iyiköfüfilm

30
Eki
2010

En İyi “Kötü” 10 Halloween Filmi

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 1 Yorum Var

Clownhouse (1989)

Cadılar Bayramı’ndan bir gece önce akıl hastanesinden kaçan üç akıl hastası filmin geçtiği kasabaya gelmiş olan sirkteki üç palyaçoyu öldürüp onların kılığına girerler ve sirkte gördükleri ergenlik çağındaki üç kardeşin peşine düşerler. Kardeşlerden en küçüğü palyaçolardan aşırı derecede korkmaktadır ve ağabeylerini bir türlü peşlerinde üç tane manyak palyaço olduğuna ikna edemez.

Clownhouse, video döneminden aşina olduğumuz bir film. Yönetmeni Victor Salva’nın ilk uzun metrajlı filmi, aynı zamanda ünlü aktör Sam Rockwell’in de ilk sinema filmi. Victor Salva, pedofiliden hüküm giymiş bir insan olduğundan dolayı filmdeki donlu, çıplak ergen genç sahneleri sizi şaşırtmasın.

Filme döndüğümüzde, palyaço fobisi olanların izlememesinde fayda olan bir film. Filmin atmosferi ve müzikleri ortamı yeterince gererken bir de evin içinde palyaço kisvesi altında gezen katilleri görmek pek iç açıcı değil. Kısacası Clownhouse, kan yerine atmosfer ile izleyicisini korkutmayı başaran, bunu yaparken palyaçoları başarı ile bir korku figürü olarak kullanabilen güzide yapımlardan birisi.

Ginger Snaps (2000)

Okulun asi ve gotik kızlarından olan Ginger, kendisinden bir yaş küçük kardeşi Brigitte ile kendisine intihar etmiş süsü vererek ölüm temalı fotoğraflar çekmektedir. Ginger ilk reglinde bir yaratık (?) tarafından ısırılır. Zamanla Ginger’ın vücudunda bir takım değişiklikler meydana gelir. Evet, Ginger bir kurt-kadın olmuştur. Ve Cadılar Bayramı yaklaşmakta olduğu için Ginger bir kostüme para vermeyeceği için sevinmeye başlar.

Kanada yapımı filmin sonradan iki devam filmi daha çekildi. Aslında bunlardan Ginger Snaps: Unleashed  devam filmi niteliğindeyken, Ginger Snaps Back: The Beginning adlı üçüncü film hikayeyi 19. yüzyıla taşıyarak farklı bir anlatımla baştan anlatıyordu. Bu iki filmin beraber çekilmesi de ilginç bir detay.

Ginger Snaps aslında korku filmlerinde çok rastlamadığımız metafor yöntemiyle ilerleyen bir film. Kurtadama dönüşmeyi çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi için bir mecaz olarak kullanıyor, filmi izlemeyenlerin filmden alacağı zevki azaltmamak için daha fazlasını söyleyemiyorum. Filmle ilgili yine ilginç olan bir diğer şey ise yaklaşık 5 milyon dolarlık bütçesi ile Kanada’da 2001 yılının en çok izlenen, o zamana kadar ise en çok izlenen 5. Yerli film olmasına rağmen Amerika’da peki ilgi görmeyip tek salonda vizyona girerek 2,554 dolar gibi komik bir hasılat yapması.

Halloween 2 (1981)

İtiraf ediyorum, tüm Halloween serisinde en sevdiğim film ikinci filmdir. Slasher türünü seven bir insan olan bendenize göre filmde yüksek önem taşıyan şeylerden birisi filmdeki cinayet bolluğudur ve ilk filmle kıyaslayınca Halloween 2 bunu gayet üst seviyeye taşıyor. İlk filmdeki tema müziği synthesizer eşliğinde daha agresifleştirilmiş, filme daha yüksek tansiyonlu bir hava katmıştı. Michael ise ilk filmdeki Laurie odaklı katilden çıkıp iyice manyak katil formuna bürünmüştü. Sonuçta ilk filmin konusu Michael için daha kişiseldi fakat devam filminde önüne geleni biçen bir ölüm makinesine dönüşüyordu. Bunu da geçiyorum, filmin tamamının bir gecede geçmesi ve gündüzleri bile tırstırıcı bir yer olan hastanede geçiyor olması da bana göre artı puanlarındandır.

Yazar ve yapımcılardan biri olan John Carpenter’ın filmin ilk versiyonunu izlediğinde sıkılıp daha sonradan kendi çektiği kanlı sahneleri filme yedirmesi de ayrı bir detaydır, tıpkı filmin senaryosunun ilk halinde olay yerinin hastane değil de bir apartman olması gibi.IMDB triviasında yazan bir başka güzel şey de Michael Myers’ı canlandıran Dick Warlock’un, yönetmen Rick Rosenthal’ın odasına yüzünde malum maskeyle girip ses çıkarmadan karşısında dikilmesidir. Yönetmen defalarca kim olduğunu ve odasında ne aradığını sorduktan sonra maskeyi çıkarıp Michael’ı canlandırmak istediğini söyleyerek rolü kapmış.

Serinin üçüncü filmi de pek sevilmemesine rağmen eğlendiğim bir filmdir, onun da ayrı bir paragrafta irdelenmesi gerekirdi diye düşünüyorum ama zaten sınırlı olan listeme bir köstek vurmaması için kendisine de buradan selam gönderiyorum.

Idle Hands (1999)

Bizdeki ismiyle Tehlikeli Eller, bir nevi korku-komedi kırması, izle-unut tarzında bir film. Filmi güzel kılan diğer unsurlar ise filmdeki şarkılar ve Jessica Alba’nın gençliğindeki taş gibi hali. Şahsen çok sevdiğim Evil Dead 2 filmine yapılan göndermelerin üzerine kurulan film iskeleti ise eğer benim gibi Evil Dead serisi hayranıysanız gayet sağlam gelebilir. Fakat dediğim gibi film ciddiye alınmayı umut etmeyen bir film ve kesinlikle bir Dead Alive ya da Shaun of the Dead beklemeyin.

Filmin başkarakteri Anton Tobias işsiz güçsüz bir elemandır. Kendisinden farksız olan iki arkadaşı ile beraber durmadan ot içip boş boş muhabbetlere girerler. Anton bir gün evdeki Cadılar Bayramı dekorlarının aslında annesi ile babasının cesetleri olduğunu fark eder ve olaylar gelişir.

Filmin çıkış noktası aşağı yukarı bizdeki aylak bakkal ve tartma temaları içeren atasözüne denk gelen “The devil will find work for idle hands to do” sözü. Cümleyi düz olarak ele alınca zaten filmin konusunu anlaşılabiliyor. Idle Hands, izlemediyseniz izleyip izlememeniz pek fark etmeyecek eğlencelik bir film. Filmin yönetmeni Rodman Flender, daha önceden Roger Corman’ın Concorde Pictures adlı şirketinde yapımcı olarak çalıştığını da bilmenizde fayda var.

May (2002)

May, Angela Bettis’in iyi bir oyuncu olduğunu fark ettiğim film. Filmin yönetmeni Lucky McKee ile birkaç filmde daha çalışmış olan Bettis, bu filmde hakikatten psikopat May rolünün hakkını fazlasıyla veriyor. Göze bir nevi Frankenstein esinlenmesi gibi görünen May insanı tedirgin ederken eğlendirebilen bir film. İlginçtir ki filmin bir nevi çarpık versiyonu olan Roman ise Angela Bettis tarafından yönetilmiş ve başrolde de Lucky McKee oynamıştır.

May Dove Canady, yalnız bir insan olup bir veterinerde çalışmaktadır. Göz tembelliğinden muzdarip olması kendisini daha da çekingen kılmaktadır. Polly adındaki lezbiyen hatunla tuhaf bir ilişkisi vardır fakat tamirci Adam’ı görünce çarpılır ve Adam’ı takip etmeye başlar. İki ilişkisinde de hezeyana uğrayacak olan May, Cadılar Bayramı gecesinde kafayı kıracaktır.

Listede belki de en çok tavsiye edebileceğim filmler arasında bulunan bu film izlemeye değer bir yapıt. Yavaş yavaş deliliğin tırmandığı –daha doğrusu ortaya çıktığı-, sonlarda ise iyice psikopata bağlandığı May, kara komedi dokunuşları taşıyan, rahatsız edici bir film.

