iyiköfüfilm

21
Haz
2012

Must Love Death (2009)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Must Love Death’in afişini ilk gördüğümde şöyle dedim: “Oha, Very Bad Things’in afişine ne kadar benziyor!” Filmi izleyene kadar sırf bu yüzden Very Bad Things kopyası bir film izleyeceğimi düşünmüştüm ama yanılmışım.Hemen belirteyim, bence korku ile komedi birbirine çok yakışan iki tür. Bazen izlediğim bir filmin türü sadece korku ya da komedi ise bayabiliyor fakat korku-komedi kırmalarını asla geri çeviremiyorum. Must Love Death ise romantik komedi ve işkence pornosu gibi iki alt türü birbirine harmanlayan tuhaf bir filmcik. Kağıt üzerinde kulağa ilginç gelse de film bekleneni verebiliyor mu? Bu da tamamen ruh halinize kalmış. 

Filmdeki baş karakter Norman, aşk acısı çeken, intihara meyilli depresif bir müzisyen. Bu da yetmezmiş gibi psikopatların eline düşüyor. Film de bundan ibaret; Norman bir yandan toplu intihar vaadiyle kandırılıp kimsenin başına gelmemesini dilediğim olaylara maruz kalıyor, bir yandan da geri dönüşlerle olayların nasıl bu raddeye geldiğini hatırlıyor. Norman’ı canlandıran Sami Loris’i nedense Henry filmindeki Michael Rooker’a ve biraz da Christian Slater’a (gerçi bu yine Very Bad Things afişinin etkisi olabilir) benzettim. Filmdeki oyuncuların çoğu ise Almanya’da SOKO ön adıyla yayınlanıp CSI dizisindeki gibi bir çok farklı versiyonu olan polisiye dizide oynamış. Evet, film İngilizce olsa da, Amerikan filmlerine benzese de oyuncuların neredeyse hepsi Alman ve film Berlin’de çekilmiş. Yönetmen Andreas Schaap ise ilk kez uzun metrajlı bir filme imzasını atmış. İlk çalışmasıyla umut vaat etse de Olaf Ittenbach, Timo Rose ve Andreas Schnaas gibi Alman gore ustalarının mertebesine erişebilmek için kırk fırın Alman pastası yemesi gerekiyor. (daha&helliip;)


18
Haz
2012

Megan is Missing (2011)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Megan is Missing, önceden Strangeland, Every Mother’s Worst Fear ve Hamal 18, Hard Candy, daha yakın zamanda Trust ve hatta pek sayılmasa da Julia X 3D filmlerinin izlediği yoldan giden bir mockumentary filmi. Daha doğrusu filmin son 25 dakikasına kadar bir gençlik-drama filmi izlediğinizi, hatta izlediğinizin bir film de olmadığını ve iki genç kızın yaşadıklarına bir şekilde dahil olduğunuzu düşünebilirsiniz. Aslında filmin bu yönde sıkıntıları da yok değil. Bunlardan önce filmin ekibine bir göz atalım.

Filmin yönetmeni Michael Goi, aslında görüntü yönetmeni olarak çalışan bir isim. Seksenli yılların sonundan itibaren girdiği film piyasasına ucuz video filmleri ve erotik filmlere görüntü yönetmenliği yaparak başlamış. Son beş yıl içerisinde ise televizyona geçiş yaparak My Name is Earl, The Mentalist, Glee ve American Horror Story gibi isminden söz ettiren dizilerde çalışmış. Megan is Missing yönetmenin ikinci filmi. Senaryosu da kendisine ait olan filmi evladı gibi sevdiğini IMDB mesaj panolarında izleyicilerle mesajlaşmasından anlayabiliyoruz. Kızların annelerini canlandıran Tammy Klein ve April Stewart dışındaki oyuncular pek fazla oyunculuk tecrübesi olan kişiler olmasa da göze batan bir rol görmedim. April Stewart son 8 sezondur South Park dizisinde ve envai çeşit video oyununda (mesela God of War 3’teki Afrodit) seslendirme yapmış.

Filme ismini veren Megan 14 yaşında bir kız. Filmdeki gençlerin yaşam tarzı 1995 yapımı Kids filmini anımsatabilir, hemen hemen hepsi uyuşturucu kullanıp bol bol seks yapıyor. Megan’ın yancısı Amy ise biraz daha içine kapanık, antisosyal bir kız. (daha&helliip;)


6
May
2012

Chop (2011)

Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Terror Firmer ve Tromeo&Juliet gibi Troma klasiklerinden hatırlayacağınız Will Keenan’ın başrolde oynadığı Chop bir anda karşıma çıkan, bir anda izlediğim ve bir anda hoşuma giden bir film oldu. Filmde görev alanlardan Troma geçmişi olan tek kişi de Keenan değil, filmin yönetmeninden senaristine ve bazı oyuncularına kadar herkes bir şekilde Lloyd Kaufman’ın elinden geçmiş (gerçi bu cümle yanlış anlamalara mahal verebilir). Filmin mesaj vermek gibi bir gayesi yok, hızlı bir şekilde hikayesini anlatıyor ve bitiyor. Zaten bazı filmlerin neden mesaj verme kaygısı içinde olduğunu hiçbir zaman anlayamamışımdır, ilk Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın “Okul ticarethane değildir” mesajıyla sonlanması gereken bir gelenekti diye düşünüyorum.

2008 yılına dönelim. O sene Deadgirl diye rahatsız bir film çıkmıştı. Gayet ciddi, izleyiciyi tedirgin etmeyi kafasına koymuş bir filmdi. Deadgirl’ün senaristi Trent Haaga’nın ilk yönetmenlik denemesi ise Chop. Chop, bütçesi nedeniyle gavurun gorehound dediği kanlı film seven izleyiciye pek bir şey vaad etmese de mevzubahis sahneleri  yeterli şekilde tattırmış. Tür olarak gerilim-kara komedi sınırında gezen bir film fakat ton değişimi sıkça yaşandığı için izleyenin kafasını karıştırması muhtemel.

Biricik Tromeo’muzun canlandırdığı Lance adında evli, mutlu, çocuksuz bir adam filmin asıl karakteri. Filmin kötü adamı ise Lance’i bozulan arabasının başında bulup gideceği yere kadar götürmeyi teklif eden bir yabancı (ki adı da credits kısmında Stranger olarak geçiyor). (daha&helliip;)


9
Mar
2012

Morirai a mezzanotte (1986)

Giallo Korku Filmleri kategorilerinde yayınlandı.

Lamberto Bava’nın 1986 yılında çektiği Morirai a mezzanotte ya da Midnight Killer, yönetmenin diğer filmleri gibi türe pek fazla katkısı olmayan ama izlendiği takdirde zevk alınacak bir film. Lamberto Bava denen adamın işi gerçekten zor, yaptığı bütün işler otomatik olarak babasıyla kıyaslanmış. Tabii ki Mario Bava ile kıyaslandığında vasat kalıyor (ki çok az kişi kalmaz). Bağımsız olarak ele alındığında ise Lamberto Bava gençliğinde babasıyla geçirdiği yıllardan çok şey öğrenmiş bir yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Atmosfer yaratma ve izleyiciyi diken üstünde tutma konusunda gayet başarılı, böylece uzun kovalamaca sahneleri bazı giallo veya slasher filmlerinde olduğu gibi uyku getiren veya izleyiciye kötü anlamda eziyet eden türden değil. Midnight Killer’ın güzelliğine etkisi olan isimlerden bir diğeri ise filmin müziklerini hazırlayan Claudio Simonetti. Simonetti’yi özellikle Dario Argento filmlerindeki müzikal katkılarından hatırlayabilirsiniz, kendisi Goblin grubunda da klavye çalıyormuş. Midnight Killer’da ise zaten müzikler gayet dikkat çekici. Filmin senaryosu ise Lamberto Bava ve Dardano Sacchetti’ye ait. Sacchetti’nin daha önce çalıştığı senaryolar arasında Zombi, Manhattan Baby ve New York Ripper gibi Lucio Fulci filmleri ile kült haline gelmiş Bronx Warriors, Blastfighter, Cut and Run gibi aksiyon filmleri var.

Yönetmenin bu filmden üç sene önce çektiği A Blade in the Dark’la kıyaslandığında üç sene içerisinde giallo tarzında büyük bir yol kat ettiğini görmek mümkün. A Blade in the Dark’ın aslında televizyona yönelik dört bölümlük bir dizi projesi olduğunu fakat barındırdığı şiddetten dolayı reddedildiğini ve boşa gitmesin diye sinemaya çok düşük bir bütçe ile uyarlandığını da göz önünde bulundurmak lazım. (daha&helliip;)


12
Oca
2012

Sapık Kadın (1988)

Yeşilçam kategorilerinde yayınlandı.

Türk sinemasının çakma filmler furyasından nasibini ziyadesiyle almış bir film olan Sapık Kadın’ı muhtemelen izlemeyen yoktur. Bu yüzden bu yazıda bu filmle ilgili bir takım isyanlarımı dile getireceğim.

Öncelikle Perihan Savaş’ın canlandırdığı Tülay isimli kadın karakteri -ki kendisi filmin adı Sapık Kadın olduğu için izleyicinin gözünde filme 1-0 yenik başlıyor- sapık değildir. Kendisi depresyondadır. Kendisine yapılanlar yüzünden depresyondadır ve en sonunda delirir. Sapıklıktan kasıt telefon sapıklığıysa o ayrı. Çünkü kadının Tarık Tarcan’ın hayat verdiği Ahmet isimli karaktere yaptığı tek kötülük geceleri telefonla arayıp uykusundan etmesidir. Bir de kızının tavşanını öldürüyordu ama ona da kılıf uydurdum, daha geleceğiz oraya.

Muhtemelen izlemeyen yoktur diye başlamıştım fakat yine de kısa bir özet geçeyim. Ahmet avukattır. Hüdaverdi’ninkilere çok benzeyen gözlüklerini takıp davalara girmektedir. Hukuk alanında parlayan bir yıldızdır. İş hayatındaki başarısı aile hayatında da sürmektedir, bir kızı ve kendisini çok seven, benim ise android olduğundan şüphelendiğim bir karısı vardır. Ahmet’in yolu gazeteci Tülay ile kesişir, karısı ve kızının kayınvalidesinin yanına gitmesini fırsat bilen Ahmet, Tülay ile orada burada sevişmeye başlar. Hevesini aldıktan sonra Tülay ile ayrılır. Tülay ise Ahmet’in peşini bırakmaktan yana değildir… (Gizemli gibi bitirdim.) (daha&helliip;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İyiKötüFilm Hakkında
İyiKötüFilm Röportajlar
İyiKötüFilm Bağlantılar
Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korkucu Once upon in a time in Western Öteki Sinema Sinematik Ters Ninja

İyiKötüFilm Feeds


İyiKötüFilm
yeni