





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.



Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jean Rollin Jess Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Ninja Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sybil Danning Tom Savini Trash Film Zerrin Doğan
Evil Dead Trap 1988 yapımı, yönetmenliğini Toshiharu Ikeda’nın, prodüksiyonunu Japan Home Video’nun yaptığı bir Japon korku filmi.
Tv programı sunucusu Nami (Miyuki Ono), izleyicilerinden çektikleri ev videolarını göndermelerini ister. Bir gün yakınlardaki bir fabrikada çekilmiş bir snuff film gelir. Videoda bir kızın bu fabrikada vahşice öldürülüşü kayıtlıdır. Çalıştığı televizyondan bir ekiple filmde geçen olayı incelemek için fabrikaya gider. Fabrika terk edilmiş haldedir. Ekip ve Nami binayı keşfederken teker teker vahşice öldürülürler.
Evil Dead Trap hiç kuşku yok ki Dario Argento, Lucio Fulci, Sam Raimi ve David Cronenberg filmlerinin oldukça etkisinde kalarak ortaya çıkmış bir film. Hatta oyuncuları Japon olmasa bir Dario Argento filmi olduğunu bile düşünebilir insan. Goblin tarzı soundtracki ile Argento’nun Suspira’sını da hatırlatmıyor değil. Ayrıca Evil Dead Trap’de Avrupa stiliyle Japon felsefesi çok iyi harmanlanmış. Filmdeki özel efektler ise kariyerinde birçok Godzilla filmi yer alan Shinichi Wakasa’ya ait. Ölüm sahneleri oldukça grafiksel ve çok ürkütücü. Başarılı senaryo ise Takashi Ishii’ye ait.
Film hikayesinin yanı sıra, içerdiği sahneler, atmosfer, oyunculuk ve mekan seçimiyle oldukça başarılı. Filmin sonu ise oldukça enteresan. Fakat Japon korku filmlerine aşina olanlar için belki de çok sürpriz bir son olmayabilir.
» yazının devamı

Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım yönetmenlerin başlıca kaygısı, bugünlerde, bir insanı yürüyen hamburger haline getirmek ve bu işi her türlü anlatı, gerçeklik ya da mantık tasasından uzak yapmak galiba.
Önemli olan tek şey cana kıyma, özellikle de, saçılan bütün kanlar, son kertesine varmış kanlı şölenler yok olup gitmekte olan bir türün son çırpınışlarıymışçasına, bu cana kıymaların yapılış biçimidir…
Eleştirmenlerin çoğunca şiddetle ve dizgeli olarak yok sanan, tepeden bakılarak bilmezlikten gelinen ya da küçümsenen kanlı ya da mide bulandırıcı sinema bal gibi de vardır. Tıpkı bayağı cinsel sinema ve karate ya da bilmem ne filmleri gibi onunda kendine özgü seyircisi, dip ve başyapıtları var; doğrudan doğruya düşsel sinemaya girmeyen, ama içinde böyle sahneler bulunan filmlerin çoğalmasına, kum gibi kaymasına bakılırsa bir zamanlar yineleme sinemasının küçük bir serüveni ya da yan eğilimi sayılan şeyin bu gün, şimdi girişmeyi önerdiğimiz kesip parçalayıp incelemeyi hak eden gerçek bir özerk alt-tür haline geldiği söylenebilir.
» yazının devamı

Hayatın her alanında olduğu gibi şehir efsaneleri sinemada da varolmuştur. Snuff filmler, son zamanlarda sıkça duyduğumuz, bazı filmlere de konu olan ama varlığı kanıtlanamamış adeta bir şehir efsanesine dönüşmüş ya da dönüştürülmüştür. Aslında bakacak olursak bu filmlerin çıkış kaynağının korku filmleri olduğunu söylemek mümkün. Bazı yönetmenler filmlerinin gişede iyi iş yapması için filmlerinin gerçek bir olaydan esinlendiğini belirtmiş ve filme gerçeklik katmak istemişlerdir. Bunun ilk örneklerinden biri ise Texas Chain Saw Massacre filmidir. Bu düşük bütçeli film gerçek bir hikâyeye dayandığını ima etmiş ve büyük bir başarı elde etmiştir. Bunun yanı sıra bir çok korku filmi izleyicisi hala Le Jorobado de la Morgue, Buio Omega, ve Der Todesking gibi filmlerde gerçek cesetler kullanıldığını düşünmektedir.
Snuff filmler birçok filme direkt ya da dolaylı yoldan esin kaynağı olmuştur. Yakın tarihten iki filmi buna örnek verebiliriz; ilki Alejandro Amenábar’ın yönetmenliğini yaptığı 1996 yapımı Tesis, diğeri ise Joel Schumacher’in yönetmenliğini yaptığı ve ünlü oyuncu Nicolas Cage’in başrolünde oynadığı 1999 yapımı 8MM filmidir. İki filmde de ana karakter bir şekilde bu filmlere ulaşıp daha sonra yine bu filmlerin peşine düşmektedir.
Snuff filmleri aslında şöyle tanımlayabiliriz; Özel efekt yardımı olmadan gerçek ölüm görüntüleri içeren, tecavüze uğrayan ya da katledilen insanların yer aldığı filmlerdir. Ayrıca bu filmlerde işlenen cinayetlerin ya da tecavüzün bizzat filmin el altından satılması için yapılması/işlenmesi gerekmektedir. Bu filmler doğal olarak yasal olmamakla birlikte şuana kadar varlığı kanıtlanamamıştır.
» yazının devamı