Murder Party (2007)

Bir önceki film olan May nasıl listede en çok tavsiye edebileceğim filmler arasındaysa, Murder Party bu listede en çok tavsiye edebileceğim filmdir. Sıfır bütçe ile gerçek korku filmi severlerden oluşan bir ekip tarafından çekilen film karşıma gayet sürpriz bir biçimde çıkmıştı, iyi ki de çıkmış diyorum. Ekibin hepsinin neredeyse ilk uzun metraj deneyimi olan Murder Party muazzam bir kara komedi örneği. Aldığı ödüllere rağmen Amerika’da bile iyi bilinmeyen filmin oyuncu ve yapımcılarından Macon Blair, yaptığımız konuşmada Türkiye’den bir hayranları çıkmasına gayet şaşırdığını söylemişti. Filmde ayrıca bir Philadelphia’da yaşayan ve East Hundred adındaki grubun solistliğini yapan Beril Güceri de rol alıyor. Ve filmdeki tek repliği Türkçe: “Lütfen beni öldürme!”

Chris, Cadılar Bayramı’nı yalnız başına geçirecek ezik bir tiptir. Yolda Cinayet Partisi adındaki bir partinin davetiyesini bulur ve tek başına kalmaktansa bu partiye katılmaya karar verir. Fakat sorun şudur ki partiyi düzenleyenler kafayı sıyırmış sanatçılardır ve hepsi Chris’i öldürüp bu cinayetten ilham alarak bir sanat eseri ortaya çıkarmayı düşünmektedirler. Partiye gider gitmez üzerine çullanılan Chris bu psikopatların arasından kurtulmak için mücadele eder.

Başından sonuna hiç sıkılmadan, coşku ve eğlence içerisinde izlediğim Murder Party izledikten sonra kolay unutamayacağınız, belki de tekrar tekrar izleyebileceğiniz bir yapım.

Night of the Demons (1988)

Ardından iki devam filmi ve yakın tarihli bir yeniden çevrimi yapılan Night of the Demons, 80’ler ruhuna doyacağınız doğaüstü bir korku filmi. Hafiften Evil Dead çağrışımları yapan filmin bu türü sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.

Bir öbek genç, Cadılar Bayramı için nedense yıllar önce vahşi cinayetlerin işlendiği ve kurbanların ruhlarının lanetlediği bir evde parti yapmaya kalkışırlar. Parti yerine kötü ruhlar tarafından vücutlarının ele geçirileceği bir ölüm kalım savaş kendilerini beklemektedir.

Filmin geçtiği ortam gerçekten ürkütücü. Yani bir şey olmasa, sadece gidip evde takılsalar bile ürkütür insanı, öyle bir yer. Filmde yine seksenler korku filmlerine özgü çıplaklık da yeterli miktarda var. Kan miktarı da fena değil. Yaşça daha genç olan okurlarımıza belki seksenler teması itici ve komik gelecektir, buna bir şey diyemem. Ama böyle bir dönem yaşandı, bunu inkar edemeyiz.  Night of the Demons’ın 2009 tarihli yeniden çevrimini izlemedim ama internetteki yorumlar uzak durulması gerektiği yönünde, bilginize.

Satan’s Little Helper (2004)

Listemdeki korku yönünden çok komedi yönü ağır basan filmlerden birisi daha. Squirm filminin yönetmeni Jeff Lieberman’in Neverending Story 3 faciasından 10 sene sonra yönettiği Satan’s Little Helper izleyince ya seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz bir film.

Satan’s Little Helper isimli atari oyununun bağımlısı olan Douglas, Cadılar Bayramı vaktinde ablası ile erkek arkadaşının yapmış olduğu ziyaretten hoşnutsuz bir şekilde sokaklara düşer. Üzerinde atari oyunundaki Şeytanın Küçük Yardımcısı karakterinin kostümü vardır ve ablasının sevgilisini öldürmesini istemek üzere etrafta Şeytan’ı arar. Tesadüfen karşısına Şeytan kostümü giymiş olan bir seri katil çıkar. Douglas farkında olmadan seri katilin yancısı olur.

Douglas karakteri geri zekalı bir çocuk olduğu için sinir bozucu gelebilir. Bunun sebebi aslında senaryoda Douglas’ın 4-5 yaşlarında olarak tasarlanmış olması, filmde bundan 4-5 yaş daha büyük. Gerçi filmdeki diğer karakterlerin de pek akıllı olduğu söylenemez. Özellikle market arabası sahnesi enfes olan Satan’s Little Helper önyargısız ve kafa yormadan izlendiğinde hoş vakit geçirtebilecek bir film.

Trick’r Treat (2007)

Antoloji filmleri çok severim. Trick’r Treat ise son yıllarda en çok hoşuma giden korku antolojilerinden biri. Tales of Terror from Tokyo serisini izlememiş olsaydım belki de en iyisi derdim ama ikisi arasında seçim yapamadım. Filmi bana bu kadar çok sevdiren şeylerin başında Tales from the Crypt tarzındaki anlatımı ve hikâyeleri geliyor, çizgi romanımsı sunumu da cabası. Birbiriyle kesişen dört hikâyeden oluşan Trick’r Treat, tanıdık yüzlerle karşılaşacağınız ve iyi vakit geçirebileceğiniz bir seyirlik.

Öykülerin hepsi iç içe geçmiş şekilde aynı gecede, Cadılar Bayramı gecesinde geçiyor. Fakat film zaten 80 dakika olup da 4 hikâyeden oluştuğu için şu an ne söylesem spoiler sayılır.

Filmin yapımcısı, yazarı ve yönetmeni Michael Dougherty’nin ilk uzun metraj yönetmenliği olmasına rağmen daha önceden Superman Dönüyor ve X-Men 2 filmlerinin senaryolarında çalışmış. Oyuncu kadrosu ise filmlerden ve dizilerden aşina olduğumuz oyunculardan oluşuyor, Anna Paquin, Brian Cox, Battlestar Galactica ve Dollhouse dizilerinden tanıyacağınız Tahmoh Penikett, Leslie Bibb ve Dylan Baker tanıdık gelecek kişiler arasında yer alıyor. Trick’r Treat’i izlemediyseniz izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Trick or Treat (1986)

Gene Simmons ve Ozzy Osbourne’u oyuncu olarak göreceğiniz Trick or Treat, tam bir seksenler filmi. Aynı zamanda yıllardır süregelen “tersten çalınınca satanist mesajlar veren şarkı” geyiğiyle de bir güzel dalga geçiyor.

Lise öğrencisi Eddie Weinbauer, hayranı olduğu merhum metal yıldızı Sammi Curr’ün yayınlanmamış bir kaydını bulunca sevinçten deliye döner. Bilmediği şey, bu kaydın tersten çalınınca Sammi Curr’ün cehennemdeki ruhuyla irtibata geçebileceğidir. Bu doğaüstü gücün yardımıyla Eddie hayatı kendine dar eden tiplerden intikam almaya başlar.

Filmin müzikleri Motörhead gitaristi Fast Eddie Clark ve Flogging Molly grubunun solisti Dave King’in yer aldığı Fastway grubu tarafından hazırlanmış. Fakat yıllar sonra Anchor Bay filmin 20. Yıl DVD’sini basmak istediğinde müziklerdeki telif hakkı sorunu yüzünden DVD basılamamış. Trick or Treat, iflah olmaz rock ve metal müzik tutkunlarına ilaç gibi gelecek bir film.

Listem bu kadar. Uzun zamandır izlemek isteyip de izleyemediğim 1981 yapımı Hell Night haricinde, aklıma gelen Cadılar Bayramı temalı ilk 10 filmi okudunuz. Listeyi sıralamalı yerine bilerek alfabetik yaptım, çünkü gözümde eşit olan filmler vardı. Ama yazıda da belirttiğim gibi bir numaralı film Murder Party’dir. İyi seyirler.

Yazan: Mert KUTAY (dryware@gmail.com)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • Can Evrenol
    17 May 2011 11:19

    baya iyiymiş bu liste!

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni