Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


atasteofbloodAlıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.

Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…

Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.
» yazının devamı

snuffpaperHayatın her alanında olduğu gibi şehir efsaneleri sinemada da varolmuştur. Snuff filmler, son zamanlarda sıkça duyduğumuz, bazı filmlere de konu olan ama varlığı kanıtlanamamış adeta bir şehir efsanesine dönüşmüş ya da dönüştürülmüştür. Aslında bakacak olursak bu filmlerin çıkış kaynağının korku filmleri olduğunu söylemek mümkün. Bazı yönetmenler filmlerinin gişede iyi iş yapması için filmlerinin gerçek bir olaydan esinlendiğini belirtmiş ve filme gerçeklik katmak istemişlerdir. Bunun ilk örneklerinden biri ise Texas Chain Saw Massacre filmidir. Bu düşük bütçeli film gerçek bir hikâyeye dayandığını ima etmiş ve büyük bir başarı elde etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok korku filmi izleyicisi hala Le Jorobado de la Morgue, Buio Omega, ve Der Todesking gibi filmlerde gerçek cesetler kullanıldığını düşünmektedir.

Snuff filmler birçok filme direkt ya da dolaylı yoldan esin kaynağı olmuştur. Yakın tarihten iki filmi buna örnek verebiliriz; ilki Alejandro Amenábar’ın yönetmenliğini yaptığı 1996 yapımı Tesis, diğeri ise Joel Schumacher’in yönetmenliğini yaptığı ve ünlü oyuncu Nicolas Cage’in başrolünde oynadığı 1999 yapımı 8MM filmidir. İki filmde de ana karakter bir şekilde bu filmlere ulaşıp daha sonra yine bu filmlerin peşine düşmektedir.

Snuff filmleri aslında şöyle tanımlayabiliriz; Özel efekt yardımı olmadan gerçek ölüm görüntüleri içeren, tecavüze uğrayan ya da katledilen insanların yer aldığı filmlerdir. Ayrıca bu filmlerde işlenen cinayetlerin ya da tecavüzün bizzat filmin el altından satılması için yapılması/işlenmesi gerekmektedir. Bu filmler doğal olarak yasal olmamakla birlikte şuana kadar varlığı kanıtlanamamıştır.
» yazının devamı

26
Mar
2009

Slashers (2001)

slashersposterYönetmenliğini Maurice Devereaux’un yaptığı son derece eğlenceli bir B-Movie. Film çok düşük bir bütçeyle çekilmiş. Oyuncuların çoğunun ilk ve son filmi. Çekim süresi ise sadece bir gün. Filmde korku ve komedi unsurları iyi harmanlanmış. Gore sahneler düşük bütçeye rağmen oldukça iyi.

Filmin konusu özgün, temel olarak insanların para için birbirlerini öldürmesini konu alıyor. Battle Royale filminden etkilenmeler gözden kaçmıyor. Günümüz Reality Show ve BBG yarışmalarına göndermeler de var. Konu, basit olmasına karşın oldukça etkileyici. Japonya’da yapılan bir Reality Show yarışmasına Amerika’dan altı yarışmacı katılır.

Yarışmacılar bir labirentin içinde sağ kalmaya çalışacaklar. Hem kendi aralarında hem de peşlerine düşen üç katili atlatmaya çalışacakları amansız bir yarışa girerler. Peşlerindeki üç katil ise; Chainsaw Charlie, Doctor Ripper,  Preacherman. Slasher filmlerinin acımasız katillerini andırıyorlar. Film boyunca benim en favori katilim Chainsaw Charlie oldu. Yönetmen M. Devereaux film boyunca Reality Show ve yarışma havasını seyirciye çok iyi yansıtmış.
» yazının devamı

a-lizard-in-a-womene28099s-skinA Lizard in a Woman’s Skin benim için en favori korku (aynı zamanda giallo) filmlerinden bir tanesidir. Ayrıca en sevdiğim Lucio Fulci filmi demem de yanlış olmaz. Erotik içeriği ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin gösterildiği oldukça vahşi sahneleri nedeniyle sansüre uğramış olsa da mutlaka uncut versiyonunu izlemenizi tavsiye ederim. Eğer bol kan ve gore sahneleri izlemeyi seven tipik bir Fulci fanıysanız bu filmi izleyince hayal kırıklığına uğramayacaksınız.

Korku filmleri yapmadan önce Lucio Fulci tıp okudu ve bu deneyim yaptığı işleri oldukça renkli kıldı. Ayrıca çoğu izleyicinin oldukça rahatsız edici bulduğu gerçekçi sahneler yaratmasına da neden oldu. Genç bir tıp öğrencisiyken Fulci, hiç şüphesiz filminde yer verdiği hayvanlar üzerindeki deneyleri bizzat kendisi uyguladı. Bu deneyimi filmlerinde bir dehşet elemanı olarak kullanmayı seçmesi hem şaşırtıcı hem de oldukça olağan.

Filmde Carol’u canlandıran Florinda Bolkan oldukça başarılı. Carol Londra’da yaşayan önemli bir avukatın kızıdır. Komşusu Julia Durer(Anita Strindberg) ile ilgili ilginç rüyalar ve halüsinasyonlar görmektedir. Psikatristine en son gördüğü rüyasını anlatır. Rüyasında komşusuyla lezbiyen bir ilişki yaşadığını ve onu öldürdüğünü görür. Fakat bir süre sonra komşusu tam da Carol’un bahsettiği şekilde öldürülünce cinayetin en büyük şüphelisi olarak gözaltına alınır. Carol bir psikiyatri kliniğine yatırılır. Huzursuz edici hayal gücü burada da bir şeyler üretmeye devam etmektedir. Lucio Fulci bu sahnelerde oldukça yaratıcı kamera teknikleri kullanmış ve unutulması oldukça güç sahneler yaratmış. Ayrıca Freud görüşüyle yaklaştığı hayal betimlemeleri izleyiciye neyin gerçek neyin hayal olduğu konusunda ikilem yaşatıyor ve Fulci bundan oldukça fazla keyif alıyor.
» yazının devamı