iyiköfüfilm

Tolga Demirtaş: Merhaba April. Bize zaman ayırdığın için teşekkürler.

April Monique Burril: Problem değil!

Tolga Demirtaş: Bize biraz kendinden bahseder misin?

April Monique Burril: Zaten röportaj soruları bu işe yaramıyor mu? Çekirdekten yetişme bir sanatçıyım – grafik dizayn ve illüstrasyonlar yapıyorum. Ama şansım yaver gitti ve sonunda bir oyuncu oldum. Gerçekten, bütün sanat türlerini çok seviyorum. Ailemle şarkılar söyleyerek büyüdüm, birkaç enstrüman çalmayı öğrendim (hiçbiri profesyonel düzeyde değil), hayatımın büyük çoğunluğunda bir takım dans dersleri aldım (bale, jazz, modern, Latin, Afrika, oryantal), DAİMA resim yaptım, bulabildiğim yerel yapımlarda rol aldım ve son yıllarda dövüş sanatlarını da sanatçı hobilerime ekledim. Hepsini çok seviyorum, sanırım kelimenin gerçek anlamıyla en üst seviyede bir amatörüm.

T.D.: Seni Chainsaw Sally olarak tanıyoruz. Chansaw Sally fikri nasıl ortaya çıktı?

A.M.B.: Chainsaw Sally aslında JimmyO ve benim yarattığımız, Jamo Alturnative Theatre için bir nevi web hostesi ve konuşmacısı olarak kullandığımız bir karakterdi. Özellikle Jamo’nun en çok oynanan oyunu olan, sonradan ilk filmimiz olarak çekeceğimiz korku komedi türündeki Silver Scream’in  ilgi çekmesi için kullanıldı. Filmin dvdsi hala Forbidden Pictures web sayfasında satışta. İlk filmi çektikten sonra film yapmaya aşık olduk ve ilgimizi sahneden ekrana kaydırdık. Chainsaw Sally karakteri zaten kitlesine sahipti bu yüzden doğal olarak bir sonraki filmimizi bu karakter üzerine kurduk.

T.D.: Peki bize biraz Chainsaw Sally Show’dan bahseder misin?

A.M.B.: The Chainsaw Sally Show filmden birkaç sene sonra ortaya çıktı. Bu süre zarfında beklemedeydik, filmimize daha güzel bir devam filmi çekmek için para bulmaya çalışıyorduk. Şansımız yoktu ve kendimizi sık sık burnumuzun ucundaki oltalarda sallanan Hollywood tuzağı bütçelerle yüz yüze buluyorduk. Sonunda Jimmy sıkıldı ve sıfır bütçeyle bir dizi çekmeye karar verdi. Neden harika bir senaryomuz varken paramız olmadığı için çöpe gitsin ki? Burada bir sürü yetenekli ve iyi çalışan dostlarımız var. Çekim yapabileceğimiz yerler var. Ekipmanımız var. Böylece Jimmy The Chainsaw Sally Show’u yaptı. Daha sonra dvd’de toplanacak olan ve web sitemizde yayınlanan haftalık bir slasher sitcomu. Gayet iyi gitti ve çekimler çok eğlenceliydi. Karakterlerimize bürünmek için koca bir sezona sahip olmak bütün oyuncular için harika bir deneyimdi. İkinci sezona başlamayı iple çekiyorum!

T.D.: Chainsaw Sally karakteri oldukça popüler. Bu konuda ne düşünüyorsun? Bu popülaritenin sebebi sence ne olabilir?

A.M.B.: Bilmiyorum! Ama çok hoşuma gidiyor! Belki de eski usül göğüs ve kıç filmi (T&A) olduğundandır (memenin gücünü asla hafife almayın!). Belki karakterin yaptığı her şeyde mizahi unsurlar olması, belki de -yaşadığı psikoza rağmen- diğerlerine nispeten daha zeki bir katil olduğu içindir. Sally kendini bir kahraman olarak görüyor – dünyayı daha iyi bir yer haline getiriyor. Filmdeki cinayetlerin herkese zevk verdiğini biliyorum çünkü insanı gıcık eden şeylere karşı bir tepki olarak gelişiyor – marketteki ekspres kasalardan çok fazla ürün geçirmeye çalışanlar, Cadılar Bayramı’na karşı çıkan aşırı bağnaz tipler veya sadece kabalık eden insanlar. Sebebi ne olursa olsun, izleyicilerin sevmesi çok hoşuma gidiyor! Hayranlarımız olmasa KOCA BİR HİÇTİK!

T.D.: Dijital teknolojinin yardımı ve internetin yaygınlaşmasıyla film çekmek artık daha kolay bir hale geldi. İnsanlar sence sayısı oldukça fazlalaşan düşük bütçeli filmlerden artık sıkıldı mı?

A.M.B.: Olabilir. Film yapımının ulaşılabilirliği hem iyi hem kötü bir şey. Kötü olan tarafı HERKESİN bir film yapabilmek için gerekli kaynaklara ulaşabilmesi… yetenekleri olsun ya da olmasın farketmiyor. Bu da ne yazık ki piyasayı iyi bağımsız filmcilerin hak ettiği ilgiyi görmesini engelleyecek kadar çok filmle dolduruyor.   İyi tarafı ise bütçeniz olmadan yeteneğiniz veya sunacak iyi bir fikriniz olmaması olayını kaldırıyor. Yani ne kadar kötü şey varsa o kadar da iyi şey var. Hollywood tekelinin dışında yer alan film işlerinde kurallara göre oynanmıyor. Her iki şekilde de yeterince heyecan verici.

T.D.: Hangi korku filminde oynamak isterdir? Ve favori korku filmi yönetmenlerin kimler?

A.M.B.: Hangi korku filmi mi? Çekilecek olan bir korku filmi! Aslında bunu çekilecek olan ilginç karakterlere ve zekice yazılmış bir senaryoya sahip bir film olarak değiştirelim. İnsan olmayan bir varlığı canlandırmayı ÇOK isterim. Belki bir tür iblis olabilir. Eğer umduğumuz gibi giderse seneye David Gwynn’in çekeceği Reptilians adlı filmde Raziel adında bir tür sürüngen kraliçesini canlandıracağım. Yönetmen olarak ise Joss Whedon (çünkü Firefly ve Buffy dizilerinin BÜYÜK bir hayranıyım – karakterleri harika!) Mel Brooks, Wes Craven, John Carpenter, Quentin Tarantino, ve Robert Rodriguez diyebilirim.

T.D.: Jimmyo Burril ile birlikte Forbidden Pictures’ın kurucususun.Forbidden Pictures ile ilgili bizi biraz bilgilendirir misin? Ne tarz işler yapıyorsunuz?

A.M.B.: Şu an genellikle eğer gereken kaynağımız varsa ve yapacak ruh halindeysek JimmyO’nun yazmış olduğu her senaryoyu filme alıyoruz. Grubun diğer üyeleri Shawn Jones ve Patrick Storck birkaç komedi senaryosu getirmeyi teklif etti ve bunlar üzerinde çalışmak için de sabırsızlanıyoruz. Şimdilik türlerimiz genellikle korku ve korku komediden oluşuyor, ek olarak korku ve drama ile aksiyon sınırları arasında gidip gelen birkaç senaryomuz daha var.

T.D.: Bugünlerde Amerikan korku filmi endüstrisi orjinal fikirler üretmekte sıkıntı yaşıyor. Genelde Avrupa ve Asya filmlerinin remakelerine yöneldiler. Amerikan korku film sektörü hakkında ne düşünüyorsun?

A.M.B.: Aslında Amerikan filmlerini de yeniden çekiyorlar! Yeniden çevrim olayına gelince genellikle bunu çok sinir bozucu buluyorum çünkü eğer Hollywood’dakiler bağımsız film yapımcılarını arayacak ve destekleyecek cesarete sahip olurlarsa (veya bir kütüphaneye gitseler bile yeter) çok orijinal fikirler bulabilirler. Bu ve Hollywood’dan bugünlerde çok az orijinal iş çıkıyor olması. Diyeceğim o ki, geçtiğimiz sonbahar bir miktar özgün film çıktı ve 2011 yılının Ocak ayında biraz daha çıkacak. Umarım bu yeniden çevrim modasının yavaş yavaş durduğu anlamına geliyordur. Yeniden çevrimi gayet güzel olan yabancı filmler de var. Şüphesiz orijinal versiyonları çok daha iyi ama bazen filmi altyazı okumadan veya kötü dublajlarla yüzgöz olmadan izlemek kendinizi daha kolay kaptırmanıza sebep oluyor. Aklıma ilk gelen örnek Ringu ve The Ring. İkisini de izledim ve ikisinden de zevk aldım. Ama Amerikan versiyonuna daha çok kapıldım. Daha iyi olduğu için değil, neredeyse aynı filmin sahne sahne tekrar çekilmiş haliydi. Sebebi anlayabileceğim bir dilde olması ve (daha da önemlisi) yabancı hissetmeyeceğim yerlerde çekilmiş olmasıydı. Filmle bağ kurmak konuya daha çabuk dahil olmanızı ve korku ile dehşet adındaki güzel hislere daha çabuk kapılmanızı sağlıyor. Tekrar çekilmesine gerek olmayan klasiklerin yeniden çevrimleri mi? Son derece boktan. Texas Chainsaw Massacre? Nightmare on Elm Street? Halloween? Hollywood’un bunlara bulaşması hiç hadlerine değil. Gerçek halleriyle zaten harikalar. Yeni nesil için slasher filmleri mi pazarlamak istiyorsunuz? Yenilerini yapın! Bu ne kadar zor ki?

T.D.: Son zamanlarda Fransız korku sineması güzel işlere imza atıyor. Ayrıca bir dönem de Japon hayalet temalı korku filmleri de oldukça popüler ve iyiydi. Senin korku türünde takip ettiğin ve beğendiğin ülke sineması hangisi?

A.M.B.: Eee, Amerika’da yaşıyorum… işte cevabın. Tabii bu arada bir Fransız veya Asya (ya da İsveç) yapımı filmler karşıma çıktığında izlemiyorum demek değil. İzliyorum ama daha sık olarak yerli yapımları izliyorum.

T.D.: İnsanlar genel olarak 80’li yılları korku türünün altın çağı olarak düşünür. Fakat bana göre 70’li yıllar daha özel. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

A.M.B.: Seksenli yılları asla korku sinemasının altın çağı olarak görmedim. Korku türü filmlerin çıkmaya başladığı 20. yüzyılın başlarından şimdiye kadar sinema tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Herschell Gordon Lewis’in gore filmleri, Night of the Living Dead’in mahşeri umutsuzluğu, Exorcist’in ahlaki şoku, Texas Chainsaw Massacre, Last House on the Left ve I Spit on your Grave gibi sadist dehşet filmleri ile altmışlı yılların sonları ve yetmişlerde korku türü sınırları zorlamaya başladı. Bu sınırları zorlama olayı o yıllarda dünyada olup bitenlerin bir yansıması olarak görülebilir.

T.D.: Bir Türk korku filmi izleme şansın oldu mu?

A.M.B.: Hayır, izlemedim. Bana bir tanesini göndermek ister misin?

T.D.: Son olarak Türk hayranlarına ne söylemek istersin?

A.M.B.: Teşekkürler! Hayranım olduğunuz için teşekkürler! Asla hayranlarım, özellikle başka ülkelerde hayranlarım olacağını düşünmezdim! Çok, çok teşekkür ederim!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  1. Henüz yorum yapılmamış.

Yorumunuz:


Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


yeni