iyiköfüfilm

8
Şub
2012

Don’t Torture a Duckling (1972)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

Don’t Torture a Duckling, gore’un usta ismi Lucio Fulci’nin yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Florinda Bolkan, Barbara Bouchet, Tomas Milian gibi karakteristik yüzlerin yer aldığı 1972 yapımı bir film. Film aslında yönetmen açısından bir önem taşıyor, çünkü Fulci’nin ilk şiddet efekti içeren sahneleri bu filmle başlıyor ve devamı diğer filmleriyle geliyor.

Hikaye İtalya’nın güneyinde, insanların ritüelleriyle yaşadığı küçük bir kasabada geçiyor. Fakat kasaba çocuklarının başı derttedir. En tanınanlarından üçü seri şekilde öldürülür. Birçok şüpheli vardır; çocukların ‘Big Baby’ diye alay ettikleri röntgenci Giuseppe veya voodoo büyüsü ile haşır neşir Francesco, bir de ilk sahnede kanlı ellerle gördüğümüz kadın Maciara var. Maciara, ölü çocuk doğurmuş ve akli dengesini bu nedenle kaybetmiştir. Maciara ölen üç çocuğun kilden vodoo bebeklerini yapmıştır ve en fazla şüpheyi o çekmiştir. Aslında bir de arsız, kendini reşit olmayan bir çocuğa izleten, şehir kızı Patriza var işin içinde. Acaba hangisi katil? Hepsi sorgulanır fakat sanılanın aksine hiç biri suçlu değildir. Bu trajik ve şiddet dolu hikayenin asıl suçlusu en güvenilen adam mıdır yoksa? Bu sorunun cevabını Fulci sağ gösterip sol vurarak veriyor. Herkes aklı başı yerinde olmayan sosyal anlamda dışlanmış karakterlerden şüphelenir. Bu durum her daim güncel olan bir sorundur. Yönetmen bu durumu vurgulayarak aslında toplumsal bir mesaj da gönderiyor.

Don’t Torture a Duckling seri katil cinayetlerini barındıran bir film; fakat öldürülenler ne seksi kadınlar ne de katilin işine burnunu sokan adamlar. Bu kez çocuklar öldürülüyor ve başladığı andan itibaren bizi suçlu arama cümbüşüne ortak ediyor. Film boyunca, şüpheli birçok çılgın insan karşımıza çıkıyor. (daha&helliip;)


1
Şub
2012

Opera (1987)

Giallo kategorilerinde yayınlandı.

Amerika’da “Terror at the Opera” ismiyle vizyona giren film, 1987 yılında Dario Argento tarafından yazılıp, yönetilmiş bir İtalyan giallo filmi. Başrolleri Cristina Marsillach, Urbano Barberini ve Ian Charleson paylaşıyor.

Film Argento’ya ticari anlamda oldukça getiri sağlamıştır. Zaten filmi de izlediğimiz zaman sinemasal değerini bir kenara bırakıp, “sex-murder” açısından bakılacak olunursa, ticari bir kaygısının olduğunu fark etmememiz mümkün değil. Filmdeki cinayet sahneleri yine filmin genelinde olduğu gibi oldukça başarılı. Filmin türüne yakışır abartılı kamera açıları ve yine abartılı dekorlardan kaçınmamıştır. Şiddet ve müziğin mükemmel uyumu da gözden kaçmıyor ve film boyunca İtalya’nın Rönesans ruhuna yakışır, bir birinden güzel klasik eserleri dinlerken, araya katilin ruhunu yansıtan ve bizi daha da bir telaşa sokan rock soundları girdiğinde tadından yenilmez bir hal alıyor. Opera salonundaki kuşların gözünden çekilmiş sahneler kamera hareketlerinin bir kuş gibi oradan oraya yalpalanması oldukça baş döndürücü, “bu gerilim bitsin de haydi artık odaklansın” diye umutla beklenilebilir. Ayrıca Argento, ilham kaynağı Hitchcock’un röntgenci sinema ruhuna saygı duruşunda bulunmaktan geri kalmamış.

Bir parça da filmin konusuna değinelim. 17 yaşındaki Betty, Verdi’nin Macbeth’indeki (İtalyan besteci Verdi’nin, Shakspeare’in Macbeth’ini temel alarak bestelediği 4 perdelik opera eseri) başrol oyuncusunun ayağını sakatlaması ile bu rolü alma şansı yakalar. (daha&helliip;)


Çok fazla kişi tarafından bilinmemekle birlikte, 50’lerden itibaren yüz nakli ile ilgili filmler büyük bir gelişme göstererek korku sinemasının bir alt türünü oluşturdu. Georges Franju’nun Les Yeux Sans Visage (1960) isimli filmi ile başlayan gelişme, Jess Franco’nun Awful Dr. Orloff (1962) ve Riccardo Freda’nın Double Face (1969) isimli filmleriyle devam etti. 1974 yılına gelindiğinde ise yönetmenliğini Yılmaz Duru ve Sergio Garrone’nin yaptığı, başrollerinde ise Klaus Kinski, Katia Christine’nin yanı sıra Ayhan Işık ve Erol Taş’ın yer aldığı La Mano Che Nutre La Morte / Evil Face ya da Türk versiyonundaki ismiyle Ölümün Nefesi bu türe bir katkıda bulundu.

Filmin konusuna gelecek olursak kısaca şöyle: Alex (Ayhan Işık) ve eşi Masha (Katia Chrsitine) bir araba kazası geçirirler. Bu kaza sonrası çılgın bir bilim adamı olan Nijinsky’nin  (Klaus Kinski) yaşadığı yere kaldırılırlar. Nijinsky yüzü yanarak deforme olmuş kendi eşini eski güzelliğine getirebilmek için Masha’nın yüzünden doku nakli gerçekleştirir. Ameliyat sonrasında artık Masha’nın yüzüne sahip olan kadın, kendi kocasını bırakıp Alex’le birlikte olmaya başlar ve kocasını öldürmek ister. Karısının bu vefasızlığı sonucu intikam almak isteyen Nijinsky bir yangın çıkarır. (daha&helliip;)


mania(1974)Mania, Renato Polselli’nin  (ya da bilinen takma adıyla Ralph Brown) yönetmenliğini yaptığı bir İtalyan korku filmi. Mania yönetmenin en vahşi ve olağandışı  filmi. Film kayıp statüsünde fakat filmi izleme şansı olmamış izleyiciler için 3 dk.16 sn.lik bir fragmanı geçtiğimiz günlerde su yüzüne çıktı. Bu filmi merak edenler için hem büyük bir şans hem de filmi izleyebileceğimiz düşüncesini daha da kuvvetlendiren bir ışık.

Film bir dönemin dev sinema endüstrisi İtalya’ya ait ve İtalya kayıp filmler açısından adeta bir kayıp filmler cenneti. Bu kayıp filmlerden bekli de en önemlisi 2000’li yıllarda gün yüzüne çıkan Mario Bava’nın kült filmi Cani Arrabbiati (1974)’dir. Filmi Lea Lander’ın katkılarıyla bugün izleyebilmekteyiz.  Mania (1974)’nın yayınlanan fragmanı dilden dile dolaşan bu film için büyük bir umut vaadetmekte. Film dönemin tipik İtalyan korku filmlerinden esintiler taşımakla birlikte içerdiği şiddet sahneleriyle dönemin bir çok izleyicisi üzerinde derin etkiler yaratmıştır. Filmin konusu, tipik “Lanetli Ev” filmleriyle örtüşmekte.

İyi “Kötü Film” takipçilerine filmin bu fragmanını es geçmemelerini öneriyorum.

 


22
Eyl
2009

Kanlı Sinema

Kavram-Kuram-Fenomen kategorilerinde yayınlandı.

atasteofbloodAlıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.

Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…

Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni