





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Emmanuelle Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sylvia Kristel Zerrin Doğan
Vendetta dal Futuro, yönetmenliğini Sergio Martino’nun yaptığı, başrollerinde Daniel Greene, Luigi Montefiore, John Saxon ve Claudio Cassinelli’nin yer aldığı bilim kurgu türünde bir İtalyan trash. Film insanlığın bir bakıma kaderini elinde tutan bir bilim adamını öldürmeye programlanmış bir cyborg’un hikayesi. Bu özet size büyük bir ihtimalle “Terminator” ü hatırlatmış olmalı, zira film bazı ülkelerde (Malezya bunlardan birisi) “Return of the Terminator” ismiyle vizyona girmiş.
Film Terminator filminin yarattığı sansasyonu da arkasına alarak dönemin video piyasası için piyasaya sürülmüş. İş bilir İtalyan istismar filmi yönetmenleri bunu da es geçmemiş ve Sergio Martino tarafından değerlendirilmiş. 60’lı yılların sonu ve 70’li yılların başlarında kariyerinin en iyi işlerine imza atan yönetmen bu filmde tamamıyla ticari kaygıları göz önünde bulundurmuş.
Film Amerika’nın Arizona eyaletinde geçmekte. Uçsuz bucaksız çöl manzaraları, şiddet sahneleri, anlamsızca gözümüzün içine sokulmaya çalışılan bilek güreşi sahneleriyle baştan sona sıkmadan ilerleyen meraklısı için hazine değerinde bir fütüristik film. Helikopterli kovalama sahneleri içinse sanırım oldukça fazla para harcanmış. Bu sahnelerin birinde, filmin çekildiği sırada İtalyan oyuncu Claudio Casinelli helikopter kazasında hayatını kaybetmiş.
» yazının devamı

İtalyan B filmlerinin unutulmaz yönetmeni Joe D’Amato’nun yönetmenliğini yaptığı, yine İtalyan istismar sinemasının tanıdık yüzlerinden ve Joe D’Amato’nun ekürisi George Eastman’ın senaryosunda katkıda bulunduğu 1982 yapımı post-apokaliptik bir film Anno 2020 – I gladiatori del futuro.
Yıl: 2020..
Yer: Teksas..
Nükleer bir savaşın ardından dünya yerle bir olmuştur ve bir kaos hüküm sürmektedir. Bu kaos ortamında ise insanlar birbirleriyle amaçsızca çatışmakta, birbirlerine zarar vermektedirler.
Filmin açılış sahnesi, bir kilisedeki katliam ile başlıyor. Saldırıya uğrayan bir rahip haça çivilenmişken, bir tarafta da rahibelere tecavüz edilmektedir. Bu olaylar olurken içeriye 5 Teksas Gladyatörü girer. Rahip ve rahibeler dışındaki herkesi öldürürler. Görünüşe göre Gladyatörlerin kendilerine göre katı ahlak kuralları ve uygulamaya çalıştıkları bir adalet sistemleri vardır. Nisus (Al Cliver), Catch Dog (Daniel Stephen), Jab (Harrison Muller), Red Wolfe (HalYamanouchi) ve Halakron (Peter Hooten) filmimizin baş karakterleri. Nisus ise grubun lideri konumundadır.Catch Dog, nükleer savaştan kurtulmuş Maida ( Sabrina Siani) isimli güzel bir genç kızı bulur ve tam kıza tecavüz edecekken diğer arkadaşları tarafından bulunur. Nisus ve Catch Dog arasındaki bıçaklı dövüşten sonra, Catch Dog grup tarafından cezalandırılır ve gruptan ayrılır. Gruptan ayrılmasıyla birlikte bir motosiklet çetesine katılır. Bu sırada Maida ve Nisus da evlenmişlerdir.
» yazının devamı

İtalyan sineması denince aklıma ilk gelen yönetmen Mario Bava’dır. Gerçekten eşsiz bir filmografiye sahip yönetmen filmleriyle kendinden sonraki kuşağı derinden etkilemiştir. Gothic korku filmleri ve Giallo filmleriyle akla gelen yönetmen Cani Arrabbiati ile suç ve şiddetin doruklarında geziniyor.
Cani Arrabbiati Mario Bava’nın yönetmenliğini yaptığı bir soygun filmi. Bir bankayı soyup kaçan üç soyguncu (Doc, Blade ve Thirty-two) içinde bir kadın, küçük bir çocuk ve bir adamın olduğu bir aracı rehin amaçlı kaçırırlar. Arabadaki çocuk hastadır ve hastaneye gitmesi gerekmektedir. Filmin neredeyse %90’ı klostrofobik bir şekilde arabanın içinde geçmekte. Tabii ki bunun üzerine çoğunuz, %90’ı arabanın içinde geçen bir filmin ne kadar izlenebilir olduğunu soracaksınız. İzleyince Mario Bava’nın bunu ne kadar iyi yaptığını ve filmin sizi hiç sıkmadığını göreceksiniz.
Cani Arrabbiati Bava’nın sinemasal estetik becerisini oldukça iyi sergilediği bir yapım. Türünün en iyisi olma özelliğini de taşıyor film. 70’li yıllar, suç filmlerinin İtalya’da en iyilerinin yapıldığı dönem. Umberto Lenzi’nin Almost Human’ı ve Rome Armed to the Teeth’i, Fernando Di Leo’nun Manhunt’ı ve Milano Calibre’si bu filmlere örnek gösterebileceğim kaliteli yapımlardan. Bava filmde banka soygunundan yola çıkarak suçun nedensizliğini ve artan şiddeti işliyor. Soyguncuların rehinelere özellikle kadına uyguladığı şiddet ve kendi içlerindeki çatışma, izleyiciyi ilk sahnedeki banka soygunu ile karşılaşacaklarını düşündükleri atmosferden bambaşka bir atmosfere götürüyor. Arabanın içinde yaşananlar modern dünyanın bir tasviri aslında iyi ve kötünün mücadelesi, paranın neden olduğu sorunlar ve kadınların maruz kaldığı şiddet etkileyici şekilde yansıtılmış. Filmin müzikleri ise Stelvio Cipriani’ye ait. Müziğinde etkisiyle büyük çoğunluğu araba içinde geçen bir filmde klostrofobik etki daha da pekişiyor. İtalyan istismar sinemasının simge yüzlerinden George Eastman’da Thirty-two karakteriyle filmde karşımıza çıkıyor. Kendisini Antropophagus, Absurd ve Erotic Night of the Living Dead filminden de hatırlıyoruz.
» yazının devamı

Film efsanevi yönetmen Joe D’amato’nun 1978-1981 yılları arasında Dominik Cumhuriyeti’nde yaşadığı sırada çektiği filmlerden birisi. Erotic Nights of the Living Dead’de porno ve fantezi-korkuyu, Orgasmo Nero’da porno ve yamyam temasını harmanlayan D’Amato, bu filminde ise porno ve rehine-tecavüz-intikam temalarını işliyor.
Film tipik bir B filmi senaryosuna sahip. Okulların sömestre tatiline girmesiyle üç genç kız (Annj Goren, Dirce Funari ve ismini hatırlamadığım bir oyuncu tarafından canlandırılıyor) on beş günlüğüne bir adaya giderler. Eğlenceli ve seksi günler geçirecekleri düşüncesi içerisindedirler. Fakat öğretmenlerinin (Lucia Ramirez canlandırıyor) ve iki denizcinin varlığı onları biraz kısıtlar.
Adada botları karaya oturan ve polisten saklanan üç mahkûm da bulunmaktadır. Mahkûmlardan birisi (George Eastman-D’Amato’nun bir çok filminde bu isimle oyuncu ya da senaryo yazarı olarak karşılaşıyoruz.-) daha çok polisten kaçmanın peşindeyken, diğer ikisi (Mark Shannon, fakat diğerini bilmiyorum) kızlarla ve denizcilerle eğlence peşindedir. Daha sonra tahmin edebileceğiniz gibi tecavüzler başlar.
» yazının devamı

İtalyan tür sineması hakkında ilginç ve birazda farklı bulduğum şey aktörün rolünün diğer hususlara örneğin; hikaye ya da dramatik sanat eserine göre ikincil olmasıdır. Gerçek bir starı hikayenin üstünde görmek olağan dışıdır.
İşbilir, zenaatkar yönetmen takımı popüler ya da ticari her tür de onlarca eser vermiştir. Joe D’amato’da bu tarz bir yönetmendir ve zombi filmlerinden tutun da sert seks filmlerine kadar el atmadığı konu yok gibi… 70′lerde önemsenen bir yönetmen olan D’amato istismar sinemasına kimi başyapıtlar kazandırmış bazen de en olmaz iki türü karıştırarak 77′de çektiği “emanuelle e gli ultimi cannabali (emanuelle, yamyamlar arasında)” filmi gibi işlere imza atmıştır.
Ucuzcu tüm İtalyan sinemacıların yaptığı gibi zamanında memleketimize de uğramış ve istanbul da da 90 lı yıllarda italyan oyuncularla bir porno film çekmiştir. zamanın gazetelerinde “ünlü italyan yönetmen filmi için istanbul’u tercih etti” filan gibi başlıklar atılmış ama porno film çektiği nedense mevzu bahis edilmemiştir. Yine tüm İtalyanların ticari kaygılardan doğan Amerikalı ismiyle piyasaya çıkma hastalığı Joe D’amato’da da fazlasıyla mevcuttur. David Hills, Kevin Mansuco, Steven Benson, Peter Newton, Richard Franks diye birilerinin filmlerini izlediğiniz vakit anlayınki hepsi aynı adam yani Joe D’amato’dur.
» yazının devamı