Çocuk yaşlarda dahi cinsel egolardan çok bu egonun sebep olabileceği sonuçları merak eden Elliot ve Beverly adındaki ikiz kardeşler büyüdüklerinde jinekolog olurlar.Elliot ve Beverly, kendilerinde eksik olan özellikleri, benzerlikleri dolayısıyla tamamlayabilmektedir. Elliot kardeşi için baştan çıkardığı kadınları, bir süre sonra kardeşine bırakmaktadır. Kardeşi ise Elliot’a başarılı bilimsel çalışmalarını hediye etmekte, böylece ikizinin ününe ün katmaktadır. Ve bir gün zeki ve güzel aktrist Claire hayatlarına girer. Birbirlerinin “alter egosu” kadar yakın olan ikizlerin dağılma ve yok olma süreci başlamış mıdır? Aşk her şeyi alt üst edecek, bütünlüğün mutasyonu başlayacak mıdır?
Tek yumurta ikizleri, bilimin araştırmaktan bıkmadığı, elde edilen tüm verilere rağmen soru işaretleri barındıran gizemli konulardan biri. Jinekoloji ise, modern çağa rağmen, hala tabu sayılan mevzuları sebebi ile üzerinde çok konuşulamayan, gizli kapaklı kalabilen bir tıp alanı. Kadının geleneksel konumu, dünyanın neresinde olursa, ya da ne kadar modernize, stralize bir sosyal oluşumda yaşanırsa yaşanılsın değişemiyor. Bu asırlardır süregelen bir dokunulmazlık. Jinekolojinin sadece kadın sağlığından ibaret olduğu kabullenilmişliğine, Cronenberg “biçimsel farklılıkları” ekliyor Dead Ringers kanalı ile. Bu farklılıklar, jinekolojik muayene için geliştirdikleri metalik ve şekil değiştirmiş alet edavatları , belki filmden önce varolduğunu dahi duymadığımız ( ki bu çok normal ) “Mutant Kadınlar” adı altındaki hasta( hasta olma sebepleri bu özelliğe sahip oldukları için değil ) -geliştiriyorlar müşterileri için.Ana karakter olan kadın müşteri( aktirst, Claire ), çocuk yapma özelliğine sahip olmadığı için, kendisini hep eksik ve yetersiz buluyor ki, bu da yukarıda bahsettiğim asırlardır aşılamayan geleneksel kadın konumu ile alakalı.
» yazının devamı

David Cronenberg sineması hakkında ciddi ipuçları veren film, VCD ve DVD piyasasında ” Hastanede dehşet ” adı ile biliniyor.Dr. Raglan sıradışı bir psikiatristtir. Hastalarının nefret ve öfke dürtülerini hipnotik seanslarla olabildiğince uç noktalara taşır. Bu yoğunlaşmanın fizyolojik etkileri hastaların vücudunda farklı şekillerde belirmektedir.
“Psikoplazma” adı verilen değişimlerin aslında bir tür kanser olduğuna inanan eski bir hastası, aynı hastanede tedavi gören bir kadının kocasını bu konuda uyarır. Doktor ısrarla araştırmasını bu kadın üzerinde yoğunlaştırmakta, bir yandan da kadının nefret ettiği kişiler ölmektedir.Film üzerindeki gizem perdesini sonuna dek aralar, her şey izleyicinin gözleri önünde ceryan eder, ancak bu gizemsizliğin sunumu elbetteki Cronenberg sinemasına özdeğer ölçüde farklı olacaktır, çünkü sunum gerçek bir korku sineması görselliğiyle, Cronenberg kamerasının kullanımıyla, özellikle son sahnelerindeki artan dehşetvari atmosferiyle farklı bir duruşa sahip.
» yazının devamı
