iyiköfüfilm

16
Tem
2012

Dead End (2003)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı. 2 Yorum Var

Halihazırda tam patlayamamış ama başarılı şekilde kült hale gelebilecek, oyunu çıksa da oynasak dediğim “Dead End”, klişenin kilişesini yapan bir yol filmi. Tez şekilde araya girilen nefis trackleri olaya bodoslama dalan yapım, Jean-Baptiste Andrea ile Fabrice Canepa nın elinden çıkma. Bu janradan çıkıp ta ilginç olmayan yol filmleri ise sık görülmeyen bir durum. Sona girilen twistler ya da kaçma kovalama sırasının değişmesine aşina olduğumuz şu zamanlarda ilginç hale getirebilecek diğer şey korku türüyle masalsılığı birleştirip ters köşeye yatırmaya kasmamak. Oynanan oyun hep aynı.”Ömrün bitip yolun bitmemesi” durumuyla ilgili klişeye girmek istememekle beraber tam da bu film için geçerli olan durumun bu olması filmin önemli noktası. 

Filmin yönetmenliğini yapan Andrea(ayrıca 2006 yapımı işi olan Big Nothing in yönetmeni) ve Canepa, filmi yapma amaçlarını herhangi bir şeye saygı duruşu olayından bsğımsız şekilde veya “şöyle de yapsak daha ne kadar çöpe yaklaşabiliriz?” düşüncesinden çok “Asla sokağı terk etme!” argümanlarından yola çıktıklarını samimiyetle dile getirmişler. Bu iki kafadarın olaya başlama hikayeleri de bu paralellikte ilerlemiş aslında. 

Araba sahnesiyle olaya, diğer yol filmleri bodoslamasını kullanan yapımın ilk işi, hızlıca  karakterleri tanımamıza yardımcı olduktan sonra kafamıza önyargılarımızı yerleştirmek oluyor. Malumunuz, bilinen diğer örneklerde süregelen “arabaya asla bir yabancı alma!” ünlemi, hikaye ilerlerken bas bas kafamızda yankılanmasına rağmen “herhalde bir bildikleri var” diyip suspus izlemeye devam etmekle aslında klişenin klişesini yaptıklarını anlamak için filmin yarısını geçmiş olmanız gerekiyor. Şöyleki; filmin ilerleyişi, örgüsü derken oluşan çekim, olayın içindeki mizansel durumlar tamamen “geliyoruz!” çığırtkanlarından. Yabancı teması olayı “Wolf Creek, The Hills Have Eyes, The Hitcher, The Sadist, Salvage, Black Tower” vb. bilinen hadiselerden sonra bununla aralarında bir karşılaştırma yapmak haksızlık olur. Tamamen farklı yerlerden giriş yapan “Dead End” çok daha farklı şekilde masalsı, The Twilight Zone-umsu niteliğe sahip. 

Hikayenin konusuna gelince; ailecek, büyükleri “christmas” zamanı ziyaret etmek için yola koyulan beş kişi. ‘Her şey hazır biz de hazırız. Başka ne sorun çıkabilir ki?!’ iyimserliğinden sonra yolda bir anda karşılarına çıkan kimsesiz bebekli beyazlı kadını(Amber Smith) arabaya almalarıyla tamamen farklı bir hale dönüşür.Bu beş kişiden biri de ailenin en küçük ferdi Richard (Mick Cain) için örnek teşkil -ki ergen rolünde biraz yaşlı kalan- etmesi beklenen evin gelecekteki damadı konumunda, aynı zamanda diğer başrolde Marion’u canlandıran Alexandra Holden’ın biricik nişanlısı. Damat adayı ile küçük kardeşin arasında olagelen sürtüşme ileride olacak olayların başlangıç sebeplerinden biri. Arabaya aldıkları kimsesiz yabancı rolünde arz-ı endam eden “Lady in White” –Lady in Red göndermesi var mı diye merak etmedim değil- Amber Smith, küçük kardeş mastürbasyon yapmak için yanlarından ayrıldığında halihazırda gergin olan ortamı iyice gerer. Olaylar gelişir. İçlerinde bulunan en genç üye olan küçük kardeşin aslında aralarında en akıllı hamleler yapan kişi olması da diğer bir eğlendirici öge. Büyükleri oluşturan şahsen göze ilaç gibi gelen başroldeki baba ve anneyi canlandıran Frank (Ray Wise) ve Laura (Lin Shaye)nın göz dolduran sağlam oyunculuklarının katkısı büyük. Ray Wise ve Lin Shaye ikilisinin korku-gerilim-bilimkurgu film geçmişleri(Robocop, Twin Peaks, Insidious, A Nightmare on Elm Street, Chillerama, 2001 Maniacs: Field of Screams ve daha sayamadığım bir sürü) ve yaşlanamama özellikleri de ilginç. Ek olarak aşırı korumacı tavırları, ailenin sonunu hazırlamaya yönelik bilmeden yaptıkları işbirliği acayip eğlenceli olmuş.

