Romero’nun “Dead” üçlemesinin ikinci filmi Dawn Of the Dead filmi de serinin ilk filmi gibi büyük bir prodüksiyon olmamasına karşın gişede oldukça iyi bir başarı elde etti. Film serinin diğer iki filminde olduğu gibi politik mesajlar taşımasının yanı sıra içerdiği gore sahneleriyle serinin ilk filminden ayrılmakta.
Serinin ilk filmi Drive-In sinemalar için düşünülmüş. Hatta oyuncular filme katkı olsun diye filme para bile bağışlamışlar. Zombi rolündeki oyuncularda 1 dolar ve üzerinde “Yaşan Ölülerin Gecesi’ndeki Zombilerden biriydim” yazan tişörtler verilerek ödeme yapılmış. Night of the Living Dead filminin bir diğer özelliği de başrolünde bir afro-amerikalı olan ilk korku filmi olmasıdır.
Dawn of the Dead birçok korku filmi tutkunu için serinin en iyi filmi olarak gösterilmektedir. Yukarıda da bahsettiğim gibi filmde gore efektler (Tom Savini) ve az da olsa komediye kaçan sosyal mesajlar vermiştir. (Daha sonra birçok korku filminde verilmek istenen sosyal mesajlar komedi unsurlarıyla sunulmuştur. Bu açıdan film öncü filmlerden biridir.)
Film zombilerden kaçan ve bir alışveriş merkezine sığınan bir grup insanın burada zombilere karşı verdiği mücadele üzerine kurulu. Romero’nun burada mekân olarak bir alışveriş merkezi seçmesi elbette bir tesadüf değil. Film de vermek istediği mesajla bire bir örtüşmekte. Filmde kahramanlarımızın bir süre sonra nasıl değiştiklerini, alışveriş merkezini yağmalarıdklarını hatta bazılarının, markete giren zombilerin cebindeki paraları dâhil nasıl çalıp çırptıklarına tanık oluruz. (daha fazla…)






Sergio Martino’nun yönetmenliğini yaptığı film klasik bir giallo’dan ziyade komedi-aksiyon ve thriller’ın iç içe geçtiği bir yapım. Yönetmen bir çok türde filmler yapmış, fakat hiç şüphe yok ki içlerinde en popüler olanları gialloları. Sergio Martino aynı zamanda I corpi presentano tracce di violenza carnale (1973) aka Torso’nun da yönetmenliğini yapmış, belki de kendisini sevmemin en önemli sebebi Torso.
Let Sleeping Corpses Lie, Night of The Living Dead (1968)’in ele alındığı İtalyan-İspanyol karışımı bir film. Film için sadece Night of THe Living Dead’in bir rip offu demek büyük haksızlık olur. Yönetmen Jorge Grau’nun başarılı çalışmasıyla, kullandığı atmosferik manzara, unutulmaz korku sahneleri, gore unsurları ve etkileyici şaşırtmacalarıyla film bir zombi klasiği halini almış. Filmdeki oyunculuk ise diğer zombie filmlerine kıyasla averajın oldukça üstünde.
A Lizard in a Woman’s Skin benim için en favori korku (aynı zamanda giallo) filmlerinden bir tanesidir. Ayrıca en sevdiğim Lucio Fulci filmi demem de yanlış olmaz. Erotik içeriği ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin gösterildiği oldukça vahşi sahneleri nedeniyle sansüre uğramış olsa da mutlaka uncut versiyonunu izlemenizi tavsiye ederim. Eğer bol kan ve gore sahneleri izlemeyi seven tipik bir Fulci fanıysanız bu filmi izleyince hayal kırıklığına uğramayacaksınız.
Godfather of Gore olarak anılan Lucio Fulci’nin filmografisindeki en iyi filmlerden biriside hiç şüphesiz Zombie 2 (Zombie Flash Eaters) filmidir. Fulci, Zombie 2’ye kadar gerilim-korku türünde filmler yaparken bu filmden sonra Gore sınırlarını fazlasıyla zorlayan (hatta bazı filmlerinde bu sınırı aşan) korku filmlerine imzasını atmıştır.












