iyiköfüfilm

20
Eki
2012

Jin Ping Mei (2008)

İstismar Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Yönetmenliğini Man Kei Chin ‘in yapmış olduğu Forbidden Legend Serisi‘nin birinci halkasını oluşturan “Jin Ping Mei” ya da diğer bir adıyla “Forbidden Legend: Sex & Chopsticks”, CatIII (Kategori 3) sınıfına dahil olan 2008 yılı Hong Kong yapımı bir film.

Film; açılışta, Simon Quing’in ağzından ön bilgiyi verdikten sonra bir anda dizi havasından sıyrılıyor. Bahsi geçen Simon, zengin ve açgözlü bir adamdır. Gençliğinde bekaretini verdiği Violetta’dan hemen sonra rahibe Moon’u baştan çıkarıp evlenir. Bu arada yakın arkadaşı olan Wu Da-Lang’ın karısı Lotus ile kaçamak ilişki yaşamaktan da geri kalmayan Simon, sonunda Lotus ile işbirliği yaparak yakın arkadaşını öldürür. Haremine Lotus’u da ekleyip yoluna devam eden Simon, bu sırada bir başka arkadaşının karısı Pinky’yi görüp, bekaretini verdiği Violetta’ya tıpatıp benzediği gerekçesiyle alıkoyma planları geliştirir. Pinky ‘yi bundan sonra kendisi için isteyen Simon, arkadaşını zehirler. Olaylar gelişirken daha önceden öldürdüğü yakın arkadaşının şehre dönen küçük kardeşi, cesur ve yüksek ahlaklı Wu Song, kardeşinin intikamını almaya kararlıdır. Bunu duyan Lotus’un aklına, ölen kocası hayattayken küçük kardeşinin sarhoş anını fırsat bilerek sevişmeleri aklına gelir. (Aslında filmde ters bir tecavüz durumu söz konusu ama daha fazla ayrıntı verirsem aslında orada geçilen ince dalgayı bozmuş olmaktan korkuyorum). Küçük kardeş bir yandan intikamla doludur bir yandan da abisine karşı işlemiş olduğu hata yüzünden kendini affedilemez hissetmektedir.

Film genellikle komedi türünde karşımıza çıksa da aslında erotik-komedi olduğunu belirtmekte fayda var. Yaklaşık 93 dakikalık süresi boyunca soft düzeyde. “Forbidden Legend: Sex & Chopsticks”i CatIII sınıfına sokan içindeki olmayan şiddet unsurları değil soft erotik unsurlar. (daha&helliip;)


Klasik eserlerin farklı yorumlarından birisi daha söz konusu filmimiz. Adından da anlaşılacağı üzere bu seferki yetişkinlere yönelik bir yorum. Diğer bir deyişle cinsellik ağırlıkta ki zaten “adult” terimini gördüğümüzde bunu biliyoruz.

Filmin konusuna gelirsek doktor Chris Leeder (Jack Buddliner) ofisinin resepsiyoncusu ile (Rene Bond) bir ilişki yaşamaktadır ama nişanlısıyla da (Jennifer Brooks) alışveriş yapmak için bir geziye çıkması gerekmektedir. Bu gezide bir kitapçıya gider ve burda enteresan bir deftere rastlar. Defter Dr.Jekyll‘a aittir ve Mr.Hide karakterine dönüşmesi için gerekli olan formül burada yazmaktadır. Leeder bu deftere sahip olması gerektiğine karar verir ama tabi kitapçının sahibi böylesi değerli bir defteri satmaya yanaşmaz. Bunun üzerine Leeder o kadar hırslanmıştır ki kitapçıyı öldürür.