Aile fertleri içinde herkesin kendine özgü bir “en” e sahip olması, ayrıca bunu olması gerekenden farklı tarzda yapması bir nevi herkesin farklı karakterlerin arkasında durmasına yol açacak türden. Benim favorim, evin tüm yükünü omuzlamış “gibi” görünen evin annesi. Yaşanılan olaylar sırasında aslında kimsenin bir şey bilmediği, saklanan sırlarla çok daha mutlu bir aile oldukları gerçeği yüze çarpılanlardan. Sürpriz sonla da bu pekiştirilmiş.

*Ufak bir süprizbozan*

Bir ayrıntı olarak, filmin yönetmenlerinin kesilen sahnelerde birbirleriyle düştükleri fikir ayrılıklarının nedeni olan diğer sahneyi görmemle birlikte Fabrice’in tarafını tutmam bir oldu. Filmde bu sahnenin kesildiği o kadar belli ki bozulan akışı izlediğinizde fark edeceksiniz. Bir de büyütülmeye gerek duyulmayacak cinsten ama bol sayıda çekim hataları var, bozulan akış haricinde. İzler izlemez imbd’de yer alan hatalardan farklı hatalar bulmaya çalışmaya girişmek yorucu olabilir.

*

Dvd kapak görselinde insanı meraklandıran siyah limuzin olayı resmen filmin maskotu havasında. Hafiften Stephen King’in Buick i gibi nerden geldiği tam olarak çözülemeyen gizemli siyah araba ile belli bir yerden sonra film hakkındaki tahmin edilebilirlik düzeyi yükseldikçe verilen tepki yüksek sesli “işte arabamız geliyor!” kahkahalarına dönüşebilir. Limuzin şöförümüz de küçücükken sık sık televizyonda dönen “Sarı Dev Hulk Rogan” filmlerinden ‘Santa With Muscles’ la aşina olduğumuz çılgın bilim adamı rolündeki sevdğim oyuncu Steve Valentine. Az yerde görünen ama kilit rolü olan Valentine, daha önceden “Mars Attacks!” ta görünmekle birlikte bilinen işlerden en son Spider Man’in üçüncü serisinde yer aldı.

Fantasia Film Festivali ve Brüksel Uluslararası Fantastik Film Festivali (BIFFF)’nden de ödülle dönen yapımın; çıkartılmış sahneler ve alternatif final seçeneği bulunduran dvd’si, kamera arkası görüntülere yer vermemiş ne yazık ki. 85 dakika süren yapım nasıl bittiği anlaşılmayan akıcılığa sahip. Greg De Belles tarafından yapılan soundtrackler nefis. 

Karşımıza çıkıp duran bebek arabası sahneleriyle It’s Alive, Rosemary’s Baby ve Monty Python’s Flying Circus a çaktığı selamlar ile eğlenceli diyaloglar barındıran, olağan disfonksiyonel aile ilişkilerinin  kurbanı olma olayına istinaden aile istismarına pek bulaşmayan yapım, belli yerlerinde sık sık tekrarlanan ufak çaplı bir “Akıl yaşta değil baştadır!” mesajı ile birlikte “tekneyi terk etme!” mesajını bas bas bağıran, kendisiyle de dalga geçen “Dead End”; aşırı duygusallıktan kaçan yönetmenlerinin olduğu, içinde bir adet de “man in black” bulunduran özgün işlerden.

Yağmur Özdemir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • clea
    16 Tem 2012 23:59

    filmi çok oldu izleyeli ama çok eğlendiğimi net olarak hatırlıyorum. mükemmel bir bitmeyen yol filmi. elinize sağlık.

  • Eraserhead
    28 Eki 2012 21:08

    çok iyi bir kritik olmuş. filme dönük anlamsız yorumlara cevap olabilir diye düşünüyorum 🙂

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni