KAN DÖKMEK İÇİN KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar kanlı sinema tam olgunluğa 80’li yıllarda ulaşacaksa da, gerçek anlamda kanlı sinema olarak beyaz perdede boy göstermesi Herschell Gordon Lewis’in çevirdiği bir düzineye yakın filmle 60’lı yıllara rastlar. H.G. Lewis’in çevirdiği bu bir düzineye yakın film 60’lı yıllara rastlar. Herschell Gordon Lewis ilk yapıtlarında bize çıplak genç kızlar gösterdikten ve gönülden bağlı bulunduğu konunun büyük yapım evlerinin eline geçtiğini gördükten sonra, daha başka amaçlarla, yine sevimli genç kızlar kullanarak, yeni bölgelerde dolaşmayı kararlaştırmıştır. Film Sınıflandırma Dizgesi daha önce adını andığımız gözü pek filmlerin birbiri ardına indirdikleri eski vuruşlarıyla epey sarsılmış olsa da, Gordon Lewis, farkına varmaksızın sürüp gitmekte olan son tabuyu da ortadan kaldıracaktır: Kan dökme.</p>
<p style="text-align: justify;">1963’te haklı olarak ilk kanlı sinema örneği sayılan Blood Feast ortaya çıkacaktır. Mezbahalarıyla ünlü Chicago’da dokuz günde çekilen, yüzbin dolardan az paraya mal olan, Frankenstein’ınkine yakın bir konuyu işleyen film kusursuz bir varlık yaratmak üzere canlı kurbanlarının kollarını, bacaklarını, dillerini kesen iblis gülüşlü kaçık bir bilgin göstermektedir bize.</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştirmenlerin yerden yere vurdukları Blood Feast Amerika’nın güney eyaletlerinde Drive-In (açık hava) sinemalarında büyük bir başarı kazanacaktır ve Gordon Lewis’i başka bir film 2000 Maniacs (1964) çekmeye itecektir; daha geniş bir bütçeyle çevrilen film, güneyde geçen çılgınca bir öç alma öyküsünü kullanarak bize bir kan dökme şöleni gösteriyordu. Bunu daha başka bir sürü film izleyecekti; 1964’te Color me blood red (resimlerini boyamak için kurbanlarının kanını kullanan çılgın bir ressam) , 1965’te Monster a Go Go (kana susamış bir uzay canavarının hikayesi) 1967’de A Taste of Blood (Hammer filmlerinden esinlenmiş bir Vampir öyküsü), özellikle de 1968’de, gittikçe güncelleşen kadın hakları savunucularının da yardımıyla çevrilmiş, yönetmenin yapıtında belli bir evrimi dile getiriyor gibi duran She Devils on Whels bunlar arasında sayılabilir: İlk filmlerinde dövülen, işkence yapılan, sakat bırakılan suçsuz kadın kurbanlar hoşlarına gitmeme yanlışlığına düşen erkekleri işkenceye maruz bırakacaklardır. 1971’de, Herschell Gordon Lewis bize allı pullu adlar taşıyan son üç filmini sunacaktır: Gore Gore Girls, Blood Orgy ve Wizard of Gore…</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/harschellgordonlewis.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1673" title="harschellgordonlewis" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/harschellgordonlewis.jpg" alt="harschellgordonlewis" width="614" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan görüntülerle alelacele çekilmiş, kurgusu, düğümü bulunmayan, isimsiz oyuncuların kullanıldığı H. G. Lewis filmleri ancak kan dökmek için vardırlar ve kanlı sinema adını taşımayı hak eden ilk filmlerdendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sıradan tekniklerine karşın, yine de eğlencelidirler, çünkü içlerinde bir tür alay geçme vardır; genellikle çok kötü kotarılmış, ender gerçek kanlı sahnelerde öyle bir beceriksizlik göze çarpar ki, ister istemez gülünçleşirler; buysa, yineleme sinemasına vurgun en güç beğenir kişilerin bile yüreğini yumuşatır, gönüllerini çeler.</p>
<p style="text-align: justify;">Sözün kısası, Herschell Gordon Lewis’in flimleri hiçliklerini bütünüyle üstleniyor, böylece seyirciye tiksinç içinde gülünç bir büyüklük sunuyor gibidirler. O arada, değeri bilinmemiş bu üstün yeteneğin bir bakıma gerçek kanlı sinemanın öncüsü olduğunu, ondan sonra alt-türün sinemada bize Romero, Hooper, Craven gibi 60’la 80 arasındaki yeni korku dalgasının yeni yeteneklerini tanıtacak yeni bir anlatım biçimi haline gelecektir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>GEORGE A. ROMERO: ALAYCI KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Belli bir üne kavuşan ilk kanlı film hiç kuşkusuz 1968’de çekilen Night of the Living Dead oldu. Pittsburg yakınlarında siyah-beyaz çekilen Gece öyküsünün bir bölümünü ünlü Richard Matheson’ın I am a Legend’inden almıştır; filmdeki kana susamış zombiler, kitaptaki vampirlerin yerini almıştır…</p>
<p style="text-align: justify;">Herschell Gordon Lewis’in filmlerinin tersine, burada kanlı sahnelerin çoğu <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/crazies.