Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


14
Ara
2009

Hammer Glamour

hammerglamour Madeline Smith

Hammer korku filmleri özellikle 60 ve 70’li yıllarda fırtına gibi esmekteydi. Hammer filmlerinin en güzel yanlarından biri sinema endüstrisine sunmuş olduğu güzel kadınlardır. Bu bayanlar izleyiciyi güzellikleriyle büyülediği kadar canlandırdıkları kana susamış vampir ya da vahşi katil rolleriyle de şoke ediyorlardı. Hammer Glamour bu kadınlara uzun zamandır hak ettiği değeri vermek ve Hammer fanları için de arşivlik eşsiz bir eser sunmak adına oluşturulmuş muhteşem bir kitap.

Kitap sadece dönemin Hammer kadın yıldızlarına odaklanmış. 150 sayfadan oluşan kitap oyuncuların özellikleri, profilleri, resimleri ve röportajlarını içermekte. Kitabın yazarı Marcus Hearn, The Hammer Story adında Hammer Film Productions’ı tanıtan büyüleyici bir kitabın da yazarı.
» yazının devamı

atasteofbloodAlıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.

Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…

Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.
» yazının devamı

legend_of_seven_golden_vampires

70ler, İstismar sinemasının kuşkusuz altın çağıydı. Aynı dönemde bazı yönetmenler türleri birbiriyle harmanlayarak uçuk projelere imza atıyorlardı. İşte bu harmanlamadan doğan bir film; The Legend of the 7 Golden Vampires. Dönemin İstismar filmleri erotizm ve korku türünü ön plana koyarken, The Big Boss (1971) ve Enter the Dragon (1973) gibi uzak doğu dövüş filmlerinin kazandığı gişe başarısından sonra bu tarz filmlere olan ilgi artarak çoğalacaktır.

Yine aynı dönemde Hammer Film Stüdyosu da gerilemekte olan pazar payını arttırmak için kendi karakteri olan filmlerle uzak doğunun dövüş filmlerini harmanlamakta gecikmedi. Film dövüş filmleriyle vampir mitinin sinemadaki ilk buluşmasıdır. Daha sonraki filmlere örnek olarak The Era of Vampires (2002) filmini örnek verebiliriz.

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; Profesör Van Helsing Çin’deki bir vampir efsanesiyle ilgilenmekte ve bu konuda araştırma yapmaktadır. Bir çoğunluğu Çinlilerden oluşan bir ekiple Vampirlerin yaşadığı varsayılan bir yerleşim yerine yola koyulurlar. Efsanelere konu olan bu 7 Vampir insanları huzursuz etmekte, genç kızları da kurban edip kanlarını içmektedirler. Bu sırada Kont Dracula’da uzak doğuya doğru yola koyulmuştur. Ve ezeli düşmanlar Van Helsing ve Dracula karşı karşıya geleceklerdir.
» yazının devamı

tom-chantrell

Film endüstrisinde ismini çok duymasakta yaptığı işlere aşina olduğumuz bir isim Tom Chantrell. Bu üretken ve çalışkan illüstratör yarım yüzyıla yakın bir süre Amerikan korku, istismar filmleri ve İngiliz Hammer Film Stüdyoları için binlerce film afişi tasarlamıştır. Chantrell afiş tasarımı konusunda o kadar üretken bir sanatçıydı ki haftada üç ya da dört poster hazırlıyordu ve keskin bir ticari içgüdüsü vardı. Posterleri film tamamlanmadan önce hazırlıyor ve yapımcılar filmi satmak için bu posterleri kullanıyorlardı.
» yazının devamı

26
Şub
2009

The Nanny (1965)

Korku filmlerinin beslendiği konular o kadar fazladır ki ne kadar “bu tarzı sevmem, korkmam” diyenler olsa bile meraklısı için muhakkak korkacak  ve izleyecek bir şeyler bulunur  bazı filmlerde…

thenannyDönemin popüler Korku filmi şirketi Hammer Film Productions tarafından yapılmış bir film The Nanny (1965). Filmi çok büyük beklentilerle izlemedim fakat film benim beklentilerimin bile çok üstündeydi. Hammer Film Productions’ın o dönemler genelde Vampir, Kurt adam, Canavar filmleri veya Çatlak doktor temaları üzerine filmler yaptığını görürüz. Fakat The Nanny filminde kötü bir dadının hikâyesi vardır.

Filmin başrol oyuncusu Bette Davis’in Hammer Film şirketi ile yaptığı ikinci filmi The Nanny (1965). Diğer filmler ise gotik gerilim filmi  What Ever Happened to Cousin Charlotte? (1964) ve kara komedi tarzında  The Anniversary (1968). Davis ayrıca 1962 yılında rol aldığı What Ever Happened to Baby Jane?  İle Oscar’a aday gösterilmiş. Bence bu filmde canlandırdığı üst sınıf bir İngiliz ailesinin çocuklarının bakımıyla ilgilenen itaatkâr yardımcı rolüyle Oscar adaylığını bir kez daha hak etmiş.

Filmi kısaca özetleyecek olursak, ilk olarak Davis’in yanlarında çalıştığı ailenin küçük kızlarını korkunç bir kazada kaybettiğini öğreniyoruz. Aile bu olayda 10 yaşındaki oğulları Joey’i ( William Dix ) suçlamaktadır. Joey çocuklara yönelik bir psikiyatri kliniği ve okulunda  2 yıl kaldıktan sonra eve geri dönmüştür. ( Joey’in babası ( James Villiers) ve dadı Joey’i almak üzere okula gittiklerinde izleyici güzel bir şekilde çocukla tanışacağı yerde daha çok unutulmaz bir açılışa sahip Bud Cort’un sahte intiharının olduğu Harold and Maude’u anımsıyor.) Joey ilginç davranışları olan bir çocuktur. 10 yaşındaki bir çocuk için çok garip bir şekilde zihni sürekli ölümle meşguldür.  Fakat ölümle daha önce karşı karşıya kalmış bir çocuk içinse belki de çok olağandışı değildir bu. Okuldan ayrılırken Joey’in doktoru babasına, Joey’in orta yaşlı kadınlara karşı ilginç bir nefret beslediğini söyler. Eve dönüş yolunda ise bu hislerinin ne kadar gerçek olduğunu ve dadıya karşı ne kadar güvensiz olduğunu belli eder.
» yazının devamı