





Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Çetin İnanç İstismar Filmleri B-Film Blaxploitation B Movie Dario Argento David Cronenberg Edwige Fenech Emmanuelle Erotik Yeşilçam Exploitation George Eastman Giallo Gore Hammer Film Productions I Spit On Your Grave Italian Trash Jess Franco Jesus Franco Joe D’Amato Joe D'Amato Lucio Fulci Mario Bava Nikkatsu Roger Corman Sergio Martino Sexploitation Slasher Sylvia Kristel Zerrin Doğan
Exploitation film genellikle dehşet verici konular ‘istismar edilerek’ geliştirilen bir film türüdür. “Exploitation” terimi film piyasasında oldukça yaygındır; promosyon ve reklam anlamında her türden film için kullanılır. Bu filmler büyük bir star, özel efektler, seks, şiddet, romantizm gibi bir anlamda sömürecek konulara ihtiyaç duyarlar. Buna rağmen bir exploitation filmi ağırlıklı olarak sansasyonel reklamcılığa ve filmin gerçek kalitesinden ziyade tasvir edilen konunun geniş ve dehşet verici bir şekilde abartılı aktarımına dayanır. Exploitation filmleri genellikle her bakımdan düşük kalitede filmlerdir. Ancak durum her zaman böyle değildir. Exploitation filmleri bazen ciddi anlamda ilgi toplar ve popüler olurlar.
Tarihçe
Exploitation filmlerde, müstehcen ya da açık seçik seks sahneleri, sansasyonel şiddet, hap kullanımı, çıplaklık, tuhaf ve korkutucu şeyler, kan, gariplik, yıkım, isyan ve kargaşa en önemli özelliklerdendir. Bu tür filmler sinemacılığın ilk günlerinden beri çekilse de ABD ve Avrupa’da genel anlamdan sansürün ve sinema kurallarının yumuşaması ile birlikte, 1960 ve 70’lerde popülerleşmişlerdir. Ayrıca yapımcılar televizyon nedeniyle kaybettikleri izleyicinin ilgisini çekmek için sansasyonel öğeler kullanmıştır. Çoğu tiyatrolarda oynanamayacak ve ABD’de NC-17 derecesi alamayacak denli düşük bütçeli filmlerdir. 1990’lardan beri exploitation filmler, türü para-sinema olarak adlandıran akademik çevrelerin de dikkatini çekmektedir.
“Exploitation” sözcüğü çok geniş anlamda tanımlanır ve filmin asıl içeriğinden ziyade seyircinin filmi algılaması ile ilgilenir. Hays Code’u geçemeyen sanat filmleri ve exploitation filmler genelde aynı salonlarda gösterildiği için ilgi çekici malzeme ve sanatsal içerik genelde bir aradadır. Explioitation filmler, filmlerinde saldırganlık öğesi baskın olan ve “saygın olmayan” malzemeyi cesurca işleyen ünlü Avrupalı yönetmenler Derek Jarman, Luis Buñuel, ve Jean-Luc Godard sayesinde gelişmiştir. Stanley Kubrick‘in A Clockwork Orange, Tod Browning‘in Freaks ve Roman Polanski‘nin Repulsion filmi dâhil olmak üzere klasik olarak adlandırılan pek çok filmde seks, şiddet ve exploitation filmleri ile bağdaştırılan şok vardır. Buñuel’in Un chien andalou filmi modern splatter filmine özgü öğeler içermektedir. Eğer Carnival of Souls Avrupa’da çekilmiş olsaydı sanat filmi olarak, öte yandan Eyes Without a Face Amerika’da çekilseydi düşük bütçeli bir korku filmi diye sınıflandırılacağı iddia edilmektedir. Sanat filmlerinin ve exploitation filmlerinin seyircisi Hollywood’un sunduklarını genelde reddeder.
» yazının devamı

Dolemite, yönetmenliğini D’Urville Martin’in yaptığı, senaryosunu Rudy Ray Moore’ın yazdığı 1975 yapımı bir blaxploitation filmi. Rudy Ray Moore filmde aynı zamanda ana karakter Dolemite rolüyle karşımıza çıkarken, filmin soundtrackinde de yine aynı ismin imzası var. Rudy Ray Moore kariyerine 1960’ların sonunda stand-up komedyeni olarak başladığında, Dolemite adında evsiz bir şehir kahramanının hikayesini duyar ve bu karakteri stand-up showlarına taşır. Hatta 1970 yılında çıkardığı Eat Out More Often albümünde de bu karaktere yer verir ve albüm listelerde top 25’in arasına girer. 1975 yılında Moore, Dolemite karakterini beyazperdeye taşımaya karar verir ve kendisinin Dolemite’i canlandırdığı, kastta da arkadaşlarının yer aldığı bu film ortaya çıkar.
Filmin başlangıcında, filme adını veren başkahramanımız Dolemite’i hapishanede görüyoruz. Bu sahnenin ardından gelen flashbackde ise dedektifler Dolemite’in arabasının bagajında çalıntı kürk ve uyuşturucu bulurlar. Bir süre sonra affedilir ve hapisten çıkar. Hapisten sonra başına türlü belalar gelir. Fakat bu belalara karşı yalnız değildir. Etrafında Charlie’nin Melekleri tarzında kung-fu bilen ve liderliğini Queen Bee’nin yaptığı bir kadın grubu vardır. The Total Experience adlı klübünü Willie Green’den geri almak için bu kung-fu bilen güzellerle beraber Willie’ye karşı savaşır. Willi Green karakterini canlandıran oyuncu aynı zamanda filmin yönetmeni D’Urville Martin.
» yazının devamı

