>

Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


14
Mar
2010

Gremlins (1984)

80’ler deyince akla gelen filmlerden biri de hiç şüphe yok ki Gremlins (1984)’dir. Sevimlilikleri yüzünden filmin başında bir korku filminden çok bir çocuk filmi izlenimi veren Mogwai’ler o dönemde hepimizin gönlünde taht kurmuş sevimli canlılardır. 80’lerin garip komedi anlayışı ve kendine özgü bir korku filmi atmosferi yaratan film izleyiciye keyifli anlar yaşatmayı vaat ediyor.

Filmimizin konusu ise kısaca şöyle; Noel yaklaşmaktadır ve çılgın mucit Randall Peltzer (Hoyt Axton) bir iş için gittiği bir şehrin Çin mahallesinde oğlu için bir hediye bakmaktadır. Randall, oğlu Billy (Zach Gilligan) için bir Mogwai almaya karar verir. Fakat Mogwai’ler bakımı oldukça zor canlılardır. Mogwai’yi satan Mr. Wing (Keye Luke) Randall’ı uyarır. Mogwai’ler gece yarısından sonra beslenmemeli, parlak ışıktan uzak tutulmalı ve asla ıslatılmamalıdır. Billy, Mogwai’ye “Gizmo” adını verir. İlk başlarda uyarılara dikkat eden Billy gün geçtikçe uyarıları dikkate almaz. Önce Gizmo’yu gece yarısı besler, sonra ıslatır ve parlak ışığa dikkat etmez. Bunun sonucu yeni Mogwai’ler üremiş ve hepsi birer canavara dönüşmeye başlamıştır.

Filmin yönetmen koltuğunda Piranha (1978) ve Howling (1981) filmlerinden tanıdığımız Joe Dante var. Ayrıca belirtmek gerekir ki executive producer olarak da Spielberg de filmde görev yapmış.

Gremlins (1984)’in gişede yakaladığı başarı bu tarz filmlerin de önünü açtı. Ghostbusters (1984) Gremlins’le aynı hafta vizyona girmiş ve yakaladıkları başarı korku-komedi unsurlarını birleştiren Beetlejuice (1988) gibi yüksek bütçeli yapımlardan tutun da düşük bütçeli B filmlere kadar birçok filme esin kaynağı olmuştur. » yazının devamı

Joe D’Amato ismi birçok kişi için tanıdık olmasa da “11 Days 11 Nights” filmi birçok kişiye tanıdık gelecektir. İtalyan istismar sinemasının en yaratıcı isimlerinden olan Joe D’Amato’nun filmi, Kim Basinger ve Mickey Rourke’un başrolünü oynadığı 9 ½ Weeks (1986) filminin bir taklidi.

Film 1986 yapımı olmasına rağmen ülkemizde gösterime 1991 yılında girmiş ve o dönemde 22 hafta gibi uzunca bir süre vizyonda kalmış. 90’lı yılların sonlarına kadar Beyoğlu’nda iki film birdenli sinemaların önünde afişlerini gördüğüm film belki de ülkemizde vizyonda en uzun kalmış filmdir.

Filmin ülkemizde gösterime girme süreci biraz sancılı olmuş; sansür kurulu ilk başlarda filmin gösterimine izin vermemiş ama Danıştay kararıyla film vizyondaki yerini alabilmiş.

Filmimiz bir mühendis olan Michael Terenzi (Joshua McDonal)’nin evliliğine 11 gün kala tanıştığı Sarah Asproon (Jessica Moore) adındaki genç ve güzel bir kadınla yaşadığı tutku dolu 11 günü anlatmaktadır. Film oldukça ağır ilerlemesine karşın izleyiciye vaat ettiği çıplaklığı sunmakta oldukça bonkör davranıyor. Bir erotik filmden beklenmeyecek cesur sahneler Joe D’Amato estetiğiyle harmanlanınca izlemesi keyifli bir film ortaya çıkmış. Filmin  “9 ½ Weeks”in bir taklidi olduğunu söylemiştik ama birebir kopyası olmadığını da belirtelim. 11 Days 11 Nights’daki Sarah’ın Michael’i bir direğe bağlayıp üzerine bir kavanoz balı boca edip seviştikleri sahnenin 9 ½ Weeks’ın hangi sahnesinden esinlendiğini söylememe sanırım gerek yok. Film bunun gibi birkaç esinlenme(!) sahnesinin dışında kendine münhasır bir D’Amato filmi. » yazının devamı

7
Mar
2010

Emmanuelle (1974)

80’lerin video furyası döneminde çok dikkat etmesem de, 90’larla birlikte özel televizyon kanallarının ortaya çıkması ve günümüzden daha cesur filmlere yer vermesiyle tanıştım Emmanuelle ile. Ergenliğe geçişin ilk dönemlerinde film benim için sadece soft core bir film olarak gözükse de sinema tarihi açısından çığır açan filmlerden birisi olduğu gerçek.

Seks filmlerinin başlangıcının 1900’lü yıllara kadar uzandığını söylemek mümkün. 60’lı yıllarla birlikte başlayan özgürlükçü söylem sinemada da kendine yer buldu. İsveç, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerle başlayan bu hareket daha sonra Amerika ve Avrupa sinemasının önemli kalelerinden  İngiltere’ye kadar uzandı. Fakat filmlerin ortak bir sorunu vardı; filmler tamamen çıplaklık üzerine kurulu ve sadece çıplaklık-seks tabusunu yıkmaya yönelik, bir şey anlatmayan filmlerdi.

1974 yılına geldiğimizde Emmanuelle bu tarz filmler içerisinde bir çığır açacaktır. Aslında film 1959’da yayınlanan aynı isimdeki bir romandan uyarlama. Tayland’da bulunan Fransız büyükelçisinin eşi Emmanuelle Arsan tarafından yazılan roman o dönemde film kadar ses getirmiştir. (E. Arsan’ın kendi yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı düşünülmektedir.)

Filmin konusu kısaca şöyle: Emmanuelle genç ve güzel bir mankendir. İşi yüzünden Fransız büyükelçiliğinde çalışan eşinin yanında çok sık bulunamamaktadır. Kocasını ziyarete gittiği Tayland’da cinselliği yeniden keşfedecektir. Birbirleriyle oldukça farklı bir ilişkisi olan çift, cinsel isteklerini sınırsız ve özgürce başkalarıyla da yaşayabilmektedirler. Eşinin başkalarıyla birlikte olmasından haz duyan Jean, onun bir gün başkasına aşık olabileceğini düşünmemektedir. Düşünmediği şey başına gelir ve Emmanuelle bir gün başka birine aşık olur. Bunu öğrenen Jean ilişkililerini tekrardan yoluna koymak için eşine, bir nevi bir “sex coach” tutar. Bundan sonrası ise Emmanuelle için bazen acı, bazen de arzu dolu dakikaların başlangıcı olacaktır. » yazının devamı

İtalyan B filmlerinin unutulmaz yönetmeni Joe D’Amato’nun yönetmenliğini yaptığı, yine İtalyan istismar sinemasının tanıdık yüzlerinden ve Joe D’Amato’nun ekürisi George Eastman’ın senaryosunda katkıda bulunduğu 1982 yapımı post-apokaliptik bir film Anno 2020 – I gladiatori del futuro.

Yıl: 2020..

Yer: Teksas..

Nükleer bir savaşın ardından dünya yerle bir olmuştur ve bir kaos hüküm sürmektedir. Bu kaos ortamında ise insanlar birbirleriyle amaçsızca çatışmakta, birbirlerine zarar vermektedirler.

Filmin açılış sahnesi, bir kilisedeki katliam ile başlıyor. Saldırıya uğrayan bir rahip haça çivilenmişken, bir tarafta da rahibelere tecavüz edilmektedir. Bu olaylar olurken içeriye 5 Teksas Gladyatörü girer. Rahip ve rahibeler dışındaki herkesi öldürürler. Görünüşe göre Gladyatörlerin kendilerine göre katı ahlak kuralları ve uygulamaya çalıştıkları bir adalet sistemleri vardır. Nisus (Al Cliver), Catch Dog (Daniel Stephen), Jab (Harrison Muller), Red Wolfe (HalYamanouchi) ve Halakron (Peter Hooten) filmimizin baş karakterleri. Nisus ise grubun lideri konumundadır.Catch Dog, nükleer savaştan kurtulmuş Maida ( Sabrina Siani) isimli güzel bir genç kızı bulur ve tam kıza tecavüz edecekken diğer arkadaşları tarafından bulunur. Nisus ve Catch Dog arasındaki bıçaklı dövüşten sonra, Catch Dog grup tarafından cezalandırılır ve gruptan ayrılır. Gruptan ayrılmasıyla birlikte bir motosiklet çetesine katılır. Bu sırada Maida ve Nisus da evlenmişlerdir.   » yazının devamı

1
Mar
2010

Gece Otostopçusu (1995)

İyi”kötü film” severler olarak Türk Sineması’nın bilinmeyen dehlizlerinde ilerlemeye devam ediyoruz. Bu seferki yazıda sizlere Sabri Kaliç’in Gece Otostopçusu (1995) (VCD piyasasındaki ismi; Ölüm Yolculuğu ya da Ölüme Yolculuk) filminden bahsedeceğim.

Filmi rahmetli Metin Demirhan’ın arşivinden edindim. VCD olarak izlediğim film, kötü bir görüntü kalitesine sahip olmasına karşın beni oldukça etkiledi. Klostrofobik bir film olan Gece Otostopçusu’nun büyük bir bölümü bir aracın içerisinde geçmekte. Başrollerinde Billur Kalkavan, Yalçın Dümer ve Sabri Kaliç’ın olduğu filmde senaryo da S. Kaliç’e ait.

Filmimiz evli bir çiftin tatil hazırlıkları yaptığı bir sahneyle açılıyor. İlkay ve Cengiz tatil için Abant’a gideceklerdir. Son hazırlıklarını yapmaktadırlar fakat Cengiz olan bitenle ilgisiz ve sadece tv izlemektedir. Bu arada birbirine paralel sahneler arka arkaya gelmektedir. Filmin ilerleyen dakikalarında karşımıza çıkacak psikopat otostopçu da kendi evinde tv izlemektedir. Otostopçu da çantasını hazırlar ve dışarıya çıkar. Bu arada çiftimiz de tatil için yola koyulmuşlardır. Yolda büyük bir sessizlik içerisinde ilerleyen çiftin birbirleriyle olan sohbeti sırasında ikili arasında bir soğukluğun olduğunu anlıyoruz. İlkay zengin bir ailenin kızıdır. Cengiz ise İlkay’la olan evliliği sayesinde kayınpederinin marketler zincirinin müdürlüğünü yapmaktadır. Evliliği boyunca bunun yarattığı ezikliği hisseden Cengiz içten içe İlkay’a karşı bir nefret beslemektedir. İkili zevksiz ve sıkıcı geçen yolculuğu biraz neşeli kılmak için hiç düşünmeden yolda gördükleri bir otostopçuyu araçlarına alırlar. İlk başlarda gayet neşeli geçen yolculuk ilerleyen dakikalarda dehşet dolu dakikalara sahne olacaktır. Bu olay İlkay ve Cengiz’i birbirine daha da yaklaştıracak mıdır, yoksa ikili arasındaki uçurum daha da büyüyecek midir? » yazının devamı