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1678" title="crazies" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/crazies.jpg" alt="crazies" width="222" height="320" /></a>pek de özgün olmayan olay düğümüne katılmıştır. Yapıtın başarısı E.C. Comics’i andıran çizgi roman yanından gelmektedir; bu bölümler sinemada ender görülen bir acımasızlığa ve iç karartıcı alaya sahiptirler; Romero’nun tartışıcı imgelem gücü filmin simgesel sonucunda kendini gösterir: Canlı kalan siyahi polis tarafından zombi sanılır ve öldürülür. ABD’de gerçek bir tapınma filmi sayılan Night of the Living Dead “gece yarısı gösterileri”nin suç ortaklığına yandaş seyircilerini çekmiş, yatırılan paranın on iki katını kazandırmış, öbür kanlı filmlerin başarıları kendisinin de ikinci kez gösterime çıkarılmasını sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">The Crezies (1973) ve Martin (1976) filmlerinin birbirini izleyen başarısızlıklarından sonra, Romero seyircisine Night of the Living Dead filminin devamı niteliğinde bir başka kanlı filmini sunacaktır: <a href="http://iyikotufilm.com/dawn-of-the-dead-1978/">Dawn of the Dead (1979) </a>Uzunluğuna ve kişilerin ruhsal zayıflıklarına karşın Dawn of the Dead yalın eylem sahnelerindeki çizgi film tadıyla, yüzlerin boyanmasında ve aşırı şiddetli özel olayların yetkinliğiyle, bu konunun büyük ustası Tom Savini’nin çeşitli hünerleriyle, hele yönetmenin son kertesine vardırılmış tüketim toplumuna çevrilmiş o arıtıcı bakışa sürekli katmayı başardığı acı alayla sıra dışına çıkmayı becermektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>WES CRAVEN İLE TOBE HOOPER: AİLEYİ KONU ALAN KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Romero her nekadar toplumsal eğilimli çağcıl kanlı sinemanın öncüsü olmuşsa da, bu tür en dolu anlatımına Wes Craven’le Tobe Hooper’ın yapıtlarında kavuşacaktır; söz konusu yönetmenler, gözü peklikleriyle, bütün yerleşik kuralları sarsacak, beyaz perdeye yansıtılan şiddetin sınırlarını biraz daha öteye götüreceklerdir. Wes Craven’in garip bir biçimde Bergman’ın Jungfrukallen (1959)etkilenmiş <a href="http://iyikotufilm.com/the-last-house-on-the-left-1972/">Last House On The Left (1972)</a> sıkı denetimle epey uğraşmıştır ve şimdiye dek çevrilmiş en sağlıksız filmlerden biridir kuşkusuz. 16’lık kamerayla çekilmiş, bu da filme çok daha gerçekçi bir röportaj havası vermektedir. Son Ev, öç alma konusunu işlemekte bunu bütünüyle aile ortamında yapmaktadır. Son Ev bize hemen hemen dayanılmaz sahneler ve öykü sunar. Ancak filmin bazı yanları oldukça zayıftır. Hiç kuşkusuz işi biraz fazla ileri götürdüğünü fark eden Craven şimdi ilk yapıtlarını yadsımaktadır; bununla birlikte Ortaçağ’dan kalma bir anlatının özgür uyarlaması olan ikinci filmi The Hills Have Eyes (1977) benzer bir konuyu işleyecektir. Örnek sayılabilecek orta sınıf Amerikan  ailesine saldıran yozlaşmış, kan dökücü bir ailenin öyküsünü dile getiren filmde yönetmenin pek sevdiği izlekler karşımıza çıkmaktadır; bunlardan biri, saldırıya uğrayanlar saldırganlardan daha korkunç olduğu için bir bakıma anlamına yitiren yasal öz savunmanın göklere çıkarılmasıdır. Birkaç alaylı bölümün yavanlığa düştüğü Soldaki Son Ev’in tersine, Craven burada yozlaşmış aileyi betimlerken yaratıcı bir alay ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/posters.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1680" title="posters" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/posters.jpg" alt="posters" width="614" height="272" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu ailenin yozlaşması konusu kuşkusuz Tobe Hooper’ın ünlü Texas Chainsaw Massacre (1975) filminde de işlenmiştir. Pek çok eleştirmence bu türün yerleşik yapıtı sayılan Kıyım, adına karşın, tam anlamıyla kanlı bir film değildi, çünkü korkutucu sahneler göstermekten çok izleyiciyi geriyordu. Wisconsin’li kana susamış katil Ed Gein’in başından geçenlere dayanan Kıyım, öncelikle filme egemen olan çılgın ve isterik hava ile gözde mezbahalarının kapanmasıyla işsiz güçsüz kalmış o kaçık kasap ailenin acı alaylı anlatımından ötürü değer kazanmaktadır. Bu arada, The Hills Have Eyes’daki gibi, yozlaşma nedenlerinin öncelikle toplumsal ve siyasal olduğunu belirtelim (atom bombası denemeleri ve işsizlik), bu da yapıtlarının gittikçe gençleşen, çağın sorunlarıyla ilgili seyircileri üzerindeki etkisinin bilincine varmış bulunan yeni korku dalgası yönetmenlerinin başlıca kaygılarını ve niyetlerini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>DAVID CRONENBERG: CİNSEL KANLI SİNEMA</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kanadalı David Cronenberg’in en çarpıcı üç kanlı filmi (Shivers (1976), Rage (1977), Chromosome 3 (1979)) ortak bir paydada birleşir: Cinsel düşlerle bunların doğurduğu ruhsal bozukluklara bir bakıma saplantıyla bağlanma: Shivers filmindeki erkeklik organını andıran kan emici, Montreal’in bir varlıklı kişiler mahallesinde insanlara ağız yoluyla bulaşan, hepsini cinsel çılgınlıklara iten sülükler; Rage’daki bayağı cinsel filmlerin ünlü oyuncusu Marilyn Chambers’in kolunda biten kamış biçimindeki kocaman, kan emici ur; Chromosome 3’teki Samantha Eggar’ın kasığında gelişen ürkütücü cenin.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece David Cronenberg’in filmleri benzerliklerinden konularının özgünlüğü, çekimlerindeki özen ve özellikle de çoğu kez saçma ve çılgınca gözüken bir izleğin ortasına yerleştirilmiş kudurgan bir gerçekçiliğin yarattığı yarı öğretici havayla ayrılırlar; söz konusu izlek, kurbanların üzerinde ya da içlerinde birdenbire gelişen o canavarımsı uzantıların simgelediği gizli katı ilkeciliği pek gizleyememektedir doğrusu; bu uzantılarsa, besbelli ki, yönetmenin gözünde aşırı izin verici sayılan bizim Batı uygarlıklarının değerlerinin yoldan sapışını ve çürüyüşünü dile getirmektedir.</p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/david.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1684" title="david" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/david.jpg" alt="david" width="448" height="252" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>“Exorcist”, The Omen ve daha başkaları ya da dinsel kanlı sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">1974’te Mark of Devil’ın gösterime çıkışı özgün bir tanıtım dalgasıyla oldu; seyirciler salona gelirken mide bulantısına yol açacağı öne sürülen filme karşı ellerine birer kağıt torba tutuşturuluyordu. Mide bulandırıcı filmler benimsenmişti ve bağımsız yönetmenlerin gerçekleştirdikleri bu filmlerin başarıları karşısında, o güne dek bu alt-türe küçümseyici gözlerle bakan büyük kuruluşlar da bu alana el atıyor; böylece hem yaygınlaşmasını hem de öğretisel ereklerle kullanılmasını sağlıyorlar; dolayısıyla, hepsi birbirinden değersiz film bolluğundan ötürü, kanlı sinemanın yozlaşması başlıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar allı pullu bir yanı varsa da, Exorcist (1973) yine de kanlı bir filmdir; gerçi ölçülüdür, ama çok sayıda seyirciye seslenerek The Omen (1976) ve benzeri filmlere giden yolu açacaktır; söz konusu filmlerin her birinde, bir öncekini aşmaya çalışan, en azından bir tane aşırı kanlı sahne vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">İyiyle kötüyü simgeleyen güçlerin doruktaki bu çatışması hiç kuşkusuz ABD’nin 1970’li yılların ikinci yarısında Vietnam Savaşı’nda, siyasal rezaletlerden ya da yılgı sinemasının ister istemez “sindirip” kendine göre yansıtacağı sorunlardan ötürü düşeceği tinsel bilinç bunalımının simgesel anlatımı sayılabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/the-exorcist.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1688" title="the exorcist" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/the-exorcist.jpg" alt="the exorcist" width="452" height="339" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bava, D. Argento, Fulci vb. ya da Spaghetti Kanlı Sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">İtalyanlar, birbiri ardından Eskiçağ tarihine, Westerne ya da polis filmlerine el attıktan sonra, hem iyi hem kötü yanlarıyla kanlı sinemaya göz diktiler. İyi yanı Mario Bava ve tinsel kalıtçısı Dario Argento gerçekleştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı örnekleri de Lucio Fulci vermektedir. Onun filmleri kanlı sinema nitelemesini bütünüyle hak etmektedir; bu filmler alabildiğine bol ayrıntılı, yakın çekim, kaydırma çekim gibi yöntemlerle birbirinden vahşi  cana kıyma sahnelerini arka arkaya gelmesiyle oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Birkaç ender örneğin dışında, kanlı İtalyan sineması son derece tek düze ve trash olarak nitelendirilen filmlerden oluşmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yeni kuşak ya da gülünç kanlı sinema</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Stephen King’in (Carrie, Shining) öyküsüne dayanarak, Tom Savini’nin film hilesiyle gerçekleştirilmiş, Romero’nun iştah çekici Creepshow’unu göreceğimiz söylenirken, ABD’de kanlı sinemanın yenilenişine, her şeyden önce içindeki acı alay ve güldürüyle göze çarpan yeni bir korku kuşağının doğuşuna tanık olmaktayız; burada kan dökme işlevi olan yıldırmayı bir kenara bırakıp başka bir ereğe yönelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimileri şu ya da bu yönetmeni, şu ya da bu filmi anmadığımız için bizi kınayacaklardır. Bütün sorun , bir filme ne zaman kanlı diyebileceğimizi kestirebilmektedir. Zombie ya da 2000 Maniacs gibi filmler konusunda kuşkuya yer olmasa da Halloween, Carrie vb. filmleri bu alt türe sokmak zordur; bunların kimi sahnelerinde kan dökme varsa bile, eylemin temel itici gücü değildir; burada kaygı ve geciktirim korkunç öğeyi bastırmaktadır. Şimdiye dek gerçekleştirilmiş en sıra dışı kanlı sahnelerin birini önümüze getiren Phantasm (1979) gibi bir film bile doğrudan doğruya yılgıya değil, düşsel olağan dışı öğelere dayanmaktadır. Bunun örneği çoktur ve kesin, şaşmaz bir sınıflandırma yapmaya kalkmak boşa kürek sallamak olur. Bu da bir tarih, western ya da polis filminin kıvrıntısında ansızın karşımıza çıkabilen, aslında epey bulanık kanlı sinema’nın özelliğinden gelmektedir. Kan dökmenin kökten  ve ayrılmaz bir biçimde yineleme sinemasına bağlandığını söyleyelim aslında bu sinemanın  en uç, en aşırı çeşitlemesinden başka bir şey değildir. Kanlı filmler çoğunlukla bir birlerine öykünerek, benzer biçimde çekilip oynayarak, genellikle özgünlük ve acı alaydan yoksun bırakılarak karşımıza çıkarlar, yalnız etkileyici öğeleriyle, seyirci üzerinde yaptıkları etkiyle vardırlar. Dolayısıyla, beyaz perdenin yeni büyücüleri olan film hilesi yaratıcılarının önünde saygıyla eğilmenin vakti gelmiştir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>ÖZEL ETKİLER VE UZMANLAŞMIŞ DERGİLER, BİR ALT TÜRÜN MASALLIKTAN KURTARILMASI </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Düşsel sinema, özellikle de kanlı sinema yanılsama hileye bütün öbür türlerden daha çok yaslanır; burada da yönetmen, öykücü ya da görüntü yönetmeni belirleyici bir yer tutsa bile, bir yapıtın başarısında özel etkileri yaratan kişinin payı gittikçe artmaktadır. Hele kanlı filmler bize gösterilen ürkünç sahnelerin doğruluk ve gerçekliğine dayandıklarından, kanlı etkileri yaratan ustanın bir filmi tek başına kanlı ya da gülünç kılabileceği açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni uygulamaların kullanılması insanı şaşırtacak kadar gerçek film hilelerinin <a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/friday-the-fangoria.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1695" title="friday-the-fangoria" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/friday-the-fangoria.jpg" alt="friday-the-fangoria" width="228" height="313" /></a>kotarılmasına izin vermiştir; ve bu alandaki kimi ustalar, çalıştıkları filmlerin yönetmenlerinden daha çok değilse bile onlar kadar ünlüdürler. Bunlar arasında gelişigüzel adlar verelim Dick Smith, Rick Baker, Rob Bottin ve kuşkusuz hepsinden ünlü Tom Savini öncelikle kanlı sinema hilelerinde uzmanlaşmıştır. Bu eski Vietnam savaşı fotoğrafçısı epeyce tiksindirici öğren bilimsel gerçekliğe sahip film hileleri konusunda ustalaşmıştır. Bu arada Savini’nin kendini de tehlikeye atmaktan çekinmediğini, çalıştığı filmlerin çoğuna katıldığını belirtelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Beyaz perdenin bu yeni büyücülerinin ve kandırıcı hilelerinin yarattıkları hayranlık o kerteye varmıştır ki şimdi artık yarı kutsanmış durumdadırlar, bu konuda daha çok şey öğrenmek isteyen Fransız okur “L’Ecran Fantastique”, “Mad Movies” ya da “Star Cine Zone” gibi dergilerde, İngilizce bile okurlarsa allı pullu Amerikan dergileri “Cine Fantastique”, “Cine Fex” , “Starlog” ve “Fangoria” ile kanlı sinema etkinliklerini arttırabilir, bunlarda film hilelerini, yönetmenlerle konuşmaları, film çekimlerini bulabilirler; adının da gösterdiği gibi, “Fangoria” sırf kanlı sinemaya adanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimi yayın araçlarının giriştiği film hilelerinin ortaya vurulması kuşkusuz bir alt türün masallıktan çıkarılmasına yardım edecek, böylece kimilerinin zararlı ve tehlikeli buldukları etkilerini yok edecektir; yalnız, küçük bir seyirci kalabalığının yeni bir film gösterilmeye başlandığında hilelerin bir öncekini aşıp aşmadığını görmeye koşmasına karşılık, büyük seyirci çoğunluğunu bir tür gösterilere iten nedenler daha bulanık ve iki anlamlı kalacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMA VE SEYİRCİSİ BİR ALT TÜRÜN İŞLEVİ VE ETKİSİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Seyirciyi, ilk amacı korkutmak ve tiksindirmek olan bir gösteriye seve seve gitmeye iten nedenleri gerçek etkileri çözümlemek pek kolay olmasa bile, kanlı sinemanın neden böyle büyük bir hayranlık yarattığını araştırmanın zamanı gelmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kimileri burada başkasının çektiği acının, başkasının ölümünün insanlar üzerinde yaptığı en azından sapık ve sağlıksız çekim gücünü göstermektedir; bu Pazar sürücülerini bir kaza sırasında “olup biteni daha iyi görebilmek” için arabalarını yavaşlatmaya iten hastalıklı çekime benzemektedir. Kurmaca görüntülerle yasıtılmaları ve özel hilelerle kimseye zarar vermeksizin yeniden canlandırılmaları bu işkence ve öldürme gösterilerine suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılmaksızın tanık oluşumuzu bir bakıma haklı gösterse bile, kanlı sinema filmlerindeki hoşnut bırakıcı dikizcilik yadsınamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan, kanlı filmlerin, gerçekçi ve dayanılmaz olanı, sıradan seyircinin güçlükle özdeşebildiği yüzde yüz çılgınca ve saçma bir gerçekdışılığa kaydıran aşırı ve ölçüsüz bir yanları bulunduğunu belirtmek gerekir; dayanılması en güç, en sağlıksız kanlı filmlerin şiddetle tiksintinin seyirciyi uzakta tutan hiçbir abartma katılmaksızın, günlük sıradanlıklarıyla sunuldukları filmler olması da rastlantı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düzeyde, kanlı sinema doğruluğun sınırlarını kıran, hergün duyumsanan kaygı ve yılgılar yaratan, ama yayın araçlarının tecimsel amaçlarla göklere çıkarıp kötüye kullandıkları gerçek kent şiddetini kat kat aşan bir aşırı gerçekliğe sahip aşırı ve çarpıtılmış bir görüş haline gelmektedir. Yayın araçları, tıpkı sözlerinin boşluğunu günlük yaşamdan alınmış çoğunlukla hoşa gidecek kadar şiddetli görüntülerin çarpıcılığıyla doldurmaya, halkın en sapık güdülerini alçakça popohlayan yüksek basımlı dergi gibi, kanlı sinemayı özümsemekte, sonunda da ayağa düşürmektedirler. Bu türlü belgelerin okura sunulmasını haklı gösteren nesnellik kanıtıyla haber verme kaygısı düperdüz birer eğlence ürünü olan kanlı filmler için geçerli değildir elbet.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiç kuşkusuz çok tartışılmış incelemeler şiddet gösterilerinin seyirciye sunulmasının bir bakıma yadsınamaz bir bilinçüstüne çıkarma işlevi gördüğünü söylemektedir; kimi ruh bilimcilerse, tersine bu kanlı sahnelerin sergilenmesinin şiddet karşısındaki ket vurmalarımızı ortadan kaldırdığını, dolayısıyla yüzde yüz kınanmaları gerektiğini öne sürmektedir. Ancak filmlerin insanların davranışlarına örnek olduğunun kanıtlanması gerekir; insan, Zombi’yi gördükten sonra komşusunu yutmaya, Kıyım’ı seyrettikten sonra da elektrikli testereyle koşan seyirci düşünemiyor doğrusu…</p>
<p style="text-align: justify;">Geriye kanlı sinemanın gerçek ruhsal işlevi ve seyircinin bu filmleri izlerken, bilinçsizce, en derinde yatan kaygı ve korkularını etkisiz hale getirip getirmediğinin bilinmesi kalıyor; beyaz perdeye yansıtılan bu korkular kişiliğimizdeki çelişkili yanı ortaya çıkarıyor olabilir. Bu iki yanlı çekim/itim duygusu kanlı sinemanın simgesel yanını oluşturmaktadır; toplumsal sözleşmelerle bilincimizin en derin köşelerine itilmiş, bu iğretilemeli, yüceltilmiş anlatım da beklenmedik bir çıkış yolu bulan doğuştan gelme bir ilkelliğe, barbarlığa, yırtıcılığa itiraf edilmeyen bir dönüş de sayabiliriz söz konusu filmleri.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>KANLI SİNEMANIN GELECEĞİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şuna kuşku yok ki, kanlı sinema şu anda açık bir gerileme dönemindedir ve kan dökmenin başköşeyi tuttuğu filmler tam anlamıyla sıfır değilseler bile, alabildiğine sıradandırlar. Bayağı cinsel filmlerin tersine kanlı sinemanın kendisi bir tür eyyamcılığa düşmüş gibidir; bu kendinden hoşnut, uyutucu eyyamcılığa bir alt tür olarak yakın bir gelecekte tükenip gitmesini değilse bile, yüzde yüz yozlaşmasını dile getirmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanlı sinemanın bir geleceği olacaksa, bu ancak sağlam yapılı bir olay düğümü içinde ya da alışılmış kalıplarını kıracak bir gülmece çılgınlığı içinde yer almasıyla olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şöyle ya da böyle, kanlı sinema tam anlamıyla tuhaf, çelişik bir sinemadır ve öyle kalacaktır; isteyerek ya da istemeyerek, öğretisel açıdan gericidir; çoğunlukla cinsel ve aktöresel açıdan özgür kişilerin uğradıkları aşırı cezaların günahtan arıtıcı ya da cezalandırıcı yanı geleneksel Amerikan değerleriyle tam bir uyum içinde olan katı ilkeci, cinsel öğeye ağırlık veren bir aktöre anlayışını yansıtmaktadır; buna karşılık, kanlı sinemanın toplumsal işlevi alabildiğine özgürlük getiricidir. Beyaz perdeye şiddet ve gerçeklik sorununu dolaylı olarak getirmekle, sıkı denetimi en son sakınımlarında zorlamış, son yasakları ortadan kaldırmış, böylece denetimi özgürleşmiştir. İster bir alt tür, ister yineleme sinemasının giriştiği bir serüven ya da sıradan bir uzantı olsun, kanlı sinemanın çağdaş sinema üzerinden silinmez etkileri olmuştur ve bu etki sonunda yedinci sanata yarar sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">PHILIPPE ROSS</p>
<p style="text-align: justify;">iyi&#8221;kötü film&#8221; için çeviren: Anıl DEMİRTAŞ</p>
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/kanli-sinema/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pit and the Pendulum (1961)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/pit-and-the-pendulum-1961/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/pit-and-the-pendulum-1961/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2009 18:51:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korku Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[American International Pictures]]></category>
		<category><![CDATA[Barbara Steele]]></category>
		<category><![CDATA[Dario Argento]]></category>
		<category><![CDATA[Deep Red]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Allen Poe]]></category>
		<category><![CDATA[House of Usher]]></category>
		<category><![CDATA[John Kerr]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyu ve Sarkaç]]></category>
		<category><![CDATA[Luana Anders]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Pit and the Pendulum]]></category>
		<category><![CDATA[Premature Burial]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Matheson]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Corman]]></category>
		<category><![CDATA[Tales of Terror]]></category>
		<category><![CDATA[The Haunted Palace]]></category>
		<category><![CDATA[The Masque of the Red Death]]></category>
		<category><![CDATA[The Raven]]></category>
		<category><![CDATA[The Tomb of Ligeia]]></category>
		<category><![CDATA[The Whip and the Body]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Price]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=1597</guid>
		<description><![CDATA[Pit and the Pendulum; Roger Corman&#8216;ın yönetmenliğini yaptığı, 1842 yılında Edgar Allan Poe tarafından yazılan aynı isimli kısa hikayeden uyarlanmış bir korku filmi. Başrollerinde Vincent Price, Barbara Steele, John Kerr ve Luana Anders&#8217;in oynadığı film 16.yy İspanyası&#8217;nda geçmekte. Hikaye kısaca şöyle; İngiliz Francis Barnard (John Kerr) kız kardeşi Elizabeth&#8217;in (Barbara Steele) ani ölüm haberi üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/pitandthependulum1961poster.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1600" title="pitandthependulum1961poster" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/pitandthependulum1961poster.jpg" alt="pitandthependulum1961poster" width="640" height="538" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Pit and the Pendulum; <a href="http://iyikotufilm.com/roger-corman/">Roger Corman</a>&#8216;ın yönetmenliğini yaptığı, 1842 yılında Edgar Allan Poe tarafından yazılan aynı isimli kısa hikayeden uyarlanmış bir korku filmi. Başrollerinde Vincent Price, Barbara Steele, John Kerr ve Luana Anders&#8217;in oynadığı film 16.yy İspanyası&#8217;nda geçmekte. Hikaye kısaca şöyle; İngiliz Francis Barnard (John Kerr) kız kardeşi Elizabeth&#8217;in (Barbara Steele) ani ölüm haberi üzerine İspanya&#8217;ya gider. Kız kardeşinin eşi Nicholas Medina (Vincent Price) eşinin ilginç bir kan hastalığı yüzünden öldüğünü söyler. Bu arada Medina, İspanyol Engizisyon Mahkemesi&#8217;nin işkencecisinin oğludur. Francis kızkardeşinin ölüm sebebine inanmaz ve Medina&#8217;nın evinde ilginç olaylar olmaya başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">The Pit and the Pendulum, American International Pictures&#8217;un yaptığı Edgar Allan Poe uyarlamalarından ikincisi. Yönetmenliğini yine Roger Corman&#8217;ın yaptığı 1960 yapımı House of Usher&#8217;ın elde ettiği başarının ardından ikinci bir Poe uyarlaması yapmaya karar veriyor AIP. Yine aynı şekilde The Pit and the Pendulum&#8217;un da gişede oldukça büyük başarı elde etmesiyle, AIP ve yönetmen Corman Poe uyarlamalarına devam ediyor ve altı film daha yapıyorlar.Bunlar The Premature Burial (1962), Tales of Terror (1962), The Raven (1963), The Haunted Palace (1963), The Masque of the Red Death (1964) ve The Tomb of Ligeia (1965). Filmlerin beşinin başrolünde, bu filmde Nicholas Medina rolünde izlediğimiz Vincent Price var. Poe uyarlamaları serisi 1965 yılında çevrilen The Tomb of Ligeia ile son buluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin senaryosu Richard Matheson&#8217;a ait. Senaryonun tam olarak Poe&#8217;nun kısa hikayesine sadık bir adaptasyon olduğunu söylemek doğru olmaz. Senarist çok zekice Poe&#8217;nun diğer kısa hikayelerine de göndermeler yaparak, iyi bir iş çıkartmış. Hikaye çok güzel bir şekilde anlatılıyor ve karakterler filmin ruhunu izleyiciye oldukça iyi yansıtıyor. Matheson karakterler arasındaki bağı ve ilişkiyi çok ustaca işlemiş. Elizabeth&#8217;in gizemli ölümü, Medina&#8217;nın şatosu klasik korku filmlerine yaraşır cinsten. Ayrıca Poe&#8217;nun tarihi binalara ve Gotik dekorlara olan takıntısı da es geçilmemiş ve filme adapte edilmiş.<span id="more-1597"></span></p>
<p><a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/pit-and-the-pandelum3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1607" title="pit-and-the-pandelum3" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/pit-and-the-pandelum3.jpg" alt="pit-and-the-pandelum3" width="660" height="666" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Yönetmen Corman ilk uyarlaması House of Usher&#8217;ın yakaladığı başarıdan sonra, filmin düşük bütçesine rağmen her küçük detaya özen göstermesiyle, kullanılan dekorlarla, filmin mükemmel sinematografisi ile hiç şüphe yok ki ustalık eserlerinden birini ortaya koymuş ve The Pit and the Pendulum&#8217;un başarısı House of Usher&#8217;ın başarısını gölgede bırakmış.</p>
<p style="text-align: justify;">The Pit and the Pendulum birçok filme ve yönetmene esin kaynağı olmuş bir film. Çoğu film eleştirmenine göre özellikle İtalyan thrillerları üzerinde güçlü bir etki bırakmış ve bu etkiyi Mario Bava&#8217;nın The Whip and the Body(1963) filminde ve Dario Argento&#8217;nun Deep Red (1975) inde görmek mümkün.</p>
<p style="text-align: justify;">Filmin oyuncu kadrosundan ve oyuncuların performanslarından bahsetmemek büyük haksızlık olur. Başrolde oynayan Vincent Price&#8217;ın sergilediği muhteşem oyunculuk ve güçlü duruşu izlemeye değer. Duygusal bir adam portresi çizerken aniden korkutucu bir adama dönüştüğü sahneler harika. Ayrıca John Kerr&#8217;in canlandırdığı Francis karakteri de oldukça inandırıcı. Karakteriyle filmde bir denge unsuru adeta. Filmin diğer oyuncuları Barbara Steele ve Luana Ander de sadece güzelliklerini değil yeteneklerini de ortaya koymuşlar. Steele&#8217;in gizemli aurası filmin korku atmosferine çok iyi oturmuş ve Anders de melodramdaki yeteneğini çok iyi sergilemiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Film kesinlikle izlemesi çok keyifli, hiç bir anıyla sıkıcı olmayan bir film. The Pit and the Pendulum düşük bütçeli filmler içinde bir başyapıt. Çoğu büyük film şirketlerinin yaptığı büyük bütçeli işlerden çok çok iyi olduğu ise su götürmez bir gerçek.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 1275px; width: 1px; height: 1px;"><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:TrackMoves /> <w:TrackFormatting /> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:DoNotPromoteQF /> <w:LidThemeOther>TR</w:LidThemeOther> <w:LidThemeAsian>X-NONE</w:LidThemeAsian> <w:LidThemeComplexScript>X-NONE</w:LidThemeComplexScript> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> <w:SplitPgBreakAndParaMark /> <w:DontVertAlignCellWithSp /> <w:DontBreakConstrainedForcedTables /> <w:DontVertAlignInTxbx /> <w:Word11KerningPairs /> <w:CachedColBalance /> <w:UseFELayout /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> <m:mathPr> <m:mathFont m:val="Cambria Math" /> <m:brkBin m:val="before" /> <m:brkBinSub m:val="&#45;-" /> <m:smallFrac m:val="off" /> <m:dispDef /> <m:lMargin m:val="0" /> <m:rMargin m:val="0" /> <m:defJc m:val="centerGroup" /> <m:wrapIndent m:val="1440" /> <m:intLim m:val="subSup" /> <m:naryLim m:val="undOvr" /> </m:mathPr></w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"   DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"   LatentStyleCount="267"> <w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"    UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography" /> <w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading" /> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--><!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:"Arial TUR"; 	panose-1:2 11 6 4 2 2 2 2 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:536881799 -2147483648 8 0 511 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --><!--[if gte mso 10]> <mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} --> <!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Filmin senaryosu Richard Matheson&#8217;a ait. Senaryonun tam olarak Poe&#8217;nun kısa hikayesine sadık bir adaptasyon olduğunu söylemek doğru olmaz. Senarist çok zekice Poe&#8217;nun diğer kısa hikayelerine de göndermeler yaparak, iyi bir iş çıkartmış. Hikaye çok güzel bir şekilde anlatılıyor ve karakterler filmin ruhunu izleyiciye oldukça iyi yansıtıyor. Matheson karakterler arasındaki bağı ve ilişkiyi çok ustaca işlemiş. Elizabeth&#8217;in gizemli ölümü, Medina&#8217;nın şatosu klasik korku filmlerine yaraşır cinsten. Ayrıca Poe&#8217;nun tarihi binalara ve Gotik dekorlara olan takıntısı da es geçilmemiş ve filme adapte edilmiş. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Yönetmen Corman ilk uyarlaması House of Usher&#8217;ın yakaladığı başarıdan sonra, filmin düşük bütçesine rağmen her küçük detaya özen göstermesiyle, kullanılan dekorlarla, filmin mükemmel sinematografisi ile hiç şüphe yok ki ustalık eserlerinden birini ortaya koymuş ve The Pit and the Pendulum&#8217;un başarısı House of Usher&#8217;ın başarısını gölgede bırakmış. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">The Pit and the Pendulum birçok filme ve yönetmene esin kaynağı olmuş bir film. Çoğu film eleştirmenine göre özellikle İtalyan thrillerları üzerinde güçlü bir etki bırakmış ve bu etkiyi Mario Bava&#8217;nın The Whip and the Body(1963) filminde ve Dario Argento&#8217;nun Deep Red (1975) inde görmek mümkün.<span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Filmin oyuncu kadrosundan ve oyuncuların performanslarından bahsetmemek büyük haksızlık olur. Başrolde oynayan Vincent Price&#8217;ın sergilediği muhteşem oyunculuk ve güçlü duruşu izlemeye değer. Duygusal bir adam portresi çizerken aniden korkutucu bir adama dönüştüğü sahneler harika. Ayrıca John Kerr&#8217;in canlandırdığı Francis karakteri de oldukça inandırıcı. Karakteriyle filmde bir denge unsuru adeta. Filmin diğer oyuncuları Barbara Steele ve Luana Ander de sadece güzelliklerini değil yeteneklerini de ortaya koymuşlar. Steele&#8217;in gizemli aurası filmin korku atmosferine çok iyi oturmuş ve Anders de melodramdaki yeteneğini çok iyi sergilemiş. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><span style="font-family: &quot;Arial TUR&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Film kesinlikle izlemesi çok keyifli, hiç bir anıyla sıkıcı olmayan bir film. The Pit and the Pendulum düşük bütçeli filmler içinde bir başyapıt. Çoğu büyük film şirketlerinin yaptığı büyük bütçeli işlerden çok çok iyi olduğu ise su götürmez bir gerçek. </span></p>
</div>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="345" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="name" value="Metacafe_2508532" /><param name="src" value="http://www.metacafe.com/fplayer/2508532/the_pit_and_the_pendulum_1961_trailer.swf" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345" src="http://www.metacafe.com/fplayer/2508532/the_pit_and_the_pendulum_1961_trailer.swf" allowfullscreen="true" wmode="transparent" name="Metacafe_2508532"></embed></object><br />
<span style="font-size: xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/2508532/the_pit_and_the_pendulum_1961_trailer/"></a> &#8211; <a href="http://www.metacafe.com/">The most amazing bloopers are here</a></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/pit-and-the-pendulum-1961/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cani Arrabbiati (1974)</title>
		<link>http://iyikotufilm.com/cani-arrabbiati-1974/</link>
		<comments>http://iyikotufilm.com/cani-arrabbiati-1974/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2009 21:26:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Demirtaş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstismar Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Absurd]]></category>
		<category><![CDATA[Almost Human]]></category>
		<category><![CDATA[Cani Arrabbiati]]></category>
		<category><![CDATA[Don Backy]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Di Leo]]></category>
		<category><![CDATA[George Eastman]]></category>
		<category><![CDATA[Gothic Horror]]></category>
		<category><![CDATA[Gothic korku]]></category>
		<category><![CDATA[Grand Guignol]]></category>
		<category><![CDATA[Kidnapped]]></category>
		<category><![CDATA[Lea Lander]]></category>
		<category><![CDATA[Manhunt]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Bava]]></category>
		<category><![CDATA[Maurice Poli]]></category>
		<category><![CDATA[Milano Calibre]]></category>
		<category><![CDATA[Quentin Tarantino]]></category>
		<category><![CDATA[Rabid Dogs]]></category>
		<category><![CDATA[Reservuar Dogs]]></category>
		<category><![CDATA[Riccardo Cucciolla]]></category>
		<category><![CDATA[Rome Armed to the Teeth]]></category>
		<category><![CDATA[Semaforo rosso]]></category>
		<category><![CDATA[Spera Cinematografica]]></category>
		<category><![CDATA[Stelvio Cipriani]]></category>
		<category><![CDATA[Umberto Lenzi]]></category>
		<category><![CDATA[Wild Dogs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iyikotufilm.com/?p=742</guid>
		<description><![CDATA[İtalyan sineması denince aklıma ilk gelen yönetmen Mario Bava’dır. Gerçekten eşsiz bir filmografiye sahip yönetmen filmleriyle kendinden sonraki kuşağı derinden etkilemiştir. Gothic korku filmleri ve Giallo filmleriyle akla gelen yönetmen Cani Arrabbiati ile suç ve şiddetin doruklarında geziniyor. Cani Arrabbiati Mario Bava’nın yönetmenliğini yaptığı bir soygun filmi. Bir bankayı soyup kaçan üç soyguncu (Doc, Blade [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="size-full wp-image-743 alignleft" title="cani-arrabbiati" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/04/cani-arrabbiati.jpg" alt="cani-arrabbiati" width="244" height="358" />İtalyan sineması denince aklıma ilk gelen yönetmen Mario Bava’dır. Gerçekten eşsiz bir filmografiye sahip yönetmen filmleriyle kendinden sonraki kuşağı derinden etkilemiştir. Gothic korku filmleri ve Giallo filmleriyle akla gelen yönetmen Cani Arrabbiati ile suç ve şiddetin doruklarında geziniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Cani Arrabbiati Mario Bava’nın yönetmenliğini yaptığı bir soygun filmi. Bir bankayı soyup kaçan üç soyguncu (Doc, Blade ve Thirty-two) içinde bir kadın, küçük bir çocuk ve bir adamın olduğu bir aracı rehin amaçlı kaçırırlar. Arabadaki çocuk hastadır ve hastaneye gitmesi gerekmektedir. Filmin neredeyse %90’ı klostrofobik bir şekilde arabanın içinde geçmekte. Tabii ki bunun üzerine çoğunuz, %90’ı arabanın içinde geçen bir filmin ne kadar izlenebilir olduğunu soracaksınız. İzleyince Mario Bava’nın bunu ne kadar iyi yaptığını ve filmin sizi hiç sıkmadığını göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Cani Arrabbiati Bava’nın sinemasal estetik becerisini oldukça iyi sergilediği bir yapım. Türünün en iyisi olma özelliğini de taşıyor film. 70’li yıllar, suç filmlerinin İtalya’da en iyilerinin yapıldığı dönem. Umberto Lenzi’nin Almost Human’ı ve Rome Armed to the Teeth’i, Fernando Di Leo’nun Manhunt’ı ve Milano Calibre’si bu filmlere örnek gösterebileceğim kaliteli yapımlardan. Bava filmde banka soygunundan yola çıkarak suçun nedensizliğini ve artan şiddeti işliyor. Soyguncuların rehinelere özellikle kadına uyguladığı şiddet ve kendi içlerindeki çatışma, izleyiciyi ilk sahnedeki banka soygunu ile karşılaşacaklarını düşündükleri atmosferden bambaşka bir atmosfere götürüyor. Arabanın içinde yaşananlar modern dünyanın bir tasviri aslında iyi ve kötünün mücadelesi, paranın neden olduğu sorunlar ve kadınların maruz kaldığı şiddet etkileyici şekilde yansıtılmış. Filmin müzikleri ise Stelvio Cipriani’ye ait. Müziğinde etkisiyle büyük çoğunluğu araba içinde geçen bir filmde klostrofobik etki daha da pekişiyor. İtalyan istismar sinemasının simge yüzlerinden George Eastman’da Thirty-two karakteriyle filmde karşımıza çıkıyor. Kendisini Antropophagus, Absurd ve Erotic Night of the Living Dead filminden de hatırlıyoruz.<span id="more-742"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-747" title="cani-arrabbiati11" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/04/cani-arrabbiati11.jpg" alt="cani-arrabbiati11" width="626" height="179" /></p>
<p style="text-align: justify;">Cani Arrabbiati&#8217;den (Rapid Dogs) en çok etkilenen yönetmenlerin başında Reservuar Dogs filmiyle Quentin Tarantino gelmekte. Ayrıca film uzunca bir süre kayıp statüsündeydi. (Onarılamaz derecede hasarlı) Fakat aktrist ve Spera Cinematografica şirketinin başkanı Lea Lander’ın çabalarıyla film tekrar sinema dünyasına kazandırılıyor.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-751" title="cani-arrabbiati4" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/04/cani-arrabbiati4.jpg" alt="cani-arrabbiati4" width="500" height="282" /></p>
<p><script src="http://tr.sevenload.com/pl/OY2ywEg/500x366/0" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iyikotufilm.com/cani-arrabbiati-1974/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

