Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


The Horror of Party Beach yönetmenliğini Del Tenney’nin yaptığı, 1964 yapımı siyah-beyaz bir korku filmi. Amerika’nın Doğu kıyılarında bulunan küçük bir sahil kasabasında, radyoaktif kirliliğin denize akması sonucu mutasyona uğramış canavarlar türer. Ortaya çıkan bu canavarlar, genellikle tüm korku filmlerinde olduğu gibi, genç kadınları kendine kurban seçer. Hank Green (John Scott) ve kız arkadaşı (Marilyn Clark) iyi vakit geçirmek ve müzik grubu The Del-Aires’i dinlemek için sahil kenarına giderler. Bir süre sonra Hank ve kız arkadaşı tartışırlar ve tartışma Hank’in bir motosiklet çetesiyle kavga etmesine sebep olur. Tartışmanın ardından kız arkadaşı eğlenceye devam etmek istediğini ve partiye katılmak istediğini belirtip sahile doğru gider. Giderken canavarlar tarafından öldürülür. Bilim adamı olan Dr.Gavin, kızı Elaine ve Hank radyoaktif kirlilik sonucu türeyen bu canavarları ortadan kaldırmaya çalışırlar ve en sonunda sahilde her şey normale döner.

Film New Jersey’li rock grubu The Del-Aires’in müziğiyle açılışta sanki bir müzikal havasında başlıyor. Oyunculuklar hakkında bir şey söylemek imkansız, çünkü oyuncular film boyunca sadece kendilerine verilen texti okuyup, yapmaları gereken hareketleri yapıyorlar o kadar. Yani oyunculuk namına hiçbir şey yok filmde. Film için çok kötü demek yanlış olmaz, ama en kötüsü mü, bu biraz haksızlık olabilir, en azından eğlenceli. Korku filmi olmasına rağmen, filmin belki de en korkunç sahneleri dar taytlı eşcinsel erkeklerle garip saçlı kadınların yaptıkları danslar. Hiç şüphe yok ki filmde en az korkutucu şey canavarlar. Hatta filmin bazı karelerinde canavar kostümünün altından oyuncuların yüzlerini, ayaklarındaki ayakkabıları bile seçebiliyorsunuz.
» yazının devamı

Uzun zamandır böyle bir liste yapmak istiyordum. Filmlerle ilgili çok fazla ayrıntıya girmeden B filmlerde boy gösteren akıllara zarar yaratıkları  sizlerle paylaşmak için kolları sıvadım. (Filmlerle ilgili ayrıntılı yazıları ilerleyen günlerde okuyabilirsiniz.)  Listeyi oluştururken belli bir sayı sınırlamasında kalmadım. Fakat kronolojik olarak 1910’lardan 1960’lı yılların  B filmlerden yaratıkları seçtim.

Hollywood’un milyon dolarlık canavarlarına karşın, oldukça ucuza kotarılmış bu canavarlar, günümüz izleyicisine komik gelse de yaratıcılıkta sınır tanımadıkları ortada.

Peki, bu canavarlar nasıl ortaya çıkıyor? B filmler içindeki oluşum süreçleri neler? Bunları birkaç madde altında sıralamakta fayda var;
» yazının devamı

THE-GIANT-CLAWThe Giant Claw 50’li yıllara ait oldukça başarılı bir “kötü” film. O yıllara ait bilim kurgu filmlerinde çok sık karşımıza çıkan oyunculardan oluşan bir kastı var: Jeff Morrow (This Island Earth, Kronos), Morris Ankrum (Invaders From Mars, Earth vs. Flying Saucers) ve Mara Corday ( Tarantula, The Black Scorpion). Filmin yönetmen koltuğunda yer alan isim ise Fred F. Sears.

Bilim kurgu türü özellikle 50’li yıllarda Amerika’da çok fazla işlenmeye başlamıştır. Bu dönemde soğuk savaşın etkisiyle atom bombası filmlerinde başka gezegenlerden gelen ve dünyayı ele geçirmek isteyen uzaylılar ya da devasa boyutta canlılar boy göstermekteydi. Soğuk savaş yılları Amerika’nın yayılmacı politikası için uygun bir ortam hazırlamıştı. Bu ideolojide bilim kurgu türünü bir araç olarak kullanmıştır. Bunu da 50-60 yıllarda çekilen birçok bilim kurgu filminde hissetmek mümkün. Bu filmlerde düşmana karşı silahlı güç mutlaka kullanılmış ve Amerikan ordusunun dünyanın refahı için her zaman ileri teknoloji ürünü silahlarla donatılması gerekliliği vurgulanmıştır.

1957 yapımı bu siyah-beyaz Amerikan filminin konusu kısaca şöyle; başka bir gezegenden gelen devasa büyüklükte bir kuş insanlık için büyük bir tehlike yaratmaktadır.  Radarlar tarafından görülemeyen bu kuş, uçakların ortadan kaybolmasına sebep olmakta,  Washington ve New York’da şehri, binaları yıkıp geçmektedir.
» yazının devamı

faster-pussycat-kill-killFaster, Pussycat!Kill!Kill! yönetmenliğini Russ Meyer’in yaptığı, senaryosu ise yine Russ Meyer ve Jack Moran’a ait 1965 yapımı bir istismar filmi.

Billie (Lori Williams), Rosie (Haji) ve Varla (Tura Satana) macera arayan üç dansçıdır. Çölde araba yarışları sırasında Tommy (Ray Barlow) ve kız arkadaşı Linda (Susan Bernard) ile tanışırlar. Tommy’i öldürdüktan sonra kız arkadaşı Linda’ya çeşitli işkenceler yaparlar. Gittikleri bir benzin istasyonunda yaşlı bir adam (Stuart Lancaster) ve oğluna (Dennis Busch) rastlarlar. Kızların yaşlı adamın sahibi olduğu çiftliğe gitmesiyle macera başlar.

Russ Meyer’in bu siyah beyaz kadına şiddeti içeren filmi gösterildiği 1965 yılında izleyici üzerinde çok da büyük bir etki yapmamıştı. Meyer, 1959 yılında yaptığı The Immoral Mr.Teas ile büyük bir çıkış yapmış, 1968 yapımı Vixen’in başarısı ile de herkesçe tanınan bir isim haline gelmişti. Bu iki önemli filmin arasında kalan dönemlerde yaptığı filmler, bazıları yaptığı en iyi işler arasında olsa da izleyici üzerinde çok fazla etki yaratmayı başaramadı. Fakat Faster, Pussycat!Kill!Kill! Meyer’in en iyi işlerinden birisi. Gerçek bir kült film olarak popüler kültürün önemli bir ürünü olan bu film için John Waters 1981 yılında yazdığı otobiyografisi Shock Value’da : ‘Faster, Pussycat!Kill!Kill! hiç şüphe yok ki şimdiye kadar yapılmış en iyi film. Bundan sonra da ondan daha iyi olacak başka bir film yapılamayacak.’ diye yazmış. Waters’a göre Russ Meyer seks filmlerinin Einstein’ı.
» yazının devamı

attack-of-the-50-ft-woman

Nancy Archer (Allison Hayes) hastaneden evine dönerken başına ilginç bir olay gelir. Bir UFO görür. Fakat bir sorun vardır, kimse Nancy’e inanmaz. Bunlara kocası da dahildir. Nancy’nin hala deli olması kocasının da işine gelir, çünkü Honey Parker (Yvette vickers) ile olan ilişkisine bu şekilde devam edebilecektir. Bu arada Nancy hem deli olmadığını kanıtlamak hem de gördüğü şeyi ispatlamak için UFO’yu gördüğü yere tekrar gider. UFO’yu tekrar görür ve uzaylı pilot Nancy’nin yüzüne bir ışık tutar ve onu anormal bir boyuta ulaştırır. Devasa boyutlara ulaşan Nancy kendisini aldatan kocası ve sevgilisinin peşine düşer.
» yazının devamı