





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Emmanuelle Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sylvia Kristel Zerrin Doğan
Bu yazıda Giallo’nun İtalyan sinemasında gösterdiği gelişimi ve döneminin popüler türünün neden yıldan yıla farklılık gösterdiğini, Giallo’yu başlı başına bir tür olarak ele alıp, işlediği konuları, sinema tarihinde gösterdiği gelişimi aşağıda anlatmaya çalışacağız.
Tür Konuları
1929’da Milanese Publishing Mondadori büyük bir promosyon kampanyasının bir parçası olarak belirgin biçimde gizemli hikayeleri konu alan sarı ciltli ve bu sebeple İtalyanca sarı anlamına gelen giallo olarak adlandırılan bir dizi kitap yayımladı. Bu eserler esasen Sherlock Holmes’un İngiliz ‘’rasyonel-sonuç’’ hikayelerinden ithal edilen çeviriler ve Edgar Allen Poe modeli üzerine kurulu yirminci yüzyıl başlarının Amerikan yarı-fantastik cinayet gizemlerinden oluşmaktadır.
1929’dan önce, dedektiflik kavramı İtalyanlarca tanınan bir şey değildi ancak bu keşif, gizem ve araştırma eserlerinin tedavülde olmadığı anlamına gelmiyor. Gialli’nin yayımı 1930 ve 1940’larda arttı ancak 1940’ların “katı” dedektif hikayelerinin Amerika’dan ithali ve çevirileri Mussolini tarafından bozucu etkileri ve suçun çekici hale gelmesinin “iradesiz” İtalyanlar üzerinde olumsuz etki yaratacağı gerekçesi ile derhal yasaklandı.
Çok geçmeden İtalyan yazarlar ilk İngiliz ve Amerikan rasyonel düşünce ve mantıksal çıkarım modelleri üzerine kurulu İngilizleştirilmiş takma isimlerle kendi giallilerini yazmaya başladı. Ancak savaştan sonra, öncelikli olarak Leonardo Sciascia’nın eserinde gerçek bir İtalyan roman modeli ortaya çıkmaya başladı. Sciascia sadece kendi önemli giallisini (Il giorno della civetta [The Day of the Crow] ve A ciascuno il suo [To Each His Own])yazmadı; aynı zamanda İtalyan giallosunun özgünlüğü ve başta Gramsci’nin tarafında olan İtalyan entellektüeller tarafından ciddiye alınmasının gerekliliği üzerine 1950’lerde iki tartışmalı makale yayımladı. Günümüzde, Umberto Eco’nun 1984’te yayımlanan Il nome della rosa (The Name of the Rose) adlı eseri İtalya dışında tanınan en ünlü ve prestijli gialli eseri olmakla birlikte, gialli halen İtalyanlar tarafından yazılmaya devam etmektedir. Bunların yanında, Thomas Harris, Patricia Conrwell gibi diğer birçok romancının sayısız İtalyanca çevirisi bulunmaktadır.
» yazının devamı

Sadistik ve maceraları gerçek olmayan bir grafik şiddet üzerine kuruludur. İskelet kostümlü bir seri katilin bir dizi maceralarını içerir. Karakterimizin maceralarının günümüz film standartlarına göre daha uysal olduğunu söyleyebiliriz. Sadistik’in hikayelerin de korku filmlerini aratmayacak sertlikte sahneler görmek mümkün. 50 yıl geçmesine karşın Sadistik’in maceraları hala heyecan ve korku verici.
Karşılaştığımız çoğu Sadistik hikayeleri 1960’lı yılların İtalyan sinemasına hakim olan suç, korku, ve casusluk öykülerine dayanır. Sadistik’te 007 James Bond’daki gibi güzel kadınlar ve çıplaklık olmazsa olmazlardan biridir.
Serinin tutmadığı ülkelerin başında Amerika gelmektedir. Amerikan halkının küçük bir azınlığı tarafından takip edilen seri özellikle Avrupa’yı kasıp kavurmuştur. Seriye Amerikalıların ilgi göstermemesinin en önemli sebebi Meksikalıların Santo, Blue Demon serilerinin Amerikalılara daha cazip gelmesi ayrıca Spider-Man, Hulk ve Fantastic 4 gibi kendi kahramanlarını yaratmasıydı.

Satanik, isminin çağrıştırdığı gibi içinde Şeytani unsurları içeren bir korku filmi değil. Film aynı yıl çevrilen Mario Bava’nın “Diabolik”i gibi maskeli bir çizgi roman kahramanının adaptasyonu. Yönetmenliğini Piero Vivarelli’nin yaptığı filmin başrollerinde ise Magda Konopka, Julio Pena, Umberto Raho, Luigi Montini yer alıyor. Satanik yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister (Magda Konopka)’in hikayesini anlatmakta.
1964 yılında İtalyan çizgi roman yazarı Max Bunker ( ya da bir diğer ismiyle Luciano Secchi) “Killing” isimli bir seriye başlar. Killing’in her kitapta olmasa da bazılarında alt başlık olarak Satanik ismi geçmekteydi. Seri, başka birçok İtalyan çizgi romanına ilham kaynağı olan 1911 yılında yayımlanan Fransız çizgi romanı Fantomas’dan esinlenmekteydi. Fantomas’da da başroldeki erkek karakter iskelet görünümlü bir kıyafet giymekteydi.
Yönetmen’in Satanik’ten öncede Mister X (1967) adında Diabolik tarzında bir casus filmi daha var. Satanik’ten sonra birkaç Emanuelle filmine imza atan yönetmen Piero Vivarelli ve yapımcı/senarist Eduardo Manzanos Brochero çizgi romanı filme çevirirken oldukça özgür davranmış. Çünkü filmde erkek bir kahraman yok, hatta iskelet görünümlü kıyafet giymiş birisi de yok. Filmde yukarda da belirttiğim gibi Dr. Marnie Bannister’in hikayesi anlatılmakta. Dr. Bannister yüzündeki yaralardan kurtulmak istemektedir.
» yazının devamı

Nove ospiti per un delitto Agatha Christie romanları tadında, vasatın çok fazla üstüne çıkmayı başaramamış, giallo furyasının son dönem örneklerinden bir İtalyan giallo.
Filmin konusu kısaca şöyle, zengin bir burjuva ailesinden dokuz kişi tatil yapmak üzere bir adaya giderler, fakat adada kimse yaşamamaktadır. Ailenin reisi Ubaldo (Arthur Kennedy) bu adada hoş bir eve sahiptir. Fakat problem şudur ki, yaşlı adam ve üç oğlu karanlık bir sırra sahiptir ve bu sır onları tek tek avlamaya başlar.
Filmin yönetmen koltuğunda Ferdinando Baldi yer alırken, senaryosu da Fabio Pittorru’ya ait. Arthur Kennedy ise filmin başrolünde gördüğümüz isim. Kennedy dışında filmin oyuncu kadrosunda Massimo Foschi, John Richardson, Venantino Venantini yer alıyor. Filmin oyuncu kadrosu, özellikle erkek oyuncular giallo fanlarına tanıdık gelecek simalar. Performanslarına gelince, oyuncuların canlandırdığı karakterler üzerlerine zorla giydirilmiş birer giysi gibi duruyor. İçlerinden herhangi biri kaybolduğunda ya da öldüğünde umurlarında olmaması ve böyle davranmaları izleyiciye çok da inandırıcı gelmiyor. Filmdeki orantısız ve gereksiz çıplaklıkta izlerken beni en çok rahatsız eden başka bir konuydu. Bunu yanı sıra hemen hemen her sahnede oyuncuların yanında gördüğüm J&B şişesinin sırrını ise hala çözebilmiş değilim.
» yazının devamı

Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.
Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…
Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.
» yazının devamı
