marilyn-monroeErotizm ile ilgili tanımlamalar, bu sözcüğün kökeninin Yunan mitolojisindeki aşk tanrısı Eros’a dayandığını belirtilerek başlar.

Erotizm ya da Erotizm sayılabilecek etkileri en güçlü biçimde yansıtan sanat dallarının başında sinema gelir. İnsan ilişkileri ve bu ilişkilerin maddeselleştirilmiş, görünürleştirilmiş göstergeler söz konusu olduğuna göre, her film erotik bir filmdir. Sinemada cinsellikle ilgili bütün görüntüler epey bir yolda, metaforlarla ortaya çıkarlar. Şöyle de denilebilir, popüler sinemada “erotik”, yasaklarla kurulmuş uzlaşmanın ve boyun eğişin sonucu ya da ürünü olarak anlaşılabilir. Çünkü tarihsel düzlemde “erotik”, o en geniş anlamıyla cinselliğin her türlü boyutu, baskı altına alınmaya çalışılmış; sonuçta erotik bu genel anlamıyla artık “tabuların, yasakların” kendileriyle özdeşleşmiştir. Bu durumda “erotik sinemanın tarihi de” tabuların, yasakların örttüğü, engellediği görüntüyü bize hatırlatıp duran, ama iş doğrudan göstermeye geldiğinde metaforları, başka araçları yardıma çağıran bir sinemanın tarihi olarak anlaşılabilir.

Yasaklarla özdeşleştirilmiş erotiği düşünmek demek, fantezilerimizi harekete geçirmek, bilinç dışında ya da ötesinde olanı bilinç düzeyine çıkarmaya çalışmak demektir. Çıplaklık, cinsel ilişki ve erotik serüvene (dolayısıyla sapkınlıklara vb.) ilişkin hayal gücümüzün bilincimize yükselttiği her şey, erotik sinemada kendine bir ifade biçimi bulabilmiştir. Şöyle de denilebilir. Erotik film, fantezilerimizi zorlayıp durduğumuzu bilir; bu zorlamayı gösterir. Kendisi sınırın meşru alanını koruduğu için, cinsellik fantezilerinin önünü açmak şöyle dursun, bir yandan erotiği abartıp dünyanın en önemli şeyini gösteriyor gibi yapsa da, cinsellikten duyulan korkuların ortadan kalkmasına en ufak bir katkıda bulunmaz, “arzunun zaten gizlenmesine hizmet eden sembollere yeniliklerini ekler durur; sadece yönünü değiştirir bu korkuların. Erotiğin olağan, sıradan iki insan “tamam, peki” dediğinde gerçekleştirilecek bir ilişki olduğuna inandırır seyirciyi. Ama gene de Pazar ekonomisinin gereği, erotik film, erotik eğlence sanayi gibi çirkin, korkunç, erotik duygularımızı rencide edici görüntüleri de her fırsatta sunmaya çalışır. Bu noktada artık meşruiyet sınırlarında kendine seyirci arayan erotik sinemanın alanının dışına çıkmış oluruz herhalde. Popüler erotik film erotiği, fantezilerimizle birlikte mistik, egzotik, ütopik bir uzaklığın içine yollar; arzunun rüyada ya da uyanıklık rüyasında kendini kodlaması gibi onu bir kez daha kodlar.

erotic-cinema

Türk sinemasında erotizme gerçekten ulaşan yönetmenlere 1960’lı yıllarda rastlıyoruz. Bu dönem her şeye karşın bir açılma dönemidir ama, ağır basan daha çok erotizm deneyleridir. Cinsellik sömürüsü de aynı dönemde devam ediyordu elbette. Beceriksizce çekilen sahneler erotizm’e ulaşmak için çalışırken, bayalığa kaçan ve hatta kültürlü izleyiciyi güldüren sahneler de az değildi. İşte birde bu gibi sahnelerden ötürü kimi aydınlarımız ve kültürlü(!) izleyicilerimiz Türk Sinemasını küçümsemişlerdir. Ama yinede tüm bu yetersizliklere rağmen, 1960’lı yıllar Türk sinemasında erotizm bakımından iyi niyetli bir dönem olarak kabul edebiliriz. Öte yandan 1970’li yıllar başladığında işler bir hayli değişecekti.

İlgili Konular:
  1. Erotik Yeşilçam’da Şişman Kadın Takıntısı Zerrin Egeliler sevmediğim tek soyunan kadındı. Nasıl oluyordu...
  2. Kanlı Sinema Alıcıyı neşter ya da kasap satırı sayan birtakım...
  3. Erotik Yeşilçam’da Hizmetçiler ve Otel Odalarında Basılan Kadınlar Arzu, bir gün eve erken gelir. Yaşlı, zengin,...
  4. B-Filmler B filmleri genellikle popüler sinemanın türlerine dayalı filmler...
  5. Emilio Vieyra (1920-2010) İşlerin yoğunluğundan es geçtiğim üzücü bir haberi sizlerle...
Paylaş
  1. ceren yegen
    8 Şub 2010 3:25 am

    Erotik Türk sineması 1970lerde ekonomik krize paralel yeni bir tğr olarak çıkmış ve ciddi anlamda türk sinemasında enteresan bır donem yaratmıstır. Yesılcam onunla yan yana gelmek ıstemezken,furyanın erkek oyuncuları ataerkıl yapının verdıgı guc le donemden sıyrılmıs fakat kadınlar hem fızıksel hemde ruhsal bır somuruye maruz kalmıstır. Oyuncular o donem mahalles baskısına maruz kalıp sonra da adeta yok olmustur..

  2. Tolga Demirtaş
    8 Şub 2010 8:23 am

    aynı zamanda taklit bir tür olarak da çıkmış diyebiliriz.

  3. ceren yegen
    9 Şub 2010 6:47 am

    Bu takliti de Oksal Pkemezoğlu ve 3 tavuk, 5 horoza mal etmem mümkün sanırsam :) ) Komik bir erotizm furyası.. Avrupada erotizm bir sanat iken,Türkiye’de gayri ahlaki bir tür olarak yer almış bence…

  4. tolga d.
    9 Şub 2010 7:17 am

    insanların kafasında öyle bir öngürü oluşmuş olabilir. yoksa 70lerin erotiklerini gayet sevdiğimi söylemeliyim.

  5. ceren yegen
    9 Şub 2010 7:33 am

    Değişik bir tür olarak beğenilebilir ama dönemin bazı yönetmenlerinin bazı kadın oyuncular üzerindeki baskısını filmlerinde onlara biçtikleri roller ile görmek mümkün!Erotik Türk sinemasında ciddi bir sömürüden bahsetmek yalan olmayacaktır cunku arzu okay, karaca kaan ve bazıları dısında diğer artistler hem beyazperdeden hem de reel yaşamdan kaybolmuştur. Araştırıldığında bilge olgaç gibi sobalı evde çıkan yangın ile değil belki ama hak etmedikleri şekilde yaşamlarının son bulduğu sonucuna hoş olmasa da varılacaktır!

  6. Tolga Demirtaş
    9 Şub 2010 8:39 am

    sömürü sinemanın her alanında varolan birşey. aktristlerin hem beyazperde hemde reel yaşamdan kayboluşlarını sinemadan çok toplumumuzda aramalıyız. emsal olarak gösterebileceğimiz italyan sinemasındaki yıldızlar hala italyan televizyon ve sinema dünyasının takdir edilen oyuncuları. eli roth’da hostel:part 2′de edwige fenech’e küçükte olsa bir rol vererek bu saygısını göstermiştir. yine yakın zamanda ıssız adam’da necla fide’nin küçükte olsa bir rolde oynaması önemli bir şey. kaldı ki 70lerin erotikleri günümüz filmlerine göre oldukça masumane :)

  7. ceren yegen
    9 Şub 2010 9:54 am

    Aslında evet nedense ben tüm suçu ataerkil yapıya atarken toplumumuzun biraz da kapalılığına veriyorum..Sorun aslında toplumsal sanat ve sanatcıya turkıyede verılen deger tartısmaya gereksızın ortada,o yuzden ıste ya yangında ölüyolar,ya balıkçı pazarlarında yada kıskanç bi sevgili bıçağı yarasıyla..Ve o yaralar yıllar geçse de beyazperde kapanmıyor hiç..

  8. Tolga Demirtaş
    9 Şub 2010 10:30 am

    ortak bir noktaya vardık sanırım. bu arada şu yazıyı gerçekten merak ettim: “Sinemada Kadın Temsili Üzerine: Bir Sorun Olarak Erotik Türk Sineması’nda Kadın Sömürüsü”

  9. ceren yegen
    9 Şub 2010 10:31 am

    Evet :-) Yalnız o daha bitmemiş bir makale,tamamlamaya çalışıyorum.. :) )

  10. Tolga Demirtaş
    9 Şub 2010 10:37 am

    bittiğinde okumak isterim. bende japon pinku filmlerinde kadın sömürüsüyle ilgili bu aralar küçük çaplı araştırlamar yapıyorum. toparlayabilirsem burada yayılayacağım.

  11. ceren yegen
    9 Şub 2010 10:52 am

    Tamam ban maıl adresınızı maıl atarsanız yollarım bıtınce,sızın konu da cok guzel bende ulaşmak ısterım..

  12. ceren yegen
    9 Şub 2010 11:24 am

    Bu arada 1970′lerde ekonomı krızıne baglı sınema krızı ve erotık turk sınemasında kadın sömürüsü benım bitirme tezimdi keşke bu sıteye daha erken erısebılseydım,kktc de ok zorlandım cunku.dilerim baskaları bu kadar zolruk cekmez sayemızde :) )

  13. Tolga Demirtaş
    9 Şub 2010 12:04 pm

    akademik olarak ilgilenmedim ama 70lerdeki erotik furya ilgimi çekmiştir.(dünya sinemasındaki durum ve yeşilçama yansıması.) faydamız dokunuyorsa ne mutlu. :)

  14. Şükrü Demircioğlu
    4 Nis 2010 4:17 pm

    Ceren arkadaşımızın dediklerine ilaveten şu bilgilerin de verilmesi gerektiğini düşünerek eklemek istedim. Ceren’in dedği patlama sebeplerinde kapalılıktan bahsetmiş bi etkisi şüphesizdir ama bu sadece bi sebebi. 1970’li yıllara gelinene dek, halk ile kurduğu sıcak ilişkiyi, gerek melodramlar ve halk güldürüleri, gerekse sosyal içerikli dramlar ile sürdürdü. Ancak 1970’lere gelindiğinde bu bağ hızla kopmaya, sinema salonları boşalmaya başladı. Halbuki 1970’lerin başlarında sinemacılarımız anlatım dillerini iyice geliştirmiş, Türk filmleri Orta Doğu ve Balkan ülkelerinde de izlenir hale gelmişti. Öncelikle Avrupa ülkelerinde ve dolaylı olarak da Amerika’da etkili olan özgürlükçü hareketlerin yankıları Türkiye’ye de ulaşmış, 1968 olayları olarak da bilinen, ekonomik eşitlik, insan hakları ve fikir özgürlüğü üzerine odaklanan hareket, önce öğrenciler, daha sonra ise işçiler arasında; başka bir değişle sol görüşü benimseyen kesimler içinde heyecana sebep olmuştu. İktidardaki Adalet Partisi ise muhafazakar bir çizgiyi takip ediyordu. Yavaş yavaş halkın tepkileri ile karşılaşmaya başlayan parti içinde eski Demokrat Parti yanlısı olan bir grubun kopması ve hükümetin meclis içinde azınlıkta kalması huzursuzlukları arttırdı.

    Bütün bunları neden anlattığımı düşünebilirsiniz. Burda eğer siz bu filmlerden bahsediyorsanız bunun sebebini açıklarken küçük pencerelerden değil de daha geniş bakabilmek adına belirtmek istedim. Ama sadece okumanın bile insana sıkıntı verdiği bu gel gitli dönemi bilmeden 1970’li yıllarda Türk sinemasının yaşadığı bunalımı anlamak mümkün değil. Bariz biçimde sağcı-solcu ayrımının ortaya çıktığını, uzun ömürlü olamayan hükümetlerin yarattığı istikrarsızlığın halkı daha da bunalıma sürüklediğini, seçimden seçime koşup, bir türlü icraata zaman bulamayan meclis içinde verimli çalışmalar yapılamadığını, dolayısıyla başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda gerilemelerin kaçınılmaz hale geldiğini görmek zor değil. Her şey bir yana, sokaklarda huzurun sağlanamadığı, üniversitelerin kapatıldığı, her gün başka bir bombalama haberinin gazeteleri meşgul ettiği bir dönemden bahsediyoruz. O yıllarda değil sinema salonu gibi kapalı alanlarda bulunmak, parklarda gezmek, otobüse binmek, hatta evlerin balkonlarında oturmak bile güvenli değildi. Bu şartlar altında ailelerin eskisi gibi, çoluk çocuk toplanıp, film izlemeye gitmesi mümkün olamazdı. Zaten 1969 yılından itibaren yayına başlayan TRT televizyonu, 1970’ler boyunca hemen hemen tüm Anadolu’ya yayılmış, ailelerin film izleme ihtiyacını büyük ölçüde giderir olmuştu. Büyük şehirlerin git gide kalabalıklaşması, trafiğin yoğunlaşması, halkın alım gücünün ciddi şekilde düşmesi de duruma eklenince, sinema hızla kan kaybetti. Üstelik daha önce de bahsettiğimiz gibi, sinemamız neredeyse günlük üretim yapıyor, artık değerler oluşturamıyordu. Dolayısıyla yapımcı firmaların çoğu zor zamanlar için yeterli bir kapital birikimi yapamamıştı.

Yorumunuz: