iyiköfüfilm

Apokaliptik bilimkurgu janrı bilimkurgunun bir alt türü olarak, nükleer savaş, salgın hastalık veya başka büyük bir felaket ile insanlığın sonunun geleceğine dair hikâyeler anlatır. Post apokaliptik bilimkurgu ise mekân olarak, bu tarz büyük felaketler sonrası yeniden kurulan dünyada geçer. Zaman ise ya bu felaketten hemen sonrasını anlatır ve hayatta kalanların çektiklerine veya psikolojilerine odaklanır ya da felaketin üzerinden belli bir süre geçtikten sonra, felaket öncesi medeniyetin geçmişte kalan, çoktan unutulmuş halini anlatır. Post-apokaliptik hikâyeler genelde teknolojinin olmadığı ilkel bir gelecekte ya da sadece bazı kırık dökük, eski teknolojik aygıtların kaldığı bir dünyada geçer. Bilimkurgunun bu türü ile distopik toplumlar veya kara ütopyaları ele alan türü arasında çok muğlâk bir sınır vardır.

Bu türler, ‘nükleer bir silah ile bütün dünyanın yok edilmesi’ olasılığının, toplumların bilinçlerine yerleştiği İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra popülerlik kazanmışlardır.  Öte yandan, kayda değer apokaliptik romanlar, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Mary Shelley’nin The Last Man romanını yayınlamasına kadar geriye gider. Ayrıca, alt türler apokaliptik edebiyattan, binlerce yıllık hikâyelerden ve yorumlardan beslenir.

Antik Yazıtlar

Babil ve Yahudi gelenekleri de dâhil olmak üzere pek çok toplum, apokaliptik edebiyat ve mitoloji üretmiştir, bazıları dünyanın ve insanlığın sonunu anlatmıştır.

Peygamber Nuh’un ve gemisinin Kutsal Kitap’ta geçen hikâyesi, çürümüş bir medeniyetin sonunu ve onun yerine yeni kurulan bir dünyayı anlatır. Milattan sonraki ilk asırlar pek çok apokaliptik eserin ortaya çıkışına şahit olmuştur. Yeni Ahit’te de yeri olduğu için bunların en bilineni, yok oluşa dair kehanetlerle dolu olan Book of Revelation (Vahiler)’dir. ‘Sırların ifşası’ anlamına gelen apocalypse (kıyamet) sözcüğü de buradan gelmektedir. Dini araştırmalara göre, apokaliptik metinlerde ve hikayelerde ya cennete çıkarılan ya da geleceğin gösterildiği bir insanoğlu vardır ve bu kişi, oldukça gizli sırlar taşır. Birçoğu cennet ve gelecek hakkında olan bu vahiler, bugün yaşanan olayların nedenlerini açıklar.

Yeni Ahit’in Apokrifa külliyatından başka Peter, Paul, Stephen, Thomas, James ve Gnostic  Apokalips’leri vardır.  İncil’den alınan apokaliptik hikayeler de dahil olmak üzere bu dönemin inanç ve fikirleri gelişen Hıristiyan Eskatolojisini de etkilemiştir.

Modern Eserler

1900 Öncesi

Modern apokaliptik bilimkurgunun ilk örneği Mary Shelley’nin 1826’da yazdığı The Last Man romanı olarak gösterilebilir. Bu romanın son bölümünde salgın sonucu insanlığın yok olduğu bir dünyada yaşayan bir adamın hikâyesi anlatılmaktadır. Bu alt türün pek çok unsurunu taşıyan roman, kimileri tarafından ilk bilim kurgu romanı olarak kabul edilmiştir; fakat bu sıfat Shelley’nin daha önce yazdığı ve daha ünlü olan Frankenstein romanına aittir.

1885’te  Richard Jefferies’ının yazdığı, After London gerçek bir “post-apokaliptik bilimkurgu ” olarak nitelendirilebilir;  ani ve tanımlamayan bir felaket sonrası İngiltere nüfusu neredeyse yok olmuştur; taşra kasabaları doğal haline geri bürünür ve hayatta kalan bir kaç kişi yarı ortaçağ yaşam tarzına döner. İlk birkaç bölümde sadece, İngiltere’nin dönüştüğü harika doğa tasvirleri anlatılır: tarlalar ormanlarla kaplanır, evcilleşmiş hayvanlar vahşi doğada yaşar, yollar ve kasabaların üzerini doğa ile örtülür, nefret edilen Londra bir göle ve zehirli bir bataklığa dönüşür. Hikâyenin geri kalanı onlarca yıl sonra vahşi hayat ve toplumda geçen tam bir macera, arayıştır; ama ilk bölümler sonraki bilim kurgu hikâyelerine bir temel oluşturmuştur. Benzer şekilde, Stephen Vincent Benét’in “By the Waters of Babylon” (1937) isimli kısa öyküsü belirsiz bir felaketten kaçan ve yerle bir olmuş New York’a gelen bir adamın kabul görme arayışını anlatır. 1898’de basılan H.G. Wells romanı The War of the Worlds , Mars’ta yaşayan varlıklar tarafından dünyanın ele geçirilişini anlatır. Uzaylılar, durdurulamaz araçlar üzerine yerleştirilmiş gelişmiş silahlar ile sistematik olarak Viktoryen dönem İngilteresi’ni yerle bir ederler. Orson Welles, Mercury Theatre’da (Mercury Tiyatrosu) kendi programında romanın radyo uyarlamasını yapınca, roman en çok bilinen erken dönem apokaliptik eserlerden biri olmuştur. Daha sonra pek çok kez sinemada, televizyonda yeniden çevrilmiş ve radyoya, müziğe ve bilgisayar oyunlarına da uyarlanmıştır.

 

1900 Sonrası Eserler

Nükleer Savaş

Soğuk Savaş dönemi, nükleer savaşın gerçek olması ile bu alt türe olan ilgiyi arttırmıştır.  Paul Brians, 1895-1984 yılları arasındaki hikâyeler, romanlar ve filmlerde geçen atom savaşlarını incelediği  Nuclear Holocausts: Atomic War in Fiction adlı eserini yayınlamıştır.

Artık bu yıkımı derecesini tahayyül etmek hayal değildir. Mordecai Roshwald’nin Level 7, Nevil Shute’nin On the Beach ve Pat Frank’in Alas, Babylon, gibi bazı yeni eserler genel bilimkurgunun özelliklerini tanımlayan hayali bilim ve teknolojiden kaçınmışlardır. Diğerleri mutantlar, işgalci uzaylılar veya geleceğin egzotik silahları gibi (örn. James Axler’s Deathlands) daha fantastik öğeler taşır. Walter M. Miller, Jr.’ın 1959 tarihli A Canticle for Leibowitz adlı yapıtı bu alttürdeki ufuk açıcı bir eserdir. Kilisenin (Katolik veya diğerleri) yeniden yükselişi, sözde ortaçağ toplumu gibi düşünceler ile soykırım öncesindeki dünyanın bilgisini yeniden keşfetme teması bu kitabın merkezini oluşturmaktadır.

Bazı teorisyenlere göre, yakın geçmişinde Hiroshima ve Nagasaki’ye atom bombası atılmış olması, pek çok apokaliptik temayı da içerecek biçimde Japonların popüler kültürünü derinden etkilemiştir. Japon’ların manga ve animeleri apokaliptik hayal ürünleriyle bezelidir.

Andre Norton en bilinen post apokaliptik romanlardan biri olan Star Man’s Son (AKA, Daybreak 2250)’ı 1952’de yayınlanmıştır. Kitapta genç bir adam olan Fors, radyasyonun mahvettiği bir yerde mutasyona uğramış telepatik bir kedinin yardımıyla bilgiye erişmek için Arthurvari bir arayışa sürüklenir. Kahraman mutasyona geçirmiş yaratıklarla karşılaşır; “canavar yaratıklar” muhtemelen insanların genetiği bozulmuş bir formudur.

Çocuk romanları yazarı Jeanne DuPrau, 2003’te, genç erişkinler için yazdığı dört kitaplık bir post-apokaliptik serisi olan romanların ilkini yayınlar. The City of Ember, adlı bu roman Bill Murray ve Saoirse Ronan’ın başrolünü paylaştıkları bir film olarak sinemaya da uyarlanmıştır.

Post-apokaliptik bilimkurgunun son eserlerinden olan Cormac McCarthy’nin Pulitzer Prize-ödüllü The Road (2006) adlı romanı, aynı zamanda yönetmen John Hillcoat tarafından, Viggo Mortensen ve Kodi Smit-McPhee başrollerini paylaştığı bir film ile sinemaya da uyarlanmıştır. Metinde dünyanın bir bölümünü yok eden olayın nedeni asla açıklanmaz.

Salgın Hastalık

Jack London’ın 1912’de yayınlanan romanı The Scarlet Plague San Francisco’da 2072 yılında geçer; gezegenin nüfusu altmış yıl önce bir salgınla büyük ölçüde azalmıştır. George R. Stewart’ın Earth Abides (1949) adlı eseri insanlığın büyük kısmının bir salgın hastalık tarafından yok edildiğine şahit olan bir adamı anlatır. Adam bilgi ve öğreti biriktirerek, yeni bir medeniyet kurmak için çalışırken, adamın çevresinde zamanla küçük bir topluluk bir araya gelir.

1970’lerde BBC’de yayınlanan bir televizyon dizisi olan Survivors, yakın zamanda 2008’de yeniden çekildi. Dizide, genetik olarak geliştirilen bir virüs, dünya nüfusunun %99’unu öldürür ve sonrasında yaşanan erken etkilenme döneminde hayatta kalan bir grup İngiliz’in öyküsü anlatılır. İlk bölümler salgının hemen ertesindeki etkileri incelerken, ikinci ve üçüncü seriler hayatta kalanların yeni toplumlar kurma ve diğer topluluklarla ilişkiye girmelerini ele alır.

1978’de, Stephen King The Stand’i yayınladı; roman dünyanın sonunu getiren bir grip salgınından kurtulan küçük bir grup insanın yolculuğunu anlatmaktadır. 1949’da yayınlanan Earth Abides romanından etkilendiği söylense de, King’in kitabı pek çok doğaüstü öğeyi barındırmaktadır ve korku bilimkurgu türünde değerlendirilmektedir. David R. Palmer’ın ödüllü romanı Emergence (1984) insanoğlunun çıkardığı bir salgın hastalık ile dünya nüfusunun çok büyük kısmının yok olduğu bir zamanda geçmektedir.

Nobel ödüllü Portekiz yazar Jose Saramago’nun 1995’te kaleme aldığı Körlük isimli romanı, körlüğün kitlesel bir salgın olarak yayıldığı bir şehirde ya da ülkede sosyal yapının altüst oluşunu anlatmaktadır.

Margaret Atwood’un romanı Oryx and Crake, distopyan post-apokaliptik bilimkurguya bir örnektir. Hikâye genetik olarak dönüştürülmüş bir virüsün, kendileri de genetik olarak oynanmış başkarakter ve küçük bir grup insan dışında herkesi yok ettiği bir çerçeveye oturtulmuştur. Bir seri geri dönüşler ile biyo-korporasyonların idare ettiği bir dünya düzeni tasvir edilir ve kıyamete neden olan olaylar açıklığa kavuşur. Hikâyeyi daha sonra The Year of the Flood takip etmiştir. Kısa öykü “Freeforall” ise totaliter bir toplumun cinsel birleşme ile geçen bir salgın hastalığı durdurmaya çalışmasını anlatır.

Richard Matheson’ın I Am Legend romanında, dünya nüfusunu vampir benzeri yaratıklara dönüştüren global bir salgından etkilenmeyen tek insan olan Robert Neville’in hayatı konu alınır.

Frank Herbert  The White Plague (1982) romanı, IRA tarafından gömülen ve sonra patlayan bir bombanın, moleküler uzmanı biyolog John Roe O’Neill’in 20 Mayıs 1996 günü karısı ve çocuklarını öldürmesi ile başlar. Ailesini kaybedince çılgına dönen O’Neill, soykırımvari bir intikam planlar ve kadınları öldüren bir virüs yaratır. O’Neill daha sonra bu virüsü İrlanda’da (teröristleri desteklediği için), İngiltere’de (İrlandalıları baskı altında tutarak, onlara terör nedeni verdiği için) ve Libya’da (bahsi geçen teröristleri eğittiği için) yayar.

Ayrıca bu ülkelerde vatandaşları olan hükümetlere, vatandaşlarını geri çekmelerini ve bu ülkeleri karantina altına almalarını söyler. Bu sayede salgın, kendi belirlediği alanda yayılacaktır; sonuçta onlar da O’Neill’in kaybettiklerini kaybedeceklerdir. Eğer söyledikleri yapılmazsa elinde yayacak daha çok virüs vardır.

Modern Teknolojinin Çöküşü

René Barjavel’in 1943 tarihli romanı Ravage, Fransa’nın Almanya tarafından işgal edildiği dönemde yazılmıştır. Roman ani bir elektrik kesintisi sonucu kaosun, kıtlığın ve hastalıkların ortaya çıktığı, geleceğin mahvolmuş Fransa’sında geçmektedir ve kurtulmayı başaran bir grup insanın çaresizce hayatta kalma mücadelesini anlatır. Barjavel’den yarım yüzyıl sonra, S. M. Stirling 2004 yılında benzer temalı  Dies the Fire romanı kaleme almıştır. Romanda dünya çapında ani ve gizemli bir ‘Değişim’ fizik kanunlarını değiştirir, sonuç olarak da elektriğin, ateşli silahların ve yüksek enerji isteyen birçok teknolojinin artık çalışmaz. Medeniyet taş taş üste kalmadan çöker ve iki farklı topluluk ortaçağ teknolojilerini, yeteneklerini ve büyülerini yeniden yaratmak için birbirleriyle mücadele ederler. Modern teknolojinin çöküşünü konu alan Afterworld ise bilgisayar animasyon teknolojisi ile geliştirilen Amerikan bilimkurgu televizyon dizisidir.

Uzaylı Tehditleri

Edgar Allan Poe’nun 1839 tarihli kısa öyküsü “The Conversation of Eiros and Charmion” da öldükten sonra, dünyanın sonunu getiren kıyameti tartışan iki ruh vardır. Dünyaya çarpan bir kuyruklu yıldız gezegenin atmosferindeki nitrojeni yok etmiş ve geriye sadece oksijen kalmıştır, sonuçta bütün dünya cehenneme dönmüştür. 1933’te Philip Wylie ve Edwin Balmer’in birlikte kaleme aldıkları When Worlds Collide adlı romanda dünya sahte bir gezegen olan Bronson Alpha tarafından yok edilir. Seçilmiş bir kaç kişi bir uzay gemisi ile kaçmayı başarır. Romanın devamında kaçmayı başaran bu grup, dünyanın eski yörüngesine yerleşmiş olan Bronson Alpha gezegenin kardeşi Bronson Beta’da yeni bir hayata başlarlar.

1954’te  J. T. McIntosh’ın yazdığı One in Three Hundred romanında bilim adamları, Güneş’in patlayacağı kesin gün saat ve dakikayı hesaplamayı başarırlar. Sonuçta, güneş gören yarımküreden başlayarak dünya üzerindeki denizler buharlaşacak ve yeryüzündeki hayat 24 saat içerisinde tamamen yok olacaktır. Korkunç kasırgaların ve felaketlerin kopacağı tahmin edilmektedir. Binalar havaya uçacaktır. Tahliye edilen insanları Marsa götürmek için binlerce uzay gemisi üretilir. Güneş patlamaya başladığında her şey takvime göre gerçekleşir, fakat pek çok uzay gemisi  bozulur ve  Marsa gitmeyi başaramaz.

Jerry Pournelle ve Larry Niven (1977) beraber kaleme aldıkları Lucifer’s Hammer adlı romanda, büyük felakete yol açan bir kuyruklu yıldızın, dünyaya çarpması ve çeşitli insan topluluklarının felaket sonrası Güney California’da hayatta kalma mücadelesi anlatılır.

 

Cosy Catastrophe (Cosy Felaketler)

“Cosy catastrophe” post-apokaliptik bilim kurgunun özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz bilimkurgu yazarları arasında yayılan bir tarzına verilen isimdir. “Cosy catastrophe” tarzında yazılan bir eserde, alışılageldiği gibi bir medeniyet sonlanır ve hayatta kalmayı başararak daha sonra kendi medeniyetlerini kuracak olan bir grup insan dışında herkes ölür. Bu tanımı Brian Aldiss, “Billion Year Spree: The History of Science Fiction” adlı eserde kullanmıştır. Kavram, 1890’larda Ignatius L. Donnelly (Edmund Boisgilbert takma adıyla), tarafından yazılan Caesar’s Column isimli romana kadar geriye gider. Zenginlerin iktidarına ve oligarşiye karşı alt sınıfın kanlı isyanı, medeniyetin yıkılmasına neden olur, ama başkahraman (Uganda dağlıklarında Avrupa’nın müstahkem bir kolonisi olan ) evine geri dönmeyi başarır. Cosy mystery, gizemli bilimkurgu (mystery fiction?) türüne benzer özellikler taşır.

The Day of the Triffids romanının yazarı İngiliz John Wyndham, özellikle Brian Aldiss’in eleştirilerine maruz kalmıştır. Eleştirmen L. J. Hurst, kitapta ana karakterin birçok cinayete, intihara ve şansızlıklara tanık olduğunu ve çoğu zaman kendisinin de ölüm tehlikesi ile karşılaştığını söyleyerek Aldiss’in suçlamalarını reddeder.

John Christopher’ın romanı The World in Winter (1962) da bu kategori içerisinde yer alır. Ana karakter, güneşin radyasyonunda yaşanan bir düşüş sonucu Avrupa medeniyetinin çöküşüne tanıklık eder ve en aşırı uçlardan kendisini korumayı tutmayı başarır.  Yeterince şanslı olanlar Afrika’ya yerleşmek için kaçarlar, ama burada da kendilerine ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılır. Sonuçta, içinde Nijerya askerlerinin ve başkahramanın olduğu bir hoverkraft ile Londra’ya yapılan son yolculuk esnasında başkarakter görevi sabote eder; çünkü hayatta kalmayı başaran bir gruba katılan karısıyla beraber orda kalmayı tercih eder.

Katalan yazar Manuel de Pedrolo, 1974’te basılan post-apokaliptik roman “Mecanoscrit del segon origen” (Second origin typescript)’i kaleme almıştır. Dünyadaki bütün canlıları öldüren bir düşman soykırımı sonrası, iki çocuk kazara hayatta kalır.  İnsanlığın kültürünü sürdürmek ve dünya üzerindeki nüfusu artırmak görevi artık ikisindedir.

David Graham’ın Down to a Sunless Sea (1979) adlı eseri benzer bir “cosy catastrophe” ile başlar. Dünyanın geri kalanı, her tarafa ölümcül radyoaktif maddeler saçan bir nükleer savaş sonrası yok olmuştur; fakat hayatta kalmayı başaran bir grup insan, kahraman bir jet pilotunun yönlendirmesinde Antartika’ya yerleşip insanlığı yeniden kurar.

Petrol krizi sonrası

James Howard Kunstler,  World Made By Hand adlı romanında New York’un şehir dışı bölgesini mekân olarak seçer. Bir petrol kaynağı Amerikan ekonomisine ve halkına büyük zarar vererek düşüşe geçmiştir ve Amerikalılar günlük hayatlarını ucuz petrol olmadan sürdürebilmeyi öğrenmek zorunda kalırlar.

David Graham da 1982’de Sidewall adlı kitabında benzer bir konuyu kullanmıştır. Romanda zira OPEC politik amaçlardan ötürü petrol üretimini durdurunca, dünya petrole alternatif aramak zorunda kalır. Hikaye nükleer enerji ile çalışan, yarı-süpersonik okyanus aşan bir aracın inşa edilmesini anlatır ve birçok terörist grup ve ulus dünyanın petrole bağımlı kalması için bu aracı ve girişimi durdurmaya çalışır.

İyi”Kötü Film” için çeviren: Duygu KOCABAYLIOĞLU

Kaynak

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...


  • Eren
    25 Oca 2011 23:14

    türe yeni yeni ilgi duyan biriyim ve bu yazı gerçekten benim için başucu kaynağı oldu.

  • Yorumunuz:


    Attack From Planet B Extreme Haribo Giallo For Dummies Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Öteki Sinema SİBB Sinematik Ters Ninja B-Film Blog


    yeni