“Siyah Sinema”nın çıkışı 60’lı yılların sonlarına rastlar. Dönemin sinema sektörü beyazların egemenliği altındayken siyahlar hep ikinci planda kalmıştır. Melvin Van Peebles sinema endüstrisinin zor bir döneminde 11 milyon dolarlık gişe başarısıyla Sweet Sweetback’s BAADASSSSS Song (1971) adlı filme imza atar. Bu filmden hemen sonra düşük bir bütçeyle kotarılmış Shaft (1971) ise bu alandaki en büyük gişe başarısını elde eder. Shaft filminden sonra Hollwood artık “siyahi” filmler içinde büyük bir pazarın olduğunu kabul edecektir. Amerika’da seyirci potansiyelinin önemli bir bölümünü oluşturan siyahi seyirci Sweet Sweetback’s BAADASSSSS Song’daki asi ve kanlı-canlı siyahi kahramanı kendisiyle özdeşleştirmiştir. İlk kez beyaz adamın gözünden farklı olarak betimlenen siyahi figür, izleyicisi tarafından benimsenmişti; beyazların gözünde ise siyahi figür kaba ve ırkçı özelliklerle tasvir ediliyordu. Genellikle iki çeşit zenci tiplemesi vardı filmlerde, zararsız itaatkar ve beyaz sözü dinleyen “iyi” zenci, vahşi, dik başlı ve tecavüzcü “kötü” zenciler.
» yazının devamı

Geçtiğimiz günlerde izlediğim bu blaxploitation (siyahi oyuncuların oynadığı filmler) korku filminden oldukça zevk aldığımı söyleyebilirim. Film 70′lerde oldukça nadir karşılaştığımız blaxploitation-korku türüne ait, Blacula, Scream Blacula Scream ve Blackenstein tarzı filmlerden bir tanesi.
Filmin oldukça basit bir senaryosu var. İntikam üzerine kurulu bir zombie filmi. Erkek arkadaşı bir grup çete elemanı tarafından öldürülen Sugar’ın (Marki Bey) sevgilisinin intikamını almak için yaşlı bir voodoo büyücüsünden yardım alması ile başlayan olaylar üzerine kurulu bir film. Voodoo büyücüsü Mama Celesete ( Zara Cully) ölülerin tanrısı Baron Samedi ( Don Pedro Colley)’nin ruhundan yardım ister. Baron da zombieleriyle birlikte Sugar’a yardımcı olur.
Düşük bütçesine rağmen Sugar Hill korkutucu bir atmosfer yaratabilmeyi başarmış. Fakat filme salt bir korku filmi diyemeyiz, filmde korku unsurunun yanı sıra komedi unsurları da bolca kullanılmış. Bunun yanı sıra filmde birkaç gore sahneye rastlamak da mümkün.
» yazının devamı

Haklısınız, polis. Haklısınız, ben kokuşmuş bir piçim. Kabul ediyorum. Ama sana bir şey söyleyeceğim. İçimde bir sürü nefret barındırmama rağmen, içinde nefret olmayan arkadaşlarım var. Sevgiyle dolu arkadaşlarım. Onların tek suçu, saçlarını uzatmak, biraz ot içmek ve kumlara uzanıp yıldızlara bakarak şiirler yazmak. Peki ya sen napıyorsun? Onları demirlerin ardına atıyorsun. Ve onlar da seni affediyorlar.
- Anchor (Russ Tamblyn in Satan Sadists, 1969)
B filmlerinin ustası Al Adamson 60lar ve 70ler boyunca içinde korku, blaxploitation ve sexploitation türlerini barındıran birçok film yaptı. Satan’s Sadists ise biker türüne giriş yaptığı ve 60ların sonuna doğru oldukça popüler olmuş bir filmi. Adamson filmi 1 hafta gibi kısa bir sürede ve oldukça düşük bir bütçeyle çekmiş. Ayrıca belirmekte yarar var ki eğlenceli bir biker filmi değil bu.
Filmin başrolünde Amerikan filmlerinin efsane ismi Russ Tamblyn’i Satan’s Sadists adlı acımasız bir motosiklet çetesinin lideri olarak görüyoruz. Tamblyn çetesiyle beraber California çölünde ilerlerken, umulmadık bir anda eski bir denizci olan ve Vietnam’dan yeni dönmüş Johnny ( Gary Kent ) ile karşılaşır ve bu andan itibaren şansları değişmeye başlar.
