>

Sinemanın parlak spotlarından uzak kalmış ama en az onlar kadar ilgiyi hak eden iyi "kötü film" lerin Tolga Demirtaş tarafından masaya yatırıldığı bu siteye hoşgeldiniz.


Fragman Immoral Tales Kahramanlar Sinemada Korku Sitesi Once upon in a time in Western Ters Ninja B-Film Blog Asya Sineması


Fotografando Patrizia yasaklanmış, düşüncesi bile insanı rahatsız eden bir duygunun, tutkunun işlendiği bir film. Açıklanamayacak, ifşa edilemeyecek bir aşkın erotik hikayesi… İki kardeşin erotik hikayesi…

70’li yıllar İtalyan erotik filmlerine baktığımızda komedi unsurunun erotizmden daha etkili olduğunu görüyoruz. İtalya’da bizdeki gibi kayıp yıllar olarak nitelendirilen 70’li yıllardan sonra İtalyan sineması yeni arayışlara giriyor. Fotografando Patrizia da bu arayışların belki de en iyi örneklerinden biri.

Filmimiz çok alışık olmadığımız, duyduğumuzda ise insanın tüylerini diken diken eden bir konuya sahip.

Patrizia (Monica Guerritore) başarılı bir moda tasarımcısıdır. Erkek kardeşi Emilio (Lorenzo Lena) ise içine kapanık, hastalık hastası, gününü TV karşısında geçiren bir gençtir. İki kardeşin yolları annelerinin ölümüyle tekrar kesişir. Kardeşinin sorumluluğunu üstlenen Patrizia aynı zamanda onun bu içine kapanık halinden uzaklaştırmaya gayret gösterir. Emilio hemen hemen bütün gününü televizyon karşısında oyun oynayarak ya da porno filmler izleyerek geçirmektedir. Sokakta çocukların bisiklete bindiğini gördüğü sahne ise oldukça ilginçtir. Zira Emilio dışarıdaki çocuklara acınası bir yüz ifadesiyle bakar ve hemen içerideki spor salonlarındakine benzer bir bisiklete biner. Emilio, ablası Patrizia’nın özel hayatını da dikkatli bir biçimde izlemektedir. Erkek arkadaşlarıyla ilişkilerini gizli gizli takip eder. İki kardeş artık birbirlerinin özel dünyasıyla o kadar iç içedirler ki duygusal anlamda da bir birlerine yaklaşırlar. Patrizia duştan çıktığı bir sahnede kardeşine bir anne gibi sarılır. İki kardeşin sevgi dolu bu kucaklaşması Patrizia’nın kardeşinin ereksiyon halindeki penisini fark etmesiyle sonra erer. İki kardeş arasında bir süre sonra seksüel bir ilişki başlar. » yazının devamı

7
Şub
2010

Angels Hard as They Come (1971)

Biker filmler, 50’lerin başından itibaren sinemada yer almaya başlamış, istismar sinemasının bir alt türünü oluşturmuştur. Karakterlerini anlaşılacağı üzere motosiklet kullanan asi gençler oluşturur. Bu gençler çoğunlukla illegal biçimde toplanan bir motosiklet kulübünün üyeleridir. Bu türden kulüpler 40’lı yılların sonunda, 2. Dünya Savaşı’nın sonrasında Amerika’nın batı kıyılarında açılmaya başlamış.  Bu kültürün sinemaya ilk yansıması ise, 1953 yapımı Marlon Brando’nun oynadığı The Wild One filmiyle olmuş. 65 yılında Russ  Meyer’in Motorpsycho filminin ardından, 66 yılında The Wild Angels ve 67 yılında Devil’s Angels filmleri gelmiş. Fakat tür asıl başarıyı ve ünü 60’ların ortasında Hells Angels on Wheels ile yakalamıştır. Birçok bağımsız film yapımcısı 70’lerin başlarına kadar, düşük bütçeli biker filmleri yapmışlar. 70’lerin başından itibaren de biker film trendi yavaş yavaş geçmeye başlamıştır. Ayrıca birçok ünlü aktör, ilk oyunculuk denemelerini bu türe ait filmlerde gerçekleştirmiştir. Jack Nicholson, Bruce Dern, Harry Dean, Dennis Hopper bu aktörlerden bazıları.

Yönetmenliğini Joe Viola’nın yaptığı Angels Hard as They Come, biker filmler içerisinde önemli bir yere sahip filmlerden. Yapımcılığı ve senaristliğini Jonathan Demme’nin üstlendiği film, 60’lar ve 70’ler istismar sineması severler için biçilmiş kaftan adeta. » yazının devamı

Çok fazla kişi tarafından bilinmemekle birlikte, 50’lerden itibaren yüz nakli ile ilgili filmler büyük bir gelişme göstererek korku sinemasının bir alt türünü oluşturdu. Georges Franju’nun Les Yeux Sans Visage (1960) isimli filmi ile başlayan gelişme, Jess Franco’nun Awful Dr. Orloff (1962) ve Riccardo Freda’nın Double Face (1969) isimli filmleriyle devam etti. 1974 yılına gelindiğinde ise yönetmenliğini Yılmaz Duru ve Sergio Garrone’nin yaptığı, başrollerinde ise Klaus Kinski, Katia Christine’nin yanı sıra Ayhan Işık ve Erol Taş’ın yer aldığı La Mano Che Nutre La Morte / Evil Face ya da Türk versiyonundaki ismiyle Ölümün Nefesi bu türe bir katkıda bulundu.

Filmin konusuna gelecek olursak kısaca şöyle: Alex (Ayhan Işık) ve eşi Masha (Katia Chrsitine) bir araba kazası geçirirler. Bu kaza sonrası çılgın bir bilim adamı olan Nijinsky’nin  (Klaus Kinski) yaşadığı yere kaldırılırlar. Nijinsky yüzü yanarak deforme olmuş kendi eşini eski güzelliğine getirebilmek için Masha’nın yüzünden doku nakli gerçekleştirir. Ameliyat sonrasında artık Masha’nın yüzüne sahip olan kadın, kendi kocasını bırakıp Alex’le birlikte olmaya başlar ve kocasını öldürmek ister. Karısının bu vefasızlığı sonucu intikam almak isteyen Nijinsky bir yangın çıkarır. » yazının devamı

Grazie…nonna aslında bize çokta uzak bir film değil. 1975 yılında Osman F. Seden bu filmden esinlenerek Teşekkür Ederim Büyükanne filmini çeker. Türk versiyonu filmde büyükanne rolünü İtalyan güzel Sonia Viviani oynamaktadır. Teşekkür Ederim Büyükanne ve Grazie…nona aralarındaki ufak birkaç farklılığın dışında bire bir aynı filmler. Hatta bazı diyaloglar bile aynı. Fakat oyunculuktan mı, yoksa atmosferin etkisi mi adını siz koyun Teşekkür Ederim Büyükanne bana bu filmden daha eğlenceli ve iyi bir film gibi geldi.

Grazie nonna, yönetmenliğini Franco Martinelli’nin yaptığı, 1975 yapımı bir film. Klasik bir İtalyan erotik-komedi filmi.

İlk cinsel deneyimini büyükannesiyle yaşayan bir ergen… Büyükanne ise henüz otuzlu yaşların başında, 70lerin İtalyan istismar filmlerinin unutulmaz güzellikteki aktristi Fransız/Cezayir asıllı Edwige Fenech. Persiquetti ailesinin büyükbabaları, ikinci eşiyle evlendiği gece ölür. Yeni büyükanne üvey oğlunu ve üvey torunlarını görmek üzere Venezuella’dan İtalya’ya ziyarete gelir. Büyükanneyi havaalanında karşılama görevi ise evin en genç üyesi Carletto’ya (Valerio Fioravanti) verilir. Yaşlı bir büyükanne bekleyen Carletto, karşısında Maria Juana’yı (Edwige Fenech) görünce şaşkına döner. Böylesine bir güzellik karşısında heyecanlanmadan duramaz. Büyükannesine, karşı konulamaz bir cinsel arzu beslemektedir.    » yazının devamı

Uzun zamandır böyle bir liste yapmak istiyordum. Filmlerle ilgili çok fazla ayrıntıya girmeden B filmlerde boy gösteren akıllara zarar yaratıkları  sizlerle paylaşmak için kolları sıvadım. (Filmlerle ilgili ayrıntılı yazıları ilerleyen günlerde okuyabilirsiniz.)  Listeyi oluştururken belli bir sayı sınırlamasında kalmadım. Fakat kronolojik olarak 1910’lardan 1960’lı yılların  B filmlerden yaratıkları seçtim.

Hollywood’un milyon dolarlık canavarlarına karşın, oldukça ucuza kotarılmış bu canavarlar, günümüz izleyicisine komik gelse de yaratıcılıkta sınır tanımadıkları ortada.

Peki, bu canavarlar nasıl ortaya çıkıyor? B filmler içindeki oluşum süreçleri neler? Bunları birkaç madde altında sıralamakta fayda var; » yazının devamı