Leeder evine döner ve defterde gördüğü formülü kendisi için de uygulamaya karar verir ki defterde Jekyll tarafından yazılmış bir uyarı da vardır ve bu formülün onu içen kişinin gizli karakterini ortaya çıkarmak gibi bir özelliği olduğunu yazmaktadır. Buna rağmen Leeder hazırladığı karışımı içer ve beklediği gibi tehlikeli bir adama dönüşmek yerine büyük göğüsleri olan sarışın bir kadına dönüşür. Kitapçıyı öldürmek suçundan arandığını bildiği için de Ms.Hide olarak kalmaya karar verir. Bir yandan Leeder’ın nişanlısı polisle irtibat halindedir bunu farkeden Ms.Hide da onu durdurmaya çalışmak için uğraşmaya başlar tabi ki bunun yanında artık bir kadın olduğundan dolayı hayatı da bir hayli değişmiştir.

The Adult Version of Jekyll and Hide son derece campy ve softcore bir film. Zaman zaman hardcore kategorisine yaklaştığı anlar da yok değil tabi. Yapımcısı ise aynı zamanda Herschell Gordon Lewis‘in Blood Trilogy filminin de yapımcılığını üstlenmiş olan David F.Friedman. (daha&helliip;)


2
Eyl
2012

Hotel Desire (2011)

XXX kategorilerinde yayınlandı.

“Son 7 yılın en sıcak günü. Bulutsuz bir gökyüzü, yağmur daha yağmadı.”

Film bu cümlelerle açılıyor ve bu açıklamayı tamamlarcasına takip eden bir duş sahnesiyle. Gerek görüntü yönetmenliği gerekse fikir olarak gayet etkileyici ve filmin konseptiyle uyumlu bir açılış. Daha sonrasında ise duş sahnesinin sahibeliğini yapan genç kadın Antonia‘yı (Saralisa Volm) biraz daha tanıma fırsatı buluyoruz. Geçmiş hakkında ya da kayıp unsur konumundaki eski eş konusunda pek ayrıntılı bilgi verilmese de bu genç kadının kendi hayatını yaşamak yerine tüm sevgisini ve çabalarını küçük oğluna yöneltmiş olduğunu ve de muhtemelen oğlunun babası ile hayal kırıklığı yaratıcı, hatta aşk ve cinselliğe inancını yitirmesine neden olduğunu düşündürüyor film.

Artık hayatında önemli konumda gördüğü tek iki unsur olan oğlu ve işini aynı anda yürütme konusunda da sıkıntılar yaşadığını kısa sürede farkediyoruz. İşyeri ise adı aslında farklı olsa da kadının unuttuğu benliğine ve içgüdülerine tekrar ulaştığı yer olması bakımından filmin adında geçen ismi hakeden “Hotel Desire” İşte filmin açılışında da bahsi geçen bu sıcak günde, dokunarak hissettiği insanların portrelerini yapmasıyla ünlü kör ressam Julius Pass (Clemens Schick) ile yolları kesişiyor. Aslında bu ismi Antonia’nın arabasındaki radyoda da öncesinde duyuyor ve bir sergi için şehirde olduğunu duyuyoruz ama bu tesadüfen gelişen birliktelik çok daha anlamlı oluyor. (daha&helliip;)


1
Ağu
2012

La orca (1976)

İstismar Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

La Orca, yönetmenliğini Eriprando Visconti’nin yaptığı bir İtalyan dram filmi. Başrollerinde Michele Placido, Rena Niehaus, Lisa Morpurgo ve Flavio Bucci’nin yer aldığı filmin aynı yıl itibariyle çekilmiş Oedipus Orca isimli bir devam filmi de bulunuyor. Bu filmin de yönetmeni yine aynı isim.

70’li yıllar boyunca kaçırılma filmleri oldukça revaçtaydı. Bunda özellikle dönemin Amerikalı zengin bir ailesinin kızı olan Patty Hearst’ün kaçırılma olayı büyük bir etkendi. 1974 yılında henüz 19 yaşında olan Patty solcu bir örgüt tarafından kaçırılır. Örgüt, hapisteki üyelerine karşılık Patty’i takas etmeyi teklif eder fakat reddedilir. Bir süre sonra kızı serbest bırakmayı reddeden grup, hazırladıkları video ile bir duyuruda bulunur: Patty örgüte katılmıştır ve Tania adını almıştır. Bir süre sonra örgüt için banka soygunu yaparken yakalanır ve hapse atılır.

İtalyan istismar sineması yaptığı Amerikan remake filmleriyle nam salsa da, kaçırılma konusu İtalyanlar için orijinal fikirlerle doluydu. Birçok terör örgütüne, mafya grubuna sahip İtalya’da kaçırılma neredeyse sıradan bir olaydı ve bu olayın filmlere yansıması da kaçınılmazdı.

La Orca’da ise mafya bağlantılı bir grup genç bir kızı kaçırır. Şımarık kurban Alice, Rena Neihaus tarafından canlandırılıyor. Kızı kaçıran grubun içinde yer alan yakışıklı ve genç delikanlı (Michele Placido) Stokholm Sendromu’nun tam tersi durumu yaşayarak genç kıza aşık oluyor. Tabi bu aşkın trajik sonuçlarının olması kaçınılmaz oluyor.  (daha&helliip;)


30
Tem
2012

The Bunny Game (2010)

İstismar Filmleri Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Adam Rehmeir’ın yönetmen koltuğuna oturduğu 2010 yapımı “The Bunny Game” içinde kan barındırmayan bir istismar filmi. Gerçi hoş kan kullanılsa bile filmin tamamının siyah beyaz olmasının seyircide yarattığı etkiyi test etmek bakımından grindhouse denemelerinden “Kill Bill” örneklemesindeki gibi kanlı sahnelerde tamamen siyah beyaza geçmesi de başka bir deneysel durum. Ya da Haneke’nin bize film sahnelerindeki tam ölüm anını göstermeyip sesle etkilemeye çalışarak hayal gücümüze bırakmasıyla daha korkunç hale gelebileceğini destekleyici nitelikte de olabilirdi. Death Mountain Prodüksiyon ekranda belirdikten sonra direk verilen işkence sahnesinin ardından “blowjob” sahneli açılışın hemen sonrasında ekranda gördüğümüz tip bizim başroldeki karakterimiz aslında. Uzun tutulan çekimlerin ardından Rodleen Getsic’in canlandırdığı Bunny, hayatını sokaklarda, sırtına çantasını yükleyip göçebe hayatı yaşamaktadır. Fahişelik yaparak kazandığı para Bunny’ye uzun süre yetmez. Aldığı uyuşturucuyla uzun süre baygın halde kalan Bunny kendisine tecavüz eden adam tarafından üstüne bir de soyulur. Daha sonra dalgın bir şekilde sigarasını içerken arkadan yaklaşan tırın kornasıyla irkilip tıra yönelen Bunny başına geleceklerden habersizdir. Burada tır şoförü Hog rolünde devreye giren Jeff Renfro, sadist adam rolünde arz-ı endam etmekle beraber role cuk diye de oturmuş. Daha çok Anthony Hopkins ürkütücülüğünü bize fazlasıyla yansıtan Renfro, film boyunca aşama aşama ilerliyor. Şöyle ki; izlediği işkence tekniklerini her  sahnede biraz daha artıran Hog, filmde aslında Bunny’nin onun için ilk olmadığını, uzun süre baygın kalışını da izlerken bağladığı zincirlerden bir an bile ayrı tutmuyor.

Filmin şiddet derecesi çok yüksek olmakla beraber rahatsız edici boyutta. İstismar filmi olmasına karşın film yine bir derece katlanılabilir. Aslında burada cinsel kimlik üzerinden sömürü olayına da girilebilir ama gerek yok. 2011 PollyGrind Film Festivali’nden ödülle dönen film aynı zamanda Rodleen Getsic’e bireysel ödül kazandırıyor. (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni