iyiköfüfilm

İzleyici karşısına çıkıp da beğeni toplayan bir filmin hesapta yokken devamının çekilmesi genellikle kaçınılmazdır. Bu devam filmleri nadiren orijinalinden iyi olsa da genellikle ilkinin gölgesinde kalan, bir takım insanların parsayı götürmesi için çekildiği gün gibi ortada olan filmlerdir. Hele bir de orijinal filmle alakası olmayan devam filmleri var ki bu filmler bol bölümlü serilerde ekseriyetle görülüp ayın ondördü gibi göze çarpar. Bu yazıda aklıma geldiği kadar bu filmleri yazdım. Baştan uyarayım, yazının geri kalanı filmler hakkında spoiler içeriyor.

Mangler 2 (2001) : Filmin yönetmeni Michael Hamington-Wright sinema sektörüne ilk adımını Retroactive filmi için yazdığı senaryo ile atmış. Keşke orada kalsaymış! Retroactive gayet hoşuma giden bir filmdi fakat Michael bununla yetindi mi? Yetinmedi. Üst üste başarısız film senaryoları yazdı, yazdığı yetmezmiş gibi bir takım insanlar bunları çekti. Sene 2002 olduğunda ise kamera arkasına geçti, bu film aynı zamanda senaryosunu da yazdığı Mangler 2′ydi. Burada durup ilk Mangler filmine geri dönmekte fayda var. Mangler, Stephen King’in 1972 yılında yazdığı, bizde Hayaletin Garip Huyları ismiyle yayınlanan Night Shift adlı antoloji kitabındaki kısa bir öyküydü. Kitabın Türkçesindeki ismi Canavar, orijinalinde The Mangler  1995 yılında Tobe Hooper’ın yönettiği,  içinde “Buffalo Bill” veya “Stottlemeyer” Ted Levine ve Robert Englund’ın olduğu -ki kendisinin her filme tat katan “tatlandırıcı” bir aktör olduğunu düşünüyorum fakat bu filmde en fazla sakkarin etkisi yapabilmişti- bir uyarlamaya dönüştü. Çoğu Stephen King uyarlaması ile aynı makus talihi paylaşan ilk film pek ses getiremedi çünkü bir çamaşırhanede çalışan insanları kapıp parçalayan bir çamaşır katlama makinesi hikaye olarak neyse de beyaz perde için pek ilgi çekici bir fikir değildi. İkinci filme döndüğümüzde, ilk filmde yaşananlarla zerre kadar alakası olmayan bir devam filmiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Filme ismini de veren Mengene, yapay zeka sahibi bir bilgisayar virüsü. Okudukları okuldaki diğer öğrencilerin sömestr tatiline çıkması sonucu okulda kalan gençler, deneme aşamasındaki güvenlik sistemine yanlışlıkla bulaşan bu virüsle kedi fare oyunu oynamaya başlarlar. Çünkü okulda akla gelebilecek her şeyi kontrol edebilen bu virüs gençleri düşman bellemiş, onlara kan işetmek için elinden geleni yapmaya başlamıştır. Şahsi kanaatim, ilkiyle kıyaslanınca daha izlenebilecek bir gençlik-korku filmi olduğu. Çok umrunuzdaymış gibi de belirteyim; filmin IMDB puanı 10 üzerinden 2,3. Ama film, “Bishop” Lance Henriksen’i hemen altta göreceğiniz gibi, çok acayip bir rolde izlemek için bulunmaz bir nimet. (daha&helliip;)


31
Oca
2011

The Hills Run Red (2009)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Seksenli yıllar slasher alt türünün doruk noktasıydı. Birçok klasiğin ve serinin ilk temellerinin atıldığı seksenli yıllardan sonra ne yazık ki doksanlı yıllarda slasher türü birkaç örnek dışında verimli bir on yıl olamadı. İkibinli yıllara gelindiğinde ise slasher bana göre tekrar dönüşünü yaptı ve seksenler kadar parlak olmasa da başarılı örneklere imza atıldı. Her ne kadar piyasa yeniden çevrimler ve eski serilerin bilmem kaçıncı devam filmleriyle kirletilse de arada Hatchet, The Tripper ve Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon gibi kalburüstü yapımlar da azımsanamayacak sayıdaydı. The Hills Run Red de bu kalburüstü yapımlardan biri.

Filmin ismi hesapta seksenli yıllarda çekilmiş, çok az süre sinemalarda gösterilmiş ve sonrasında hem gösterimden kaldırılmış, hem de filmin yönetmeni Concannon’ın ortadan yok olduğu aynı isimli filmden geliyor. Bir slasher filmi olan orijinal The Hills Run Red’de Babyface isimli -ki ismini yüzüne geçirmiş olduğu bir bebek maskesinden alıyor- biraz Leatherface, biraz da Jason Voorhees’i andıran bir katil ormanda gençleri doğramaktadır.   Sinefil bir birey olan Tyler, filmin yönetmenin kızını bulur. Amacı arkadaşı Lalo ve sevgilisi Serina ile film hakkında bir belgesel hazırlamak olan Tyler, bir yandan da belki şansa filmi bulur da izlerim diye düşünmektedir. Fakat bilmediği Babyface’in gerçek olduğu ve ormana gelenlere kan işettiğidir.

Filmi izlemeden önce her ne kadar hem video için çekilmiş düşük bütçeli bir yapım olması, hem de daha önceden bahsettiğim son yıllardaki başarısız örneklerin bolca varlığı sebebiyle ön yargı ile yaklaştım. Piyasada yeterince kötü “kötü film” varken neden bir yenisiyle zaman kaybedeyim diye düşünürken zaten sürekli yaptığımın bu olduğunu farkettim ve izlemeye karar verdim